ERGİN ERSÖZ YAZDI : "HER ŞEY ÜSTÜME GELİRKEN, DÜNYA YERİNDEN OYNAMADI"

2/7/2026

HER ŞEY ÜSTÜME GELİRKEN, DÜNYA YERİNDEN OYNAMADI


İnsan bazen en çok, kimseye anlatamadığı yerinden yorulur....

İnsan bazı sabahlara gözlerini açmaz, sanki bütün dertlerini göğsünde taşıyarak uyanır. Daha ayağını yere basmadan bir haber düşer ömrünün ortasına, ardından bir başkası, sonra bir başkası. Sanki hayat, kapısının önünde bekleyen bütün kederleri sıraya dizmiş de bugün hepsini birden içeri almaya karar vermiştir. İnsan birine yetişmeye çalışırken öteki yetişir kendisine, bir yarasını sararken başka bir yerinden kanamaya başlar. Ve öyle anlar gelir ki insan, kendi ömrünün içinde kendisine yer bulamaz.

Oysa ne büyük şeyler istemiştir hayattan, bir sabahın habersizce güzel geçmesini, sevdiği bir sesin telefonda biraz daha kalmasını, akşam olduğunda içinin bu kadar yorulmamış olmasını. Bir kapının yüzüne kapanmamasını, verdiği emeğin boşa gitmemesini, kalbini açtığı yerde karşısına bir duvar çıkmamasını istemiştir. İnsanın dilekleri bazen bir çocuğun avucundaki şeker kadar küçüktür, fakat hayat o küçücük mutluluğu bile insanın elinden alacak kadar hoyrat davranabilir. İşte o zaman insan, gökyüzüne bakıp bir şey söylemek ister de hangi kelimeyle başlayacağını bilemez. Çünkü bazı acılar vardır, dilin kapısına kadar gelir ama içeri girecek bir kelime bulamaz.

Bir bakarsın, dışarıda dünya kendi işine bakmaktadır. Fırıncı sabahın ilk ekmeğini çıkarır, bir işçi servise yetişmek için koşar, bir çocuk okul çantasını sırtına alır, bir kadın pazar listesini cebine koyar. Bir evde çay demlenirken başka bir evde kimsenin duymaması için sessizce ağlanır. Aynı sokakta birinin hayatına sevinç konuk olurken ötekinin sofrasından huzur eksilir. Dünya, herkesin başına gelenleri aynı terazide tartmaz, kimine bir avuç bahar verirken kimini kışın ortasında bekletir. Ama kimsenin penceresine yazılanı herkes okuyamaz.

İnsan en çok da anlaşılmadığında yalnızlaşır. Kalabalıklar arasında yürürken bile kendi sesinin kendisine uzak geldiği günler vardır. Birine içini dökmek istersin, cümlelerini toparlayamazsın, sonra susarsın ve suskunluğunu kimse fark etmez. Sana neyin olduğunu soranlara iyiyim dersin, çünkü bazen gerçeği anlatmak, yaşadığın acıyı bir kez daha baştan yaşamaktır. O iki hecenin ardında kaç gecenin uykusuzluğu, kaç kez yutulmuş gözyaşı, kaç yarım kalmış cümle saklıdır, kim bilebilir. İnsan bazen kendisini anlatamamaktan değil, anlatsa da duyulmayacağından korkar.

Bir de güçlü görünmenin insanın sırtına bıraktığı görünmez bir yük vardır. Herkes senden bir çözüm bekler, sen kendi hayatının düğümünü hangi ucundan tutacağını bilemezsin. Başkalarının gözyaşını silerken kendi gözlerini saklarsın, başkalarına umut verirken içindeki son ışığı da onlara dağıtırsın. Bir süre sonra herkes senin ayakta kalmana alışır, sen bile düşmeye hakkın olmadığını düşünmeye başlarsın. Oysa en ağır yükleri taşıyan omuzların da dinlenmeye, en çok gülen yüzlerin de ağlamaya ihtiyacı vardır. İnsan olmak, demirden yapılmış bir kalple yaşamak değildir.

Her şey üst üste geldiğinde insanın takvimi de bozulur. Dün yaşadığı acı henüz dinmemişken bugünün haberi gelir, yarının korkusu da erkenden oturur başucuna. Böylece bir günü değil, üç ayrı hayatın yükünü taşımaya başlarsın. Geçmişin elinden tutup seni geriye çekerken gelecek yakandan tutar, bugününse senden istediği tek şey nefes almaya devam etmendir. İnsan, iki eliyle bugünü tutmaya çalışırken bütün ömrünün parmaklarının arasından kaydığını sanır.

Bir fatura gelir, cebindeki hesabı yeniden yaparsın, beklediğin para gelmez, verdiğin sözün altında ezilirsin. İş yerinde yüzüne gülüp arkandan kapı kapatanları görürsün, emeğinin karşılığını alamaz, yine de ertesi sabah erkenden kalkarsın. Bir hastane koridorunda iyi bir haber beklersin, bir telefonun çalmasını dilersin, bir kapının açılmasını beklersin. Sonra hayatın bütün ağırlığı, küçücük bir odanın içine sığar da sen kendi göğsüne sığamazsın. İnsan bazen büyük felaketlerle değil, birbirine eklenen küçük haksızlıklarla yorulur.

Yine de sabah olur, insan işe gider, ekmeğini kazanır, evine döner. Kimse onun otobüste kaç kez iç çektiğini, merdivenleri çıkarken hangi düşüncenin altında sendelediğini bilmez. Yüzündeki yorgunluk, gömleğinin yakasına sinmiş bir kırışıklık gibi görünür başkalarına. Oysa içinde koca bir hayatın taşları yerinden oynamıştır ve o, kimseye belli etmeden duvarlarını yeniden örmeye çalışmaktadır. Belki de emek dediğimiz şey yalnızca ellerin yaptığı iş değildir, insanın dağıldığı yerden kendisini toparlamak için harcadığı güç de bir emektir.

Bazen başkalarının hayatına bakıp kendi ömrünü eksik bulursun. Birinin evinin anahtarını çevirdiğini, birinin sevdiğiyle aynı sofraya oturduğunu, bir başkasının yıllardır beklediği haberi aldığını görürsün. Sonra dönüp kendi hayatına bakar, sanki yanlış trene binmişsin gibi hissedersin. Oysa kimsenin yolculuğu senin gördüğün duraklardan ibaret değildir, her insanın cebinde kimseye göstermediği bir bilet, içinde taşıdığı bir gecikme vardır. Sen başkasının penceresindeki ışığı görürsün ama o ışığın altında hangi gölgelerin yaşadığını bilemezsin.

Yalnızlık, işte tam da böyle bir vakitte gelir, sandalyeyi çeker ve karşına oturur. Telefonunda isimler vardır ama hangisine ne söyleyeceğini bilemezsin, mesaj yazarsın, silersin, yeniden yazarsın. Bir ses duymak istersin, fakat kimsenin huzurunu bozmak istemezsin. İçinde koca bir memleket kadar kalabalık düşünceler dolaşırken dışarıdan bakan biri seni yalnızca sessiz sanır. Oysa sessizlik bazen insanın içine sığdıramadığı bütün seslerin birbirine sarılmasıdır.

Keşke insanlar birbirlerine yalnızca ne yaptıklarını değil, nasıl dayandıklarını da sorabilseydi. Keşke birinin yüzündeki gülümsemeyi gördüğümüzde onun bütün dertlerini geride bıraktığına hükmetmeseydik. Çünkü herkesin bir yere yetiştiği bu dünyada, bazıları yalnızca dağılmadan akşama ulaşmaya çalışır. Bir dostun omzuna başını koymak, bazen bin nasihatten daha çok şey anlatır. Bir insanın acısını küçültmeden yanında durabilmek, bu dünyada hâlâ yapabileceğimiz en büyük iyiliklerden biridir.

İnsan kendi kendisinin de zalimi olabilir. Geçmişte yaptığı hataları bir bir çağırır, hepsini karşısına oturtur ve kendisini sorguya çeker. Başkasına tanıyacağı affı kendisine tanımaz, başkasının düşmesine göstereceği anlayışı kendi sendeleyişinden esirger. Sanki insanın bir kere yanılması, ömrünün geri kalanında mutlu olma hakkını elinden almıştır. Oysa yanlışlarımız, hayatın bize kapattığı kapılar kadar, hangi kapıyı bir daha çalmamamız gerektiğini de öğretir.

Kendine düşman kesilme, insan, hayatın zaten yeterince sert estiği günlerde. Bırak biraz dinlensin omuzların, bırak gözlerin dolarsa dolsun, bırak bir akşam hiçbir şeyi yetiştirememiş ol. Sen makine değilsin ki her sabah aynı güçle çalışasın, her darbeyi aynı sessizlikle karşılayasın. Bir günün kötü geçmesi, bütün ömrünün hükmü değildir. Bir mevsimin çiçek açmaması, toprağın içindeki baharın öldüğü anlamına gelmez.

İnsan bazen her şeyi aynı anda düzeltmeye kalkıştığı için daha çok yorulur. Kırılmış ne varsa bir gecede onarmak, kaybedilmiş ne varsa bir sabah geri getirmek ister. Oysa bazı düğümler sabırla çözülür, bazı yollar yüründükçe açılır, bazı soruların cevabı henüz yaşanmamış günlerin içinde bekler. Bugün yalnızca bir adım atabiliyorsan o adımı küçümseme. Çünkü uzun yollar, kendisini büyük sanan adımlarla değil, vazgeçmeden atılan küçük adımlarla aşılır.

Ve bil ki yardım istemek, yenilginin beyaz bayrağı değildir. Bir el uzatmak, insanın bütün gücünü kaybettiğini değil, tek başına savaşmak zorunda olmadığını anladığını gösterir. Herkesin bir omuza, bir söze, bazen de yalnızca sessizce yanında duracak bir dosta ihtiyacı vardır. Hayatın yükünü paylaşmak, yükün sahibini küçültmez, aksine insanı insana yaklaştırır. Çünkü insanlığın en güzel yanı, birinin düştüğü yerde ötekinin elini uzatabilmesidir.

Belki hayatın bütün sorularına cevap bulamayacağız. Belki bazı insanların neden gittiğini, bazı kapıların neden kapandığını, verdiğimiz emeğin neden karşılıksız kaldığını hiçbir zaman anlayamayacağız. Her acının ardından bir ödül geleceğine, her kaybın bizi daha güçlü yapacağına, her karanlığın mutlaka güzel bir sabaha bağlanacağına dair söz veremem. Fakat yaşadığımız her şeyin bizi bütünüyle tanımlamadığını söyleyebilirim. İnsan, başına gelenlerden daha fazlasıdır ve henüz yaşamadığı günlerin bütün ihtimallerini bugünkü kederinden okuyamaz.

Bir gün geriye dönüp bu günleri hatırladığında belki hangi derdin önce geldiğini bile unutacaksın. Belki seni uykusuz bırakan haberin ayrıntıları silinecek, belki bir zamanlar onsuz yapamayacağını düşündüğün insanların adı bile içinde eski bir yankı olarak kalacak. Ama bütün bunların arasında, kendini yeniden ayağa kaldırmak için gösterdiğin çabayı bir yerinde taşıyacaksın. Kimsenin görmediği bir sabah kalkıp yüzünü yıkamanı, kimsenin bilmediği bir akşam kendine yeniden söz vermeni hatırlayacaksın. İnsan bazen hayatını değiştiren büyük zaferlerle değil, kimsenin alkışlamadığı küçük direnişlerle büyür.

Kendine biraz merhamet et, çünkü sen de bu dünyanın yorulan insanlarından birisin. Herkese yetişmek, her sözü tutmak, her acının üstesinden gelmek zorunda değilsin. Bazen yapabildiğinin en iyisi, o gün yalnızca ayakta kalmaktır. Bazen bir fincan çay, açık bir pencere, içten bir telefon konuşması insanın içinde uzun zamandır kapalı duran bir kapıyı aralayabilir. Bunlar hayatın bütün meselelerini çözmez ama insana yeniden başlayabileceği küçük bir yer bırakır.

Ve sakın yalnızlığını kendi değersizliğinin kanıtı sanma. Bugün seni aramayanların sessizliği, senin sesinin kıymetsiz olduğu anlamına gelmez. Birinin seni anlayamaması, içinde anlaşılmaya değer bir şey bulunmadığını göstermez. Herkesin kalbi aynı kapıyı açamaz, herkes senin cümlelerinin neresinde kırıldığını bilemez. Yine de seni gerçekten dinleyebilecek insanlara kapını kapatma ve gerek duyduğunda bir el uzatmaktan utanma.

Şimdi bütün dertlerini bir kenara koyup hayatın karşısında dimdik durmanı istemeyeceğim. İnsan her zaman dimdik duramaz, bazen oturur, bazen susar, bazen gözyaşlarıyla kendisine yer açar. Yalnızca kendini terk etme, herkes gitse bile kendi hayatının kapısını içeriden kilitleme. Bugün her şey üst üste gelmiş olabilir, yarın da kolay geçmeyebilir, fakat henüz yaşamadığın günlerin adına karar verme. Biraz dinlen, nefes al, yapabiliyorsan sevdiğin birine seslen ve önündeki küçücük adımı at. Çünkü dünya yerinden oynamasa da insanın içinde yeni bir başlangıç için koca bir yer açılabilir. Ve bazen bütün hayatı değiştiren şey, insanın bir sabah kendisine yeniden yaşamak için izin vermesidir.

ERGİN ERSÖZ