ERGİN ERSÖZ YAZDI : "SEVMENİN Mİ, SEVİLMENİN Mİ YÜKÜ AĞIR? "

9/18/2025

SEVMENİN Mİ, SEVİLMENİN Mİ YÜKÜ AĞIR?

Sevmenin mi sevilmenin mi yükü ağır sorusu insanlığın en eski aynalarından biridir.

Bu soru her çağda başka bir yüzle karşımıza çıkar.

Kimi zaman bir annenin sessiz fedakârlığında gizlenir.

Kimi zaman bir hükümdarın yalnız tahtında yankılanır.

Çünkü sevgi hem taşıyanı hem taşınanı sınar.

Sevmek aktif bir eylemdir ve insanı sürekli hareket hâlinde tutar.

Sevilmek ise pasif görünür ama ağır bir beklenti barındırır.

Beklenti zamanla görünmez bir zincire dönüşür.

Zincir uzadıkça özgürlük sanılır.

Oysa zincirin varlığı değişmez.

Tarih bu ikilemin tanıklarıyla doludur.

Dante Beatrice’i severken cehennemi ve cenneti birlikte yazmıştır.

Beatrice’in sevileni olmak ise neredeyse sessiz bir heykel duruşudur.

Birinin kalemini yakmakla birinin ilhamı olmak aynı şey değildir.

Bu fark yükün yönünü ele verir.

Sevmek insanı eksiltir ama derinleştirir.

Sevilmek insanı çoğaltır ama yüzeyselleştirebilir.

Eksilmek korkutucudur çünkü kayıp hissi yaratır.

Çoğalmak baş döndürücüdür çünkü alkış getirir.

Alkışın sesi kesildiğinde geriye kalan gerçek ağırlıktır.

Antik Yunan’da Eros bir tanrıydı ama huzur dağıtmazdı.

Eros’un oku değdiğinde kalp taşır ama ruh yorulurdu.

Sevilmek tanrıların bile kıskandığı bir konfor alanıydı.

Ama sevmenin yükünü çoğu zaman ölümlüler taşıdı.

Mitler bile bu adaletsizliği saklamaz.

Orta Çağ’da aşk çoğu zaman ulaşılamayana yöneldi.

Ulaşılamayanı sevmek yücelik sayıldı.

Sevilmek ise dünyevi ve sıradan görüldü.

Bu yüzden şövalyeler aşk için savaştı.

Ama sevilmenin sorumluluğunu yazıya dökmediler.

Sevmek insanı kendinden vazgeçmeye zorlar.

Sevilmek insanı kendine hayran bırakabilir.

Vazgeçiş fedakârlık doğurur.

Hayranlık ise körlük üretir.

Körlük sevginin en sessiz düşmanıdır.

Roma İmparatoru Marcus Aurelius sevmeyi bir görev gibi yaşadı.

Halkını severken kişisel mutluluğundan feragat etti.

Sevilmek ona güç verdi ama huzur vermedi.

Güç geçiciydi.

Feragat kalıcıydı.

Modern çağda bu soru daha da karmaşıklaştı.

Sosyal onay sevilmenin yeni ölçüsü oldu.

Beğeniler sevgi sanıldı.

Sevmek ise zaman isteyen zahmetli bir iş olarak görüldü.

Zamanın pahalı olduğu yerde sevgi yoksullaştı.

Sevilmenin yükü görünmezdir ama beklentiyle ağırlaşır.

Seven kişi verirken tükenir.

Sevilen kişi alırken borçlanır.

Borcun fark edilmemesi en büyük yanılgıdır.

Çünkü her alınan sevgi bir karşılık ister.

Fransız Devrimi eşitlik sloganlarıyla başladı.

Ama aşk ve sevgi hâlâ eşitsiz kaldı.

Sevenler barikat kurdu.

Sevilenler balkonlardan izledi.

Devrimler bile bu teraziyi dengeleyemedi.

Sevmek cesaret ister.

Sevilmek dürüstlük ister.

Cesaret yaraya açıktır.

Dürüstlük maskeleri düşürür.

Hangisinin acısı daha kalıcıdır sorusu burada belirir.

Tolstoy Anna Karenina’yı severek yazdı.

Anna sevilmenin ağırlığıyla tren raylarına yürüdü.

Biri üretirken yandı.

Diğeri tüketilirken yok oldu.

Edebiyat bu farkı kayda geçirdi.

Günlük hayatta sevmek emek ister.

Emek çoğu zaman görünmezdir.

Sevilmek görünürlük sağlar.

Görünürlük alkış toplar.

Alkış emek kadar beslemez.

Sevmek bir risk alma biçimidir.

Sevilmek bir risk kabulüdür.

Alan kişi düşmemek için sabit durur.

Veren kişi düşebileceğini bilerek yürür.

Yürümek her zaman daha yorucudur.

Tarihte peygamberler sevmeyi öğretti.

Sevilmekten çok sevmeyi kutsadılar.

Çünkü sevmenin yükü insanı olgunlaştırır.

Sevilmenin rahatlığı ise insanı uyutabilir.

Uykuda büyüme olmaz.

Psikoloji sevilmenin güven duygusu yarattığını söyler.

Ama aşırı güven durağanlık üretir.

Sevmek kaygı üretir.

Kaygı hareket doğurur.

Hareket yaşam belirtisidir.

Sevilen kişi merkeze yerleşir.

Seven kişi çevrede döner.

Merkezde durmak kolaydır.

Dönmek baş döndürür.

Ama evren dönenlerle genişler.

Sevmenin yükü sırt ağrısı gibidir.

Sevilmenin yükü kalp sıkışması gibidir.

Biri dıştan hissedilir.

Diğeri içten kemirir.

Hangisinin daha dayanılmaz olduğu kişiye bağlıdır.

Bu yazı kesin bir cevap vermek için yazılmadı.

Çünkü sevgi matematikle ölçülmez.

Ama tartılsa çoğu zaman sevmek ağır basar.

Ağırlık acıdan değil anlamdan gelir.

Anlam taşıyan her şey insanı biraz eğer.

Sevmenin yükü çoğu zaman sessizce taşınır.

Seven kişi duygusunu yüksek sesle ilan etmekten çok içselleştirir.

Bu içselleştirme zamanla ağır bir sorumluluğa dönüşür.

Çünkü sevmek, karşındakinin hayatına görünmez bir söz vermektir.

O söz çoğu zaman yazılı değildir ama bozulduğunda can yakar.

Sevilmek ise ilk anda bir armağan gibi görünür.

İnsan sevildiğini hissettiğinde dünyayla barışır.

Fakat bu barış kalıcı değildir.

Sevilmenin devam edeceğine dair beklenti oluştuğu anda yük başlar.

Beklenti sevgiyi tüketen en sessiz süreçtir.

Tarihte krallar sevilmek için savaşlar yaptı.

Sevilmeyen bir kral gücünü kaybedeceğini bilirdi.

Ama halkını gerçekten seven kral geceleri uykusuz kalırdı.

Sevilmek tahtı korur.

Sevmek vicdanı ayakta tutar.

Sevmenin yükü zamanla yalnızlık doğurur.

Çünkü herkes sevildiğini konuşur ama herkes sevdiğini anlatmaz.

Seven kişi çoğu zaman anlaşılmadığını hisseder.

Bu his insanı içe kapatır.

İçe kapanmak sevginin doğal bedellerinden biridir.

Sevilmek ise kalabalık yaratır.

İnsan sevildiğinde etrafı doludur.

Ama kalabalık her zaman destek anlamına gelmez.

Bazen kalabalık sorumluluğu artırır.

Çünkü sevilen kişi herkesi memnun etme çabasına girer.

Hz. Mevlânâ sevmeyi yanmakla tarif eder.

Yanmak dönüşmektir.

Dönüşmek acısız olmaz.

Sevilmek ise çoğu zaman olduğu gibi kalmaktır.

Olduğu gibi kalmak gelişimi yavaşlatır.

Rönesans sanatçıları sevdikleri için eser verdi.

Michelangelo tavanlara aşkını kazırken karşılık beklemedi.

Onu sevenler vardı ama o üretmenin yükünü taşıdı.

Üretim sevmeye yakındır.

Tüketim sevilmeye benzer.

Sevmek insanı savunmasız bırakır.

Savunmasızlık kırılganlık getirir.

Kırılgan insan daha dikkatli olur.

Sevilmek ise zırh giydirdiğini düşündürür.

Zırh insanı ağırlaştırır.

Günlük ilişkilerde de bu denge değişmez.

Seven taraf daha çok düşünür.

Sevilen taraf daha çok bekler.

Düşünmek yorar.

Beklemek sabırsızlaştırır.

Tarihsel devrimlerin çoğu sevgiyle başlamıştır.

Ama devrimden sonra sevilmek isteyen liderler ortaya çıkmıştır.

Sevenler meydanları doldurur.

Sevilenler balkonlardan konuşur.

Bu fark yükün kimde olduğunu gösterir.

Sevmenin yükü fedakârlıkla ölçülür.

Fedakârlık çoğu zaman görünmez.

Sevilmenin yükü beklentiyle ölçülür.

Beklenti her zaman görünürdür.

Görünür olan daha çok konuşulur.

Sevilen kişi hata yaptığında affedileceğini düşünür.

Seven kişi hata yapmaktan korkar.

Korku insanı dikkatli kılar.

Rahatlık ihmali doğurur.

İhmal sevgiyi aşındırır.

Psikolojik olarak sevmek bağlanmayı artırır.

Bağlanma kayıp korkusunu büyütür.

Sevilmek güven hissi yaratır.

Ama güven fazla olduğunda duyarsızlık başlar.

Duyarsızlık ilişkinin sessiz sonudur.

Sevmenin yükü bazen gururu ezer.

Sevilmenin yükü bazen kibri besler.

Ezilen gurur insanı olgunlaştırır.

Beslenen kibir insanı yalnızlaştırır.

Yalnızlık her iki tarafı da sonunda bulur.

Modern çağda insanlar sevilmeyi daha çok ister.

Çünkü sevmek emek ister.

Emek sabır ister.

Sabır çağımızın en pahalı değeridir.

Bu yüzden sevilmek daha cazip görünür.

Ama sevilmenin cazibesi geçicidir.

Sevenin emeği ise kalıcı iz bırakır.

Tarihte isimleri hatırlananlar sevenlerdir.

Sevilenler çoğu zaman unutulur.

Çünkü sevgi iz bırakan tarafta ağırdır.

Sonuç olarak sevmenin mi sevilmenin mi yükü ağır sorusu tek bir cevapla kapanmaz.

Çünkü bu soru insanın hayata hangi yerinden baktığıyla ilgilidir.

Seven için yük omuzdadır.

Sevilen için yük kalptedir.

Omuz ağrır ama kalp kırılır.

Sevmenin yükü çoğu zaman sessizdir.

Sessizlik dayanıklılık gerektirir.

Dayanıklılık insanı güçlendirir.

Ama güçlenmek kolay bir süreç değildir.

Bu yüzden sevmek yorucudur.

Sevilmenin yükü görünür değildir.

Görünmez yükler daha geç fark edilir.

Fark edildiğinde ise çoktan ağırlaşmıştır.

Sevilmek alışkanlığa dönüştüğünde sorumluluk başlar.

Sorumluluk taşınmadığında sevgi çürür.

Tarih boyunca büyük değişimler sevenler tarafından başlatılmıştır.

Sevilenler ise çoğu zaman sonuçları yaşamıştır.

Bir fikri sevmek devrim doğurur.

Bir fikrin sevilmesi iktidar yaratır.

İktidar yükü eşit dağıtmaz.

Sevmek insanı dönüştürür.

Dönüşüm sancılıdır.

Sancı farkındalık yaratır.

Farkındalık insanı büyütür.

Büyümek yük taşımayı öğretir.

Sevilmek insanı sabitler.

Sabit kalmak güven verir.

Ama uzun süre sabit kalan şey çürümeye başlar.

Bu yüzden sevilmenin yükü zamanla içten içe artar.

Artış fark edilmezse kırılma kaçınılmazdır.

Sevmenin yükü kaybetme ihtimaliyle yaşar.

Bu ihtimal insanı dikkatli kılar.

Dikkat sevgiyi inceltir.

İncelen sevgi derinleşir.

Derinlik ağırlık demektir.

Sevilmenin yükü beklentiyle yaşar.

Beklenti doyurulmadığında hayal kırıklığı doğar.

Hayal kırıklığı sessiz öfke üretir.

Öfke sevgiyi zehirler.

Zehirlenen sevgi ağırlaşır.

Edebiyat sevenlerin omzunda yükselmiştir.

Sanat sevilmenin konforundan değil sevmenin sancısından doğmuştur.

Şairler karşılıksız sevdikleri için yazmıştır.

Okur sevilmenin keyfini sürmüştür.

Bu bile terazinin yönünü gösterir.

Sevmek insanı incitir ama öğretir.

Sevilmek insanı besler ama sınar.

Öğreten acı kalıcıdır.

Besleyen rahatlık geçicidir.

Geçici olan yükünü geç fark ettirir.

İlişkilerde denge bu yüzden zordur.

Çünkü herkes sevilmek ister.

Ama az kişi sevmeyi göze alır.

Göze almak cesaret ister.

Cesaret ağır bir kelimedir.

Sonunda herkes biraz sever biraz sevilir.

Ama yük çoğu zaman sevenin tarafında birikir.

Çünkü seven verirken azalır.

Sevilen alırken çoğalır.

Azalmak daha çok hissedilir.

Bu yüzden sevmenin yükü daha somuttur.

Ama sevilmenin yükü daha sinsidir.

Biri hemen ağrıtır.

Diğeri zamanla yorar.

Hangisinin ağır olduğu kişiliğe bağlıdır.

Yine de insanlık sevmeyi kutsamıştır.

Dinler sevmeyi öğütler.

Felsefe sevmeyi sorgular.

Sanat sevmeyi yüceltir.

Çünkü insanı insan yapan taraf budur.

Sevilmek bir sonuçtur.

Sevmek bir tercihtir.

Tercihler yük taşır.

Sonuçlar bedel ister.

Bedel ödemeden sevgi olmaz.

Belki de soru yanlış soruluyordur.

Belki yükten kaçmak yerine anlamı düşünmek gerekir.

Anlam çoğu zaman sevmenin içindedir.

Sevilmek hoş bir duraktır.

Ama yol sevmekten geçer.

Bu yüzden ağır olsa da sevmek daha değerlidir.

Çünkü ağırlık insanı yere bastırır.

Yere basan insan gerçek olur.

Gerçek olan sevgi kalıcıdır.

Kalıcı olan her şey biraz ağırdır.

ERGİN ERSÖZ