ERGİN ERSÖZ YAZDI : "SANAL DÜNYANIN GERÇEK ESİRLERİ"

12/5/2024

SANAL DÜNYANIN GERÇEK ESİRLERİ

Modern zamanların büyülü bir dokunuşu olan internet ve onun gözbebeği sosyal medya varlığımızın en derinlerine nüfuz ederek alışkanlıklarımızı, beğenilerimizi, estetik değerlerimizi hatta daha ileriye gidiyorum değer yargılarımızı dahi yöneten görünmez bir el konumundadır.

Bu büyülü dünyada dümeni bilgi okyanusuna kırdığımızda dünyayı parmaklarımızın ucuyla keşfedebilme olanağımız vardır. Bu bağlamda sunduğu imkanlarla bu büyülü dünya bize eğitim ve iş dünyasının kapılarını ardına kadar açabilir. Hatta sınır ötesindeki dost ve akrabalarımızla bizi kavuşturan görünmez sanal bir köprü görevi görebilir. Bu sanal köprü yeni dostluklar arkadaşlıklar kazandırarak yalnızlığımızın en karanlık köşelerini aydınlatabilir. Şayet şu an ben bu yazıyı Türkiye’nin değişik illerinde hatta Hollanda’da sevgili Asuman Abla’mın okuduğundan bu kadar eminsem beni seven insanlarla mesafe tanımaksızın bu satırlarda buluştuğumuza eminsem bu elbette bu teknolojinin bize sunduğu büyülü dünya sayesindedir.

İsterdim ki bu büyülü dünya ile ilgili keşkelerle başlayıp amalarla devam eden cümle kurmayayım. Lakin nasıl ki dinamit en sert kayaları en yüce dağları kırıp yol yapmak, insanları birbirilerine kavuşturma amacıyla bulunup şu an insanları öldürüp birbirilerinden ayırmak için kullanılıyorsa bu büyülü dünya da ne yazık ki sadece güzelliğe güzel şeylere hizmet eden bir dünya değil. Hele ki göründüğü kadar masum asla değil.

Şimdi sizden ufak bir ricada bulunmak istiyorum. Yazımı okumaya başlayıp bu satırlara geldiğiniz süre içerisindeki telefonunuza gelen bildirimlerinizi kontrol eder misiniz? Muhteşem indirimler… Kara cumalar... Bu kontrol sayesinde eğer her gelen bildirimde telefonunuza baktığınızı düşündüğünüzde dikkatimizdeki dağınıklığı nasıl tetiklediğini daha net anlayacaksınızdır.

Sosyal medya platformları… Bu sihirli dünyanın en büyük kitlesel silahı konumundadır. Beynimizdeki ödül merkezlerini uyararak sürekli olarak bizi o dünyanın içinde tutan bir bağımlılık. Bir resim paylaşıyoruz veya bir hikâye paylaştıktan sonra sürekli olarak kontrol ediyoruz. Kaç kişi görmüş? Kaç beğeni gelmiş? Kimler neler yazmış? Kaç yorum gelmiş? Üstelik işin psikolojik boyutuna baktığımızda güzel yorumlar gelince mutlu oluyoruz ancak kötü yorumlar gelince ya da fazla beğeni almayınca da haliyle epey üzülüyoruz.

Sosyal medyanın doğasında var olan bu beğeni yarışı insanları sahte bir mükemmelliğin ardına gizliyor. Mükemmel vücutlar kusursuz olarak dizayn edilen hayatlar bizi yetersiz olma hissiyatına itiyor. Kimse salçalı ekmek yerken fotoğraf yüklemiyor veya bir tost yapıp bunu paylaşmıyor. Maşallah herkes dünyanın çeşitli mutfaklarını keşfediyor. Kimse pijamalarıyla uykudan uyanır uyanmaz resim paylaşmıyor makyajsız halini görebildiğimiz kimse de çok fazla yok fazla kilolarını ayva göbeğini paylaşan kimse de yok. Hal böyle olunca da elimizdeki cihazda her gördüğümüz şey mükemmel olunca biz de doğal olarak ‘’insanlar ne hayatlar yaşıyor be bizimkisi de hayat mı? ‘’ diyerek iç çekiyoruz. Kendi hayatımızın güzelliklerini bir kalemde silip atıp kendimizi vücudumuzu hayatımızı yetersiz olarak görüyor ve saniyeler içerisinde moralsiz psikolojisi bozulmuş bir kişilik oluveriyoruz.

Yukarıda bu büyülü dünyanın bize yeni arkadaşlar kazandırdığından bahsetmiştim. Ne yazık ki bu da göründüğü kadar masum değil. Şöyle ki bu platforma girilen bilgiler bizim tarafımızdan girildiği için bu platformlarda iletişim içinde olduğumuz insanlar bizi bizim bahsettiğimiz kadarıyla tanıyorlar. Hayır tabii ki biz kötü insanlar değiliz ve asla yalan söylemeyiz ancak işin daha kötü kısmı da biz yalanı sevmeyen iyi insanlar da bu platformlarda iletişim içinde olduğumuz kişileri onların bahsettiği kadarıyla ve bahsettiği şekillerle biliyoruz. Hatta bu durum bazen öylesine komik bir hal alıyor ki bu yalan dünya içinde kendini güçsüz hissetmemek adına kendi mesleğini değiştiren insanlardan yeni yeni meslek gruplarının olduğunu öğreniyoruz. Mesela esnaflığından utanan bir abimiz kendisine ‘’çay gurmesi’’ diyor. Ya da bir mağazada kasiyer olarak çalışan bir ablamız karşısındaki insana kendisini ‘’para uzmanı’’ olarak tanıtıyor. Bu örnekler o kadar çok ki … Çok afili çok havalı ama bir o kadar da içi boş ve sanal değil mi gerçekten?

Durum böyle olunca da ne yazık ki ‘’atış serbest’’ dahilindeki bir mecrada kandırılmak ve mağdur edilmek kaçınılmaz olabiliyor. Bu tarz yalanlara maruz kalan insanlar maddi manevi kayıplar yaşayabiliyor. Zaten zaman olarak kime inanacağımızı bilemediğimiz zamanlardayız. Sırtımızı kime dayayacağımızı bilemediğimiz dönemlerden geçiyoruz ve işimiz de her geçen gün biraz daha zorlaşıyor.

Böylesine bir zamanda böylesine kaygan bir zeminde bazı olumsuzluklara davetiye çıkardığımızı ve istemeden bu mağduriyetlere kendimizin sebep olduğunu görüyorum. Küçük bir örnekle birlikte düşünelim şimdi. Çocuğumuz biricik evladımızla dışarı çıktık ve bizim o melek saf kalpli yavrumuz her önüne gelen teyzeye her gördüğü amcaya elma apartmanında oturduğunu söylüyor. Böyle bir durumda büyük ihtimalle hepimiz çocuğumuza kızarız ya da en azından bu yaptığı davranışın çok tehlikeli olduğunu beylik ve bilgiç cümlelerle ona anlatırız. Sonuçta kültürlü ebeveynleriz hepimiz. Oysa biz çocuğumuzu alıp pazar gezmesine gidiyoruz veya akraba ziyaretlerine gidiyoruz ya heh işte kapıdan çıktığımızda ‘’pazar gezmesi’’ ‘’teyzoş ziyareti’’ başlıkları altında selfie çekip elma apartmanı armut sitesini etiketliyoruz. Ve bunu da sosyal medyada paylaşıyoruz. Çocuğumuzun söyleyebileceğinden çok daha büyük bir kitleye oturduğumuz yeri bildiriyoruz. Adresimizi açık hale getirip belki de kendimizi açık hedef haline getiriyoruz. Ve sonrasında yaşadığımız mağduriyetin bu boyutunu hiç düşünmüyoruz. Evet dünya sanal ama suç gerçek, yaşadığımız mağduriyet gerçek, döktüğümüz gözyaşı gerçek. Çünkü bizim resimlerimize kimin nerede ne niyetle baktığını bilmiyoruz ve asla bilemeyeceğiz burası da en acı gerçek.

Benim kişisel olarak en kavgalı olduğum ve en nefret ettiğim husus sahte olmak yapmacık davranmak. Bu durum sanal dünyanın giriş kuralı ve jargonu olmuş durumda. Kibar olabilmek adına bizi tenzih ediyorum bu durumdan ancak herkes orada olduğu gibi değil olmak istediği insan gibi. Eşini aldatan insan bir gün sonra sadık olmaktan dem vurup okkalı sözler paylaşıyor ya da henüz ayılmamış akşamdan kalma insanlar ‘’hayırlı cumalar’ ’mesajları iletileri paylaşıyor. Normalde anne babasının kapısını çalmayan insanlar anneler babalar gününde sırf sosyal medyadaki rekabetten ötürü anne babalarına çarşaf çarşaf methiyeler düzüp kare kare resimler paylaşıyor. Bir insanın sevdikleriyle resim çekip paylaşması ne kadar doğal değil mi? Evet ama ben bu doğallığın içindeki yapaylığı sevmiyorum. Sevdiğimiz bir insana sevdiğimizi söylemek kadar güzel bir şey yok fakat bunu yaparken milyonların buna şahit olmasına gerek yok. Bu samimiyet duygusunu köreltip olayı tamamen şov haline getiriyor. En sevdiklerimizi birkaç beğeni uğruna şov malzemesi yapmamalıyız. Hele ki çevremizde anne veya babası kısa bir süre önce ahirete intikal etmiş insanlar varken bunu yapıyorsak lütfen bir kez daha düşünelim olmaz mı? Babası yoğun bakımda hayat mücadelesi veren bir insanın sizin ‘’canım babam’’ yazılı paylaşımını gördüğünü düşünsenize bir. O acıyı hissettiniz değil mi? Ben çok eminim hissettiniz ya da belki de bu durumu yaşamadığınız, ateş düştüğü yeri yakmadığı için hissedemediniz bu da olabilir ama ben hissediyorum. Çünkü jokey olmak için önce at olmaya gerek yok biraz empati biraz da Edep Ya HU!

Bu sihirli dünya kimi insanlar için bir gelir kapısı. İnternet üzerinden satış yapan ticaret yapan insanlar hatta hiçbir ticari mal satmayıp içerik oluşturup espri satanlar veya çılgınlıklar yaparak içerik oluşturanlar. Yani kendilerince havalı bir isme sahip olan fenomenler. Kaliteli içeriklere saygım elbette ki var elbette başarılı olanların takdir edilmesi gerekiyor ancak çılgınca içerik üreteyim diye annesinin bileziklerini babasının arabasının anahtarını çalarak içerik üretenlere nedense zerre saygı duyasım gelmiyor. Zaten başımızı kaldırıp gündemi biraz izliyorsak bu işin de suyunun çıktığını görebiliyoruz. Çok kısa bir süre önce Çin’de bir sosyal medya fenomeni henüz 26’sında sırf birkaç tane daha fazla tıklanmak birkaç tane daha beğeni alabilmek adına 62.katta yaptığı dans gösterisinde düşerek hayatını kaybetti…

Bu sanal dünyanın benim canımı acıtan en olumsuz etkisinin insan ilişkileri üzerinde olduğunu düşünüyorum. Düşünüyorum ve hatta üzülüyorum çok üzülüyorum hem de. Yüz yüze iletişim tamamen bitti diyeceğim ama güzel mekanlara gidip hikâye atmak neyse ki hala moda hala revaçta. Sadece bunun için bile insanlar yüz yüze geliyorlar görüşmeseler de …

Geçenlerde değerli kuzenim Muhammed’le çay içip biraz da laflamak için bir mekâna oturduk. Öyle çok zevkli insanlar olduğumuz söylenemez veya mekânın şıklığı bizim için tercih sebebi değildir önemli de değildir ama nasıl olduysa gerçekten şık bir mekâna gitmişiz herhalde ki içerisi bir kütüphane sessizliğindeydi. Cep telefonlarının flaşları patlıyor, insanlar yediklerini içtiklerini çekip paylaşıyor ama içerisi garip bir şekilde sessiz. Biz iki kişi gittik epey de güldük sanıyorum çünkü sadece kendi kahkahamızı duyduğumuz bir ortam. Arkamda patlayan flaşlara dikkat çekip döndüm masada beş tane gencecik insan oturuyor. Biz iki kişi onlardan çok daha fazla gürültü yaptığımıza eminim. Beş kişiler bir sürü flaş patlıyor ama mümkün değil aralarında tek kelime konuşma yok ses çıkmıyor. Kendi gürültümüzden dolayı içimde ufak bir utanç duygusu belirmişti ki gençliğin o halini görünce aldığımız keyiften dolayı gerçekten çok mutlu oldum. Onların haline üzülsem mi kendi mutluluğumuza sevinsem mi diye düşünürken tabii ki de kendimize torpil yapıp bitmeyen iletişimin ve saatin kaç olduğunun dahi farkında olmayacak kadar güzel muhabbetin varlığından dolayı mutlu olmayı seçtim.

Bu konudaki en ilginç olay geçenlerde ülkemizde görev yapan bir teknik direktörümüzden geldi. Bu teknoloji ve sosyal medya çocukları bitirdi futbolu bitirdi dedi. Futbol aşığı birisi olarak hemen yaktım dörtlülerimi ve sesi biraz daha açtım çünkü ilginç geldi. Teknolojiden futbol dünyası da faydalanıyordu çünkü. VAR teknolojisi gol çizgisi teknolojisi vs. Nedenini öğrenmek istedim ki hoca çok ta uzatmadan muhteşem bir şekilde özetledi hadiseyi.

Biz futbol oynarken futbolculuk dönemlerimde otel lobilerinde hep birlikte otururduk. Yatma saatimiz gelene kadar sohbet ederdik tavla oynardık kâğıt oynardık muhabbet vardı ve bu muhabbet aradaki bağı kuvvetlendirirdi. Şimdi otelde çocukların sesini sadece otelin wifi şifresini söylerken duyuyorum. Hepsinin elinde bir telefon veya oyun konsolu aynı apartmanda oturan iki futbolcum var biri idmana gelmiyor diğerine soruyorum arkadaşından haberi yok. Dolayısıyla sahada birbirileri için savaşan bir ekip yok çünkü birbirileri için savaşacak kadar birbirilerini tanımıyorlar ne garip değil mi?

Bu cümleler sadece bir noktayı tokat gibi çarptı yüzüme. Sanıyorum ki artık şunu kabul etmeliyiz. Biz sanal dünyanın gerçek esirleriyiz. Milyonlarca insana on binlerce kilometre uzakta olan topluluğa hitap eden ulaşabilen dijital yalnızlarız. Şayet kitlesel olarak bunu kabul edebilsek bununla savaşmak için cephenin en önünde olmaya ben hazırım. Hadi yüz yüze iletişimi geçtim kelimeler bile kısaldı yahu! Selam bile slm oldu!

Olmamalı dilimize bu saçma kelimeler dolmamalı. Bu sanal dünya eninde sonunda bizi yalnız olduğumuz gerçeğiyle yüzleştirecek. Bu yüzden yüz yüze sosyal ilişkilere yönelelim. Doğaya yönelelim toprağa basalım çiçekler toplayalım havayı ya havayı koklayalım! Gerçek olsun dünyamız bu sanal dünyayı dengede kullanalım. Biz onu kullanalım yani onun bizi kullanmasına izin vermeyelim. Sevdiğimiz insanlara öptüm yazmayalım mesela bir kahve yapalım ellerimizle ikram edelim sarılalım ve öpelim, gerçek gülücükler biriksin gamzelerimizde sanal tebessümler değil. Çünkü inanın bana en değerli anlar gerçekler olacak gerçekten yaşadıklarımız olacak sanallığın esaretinde yazdığımız harflerle mış gibi yaptıklarımızla değil. Her imkânı dengeli bilinçli kullanıp duygularımızı kaybetmemek dileğiyle…

ERGİN ERSÖZ

YAZARIN DİĞER YAZILARI