ERGİN ERSÖZ YAZDI : "KAYBOLAN PARÇALARIN HASRETİ"

11/24/2024

KAYBOLAN PARÇALARIN HASRETİ

Özlem, özlemek insanın en derin noktalarında yuva bulan kimi zaman gamzelerimize gömdüğümüz tatlı bir hüzün kimi zaman kalbimize ağır gelen, taşıyamadığımız ve dayanamadığımız bir acı olarak kendisini gösteren değişik karmaşık ve izole bir duygudur. Bu duygu kaybettiklerimizin yaşadıklarımızın belki de yaşayamadıklarımızın gölgesinde belirir. Bu duygu belirdiğinde ise ruhumuzu görünmez bir el sıkıştırır ve içimizi de alabildiğince boşlukla doldurur. Tıpkı uzun zamandır aradığımız ancak bulamadığımız için bir türlü tamamlayamadığımız o yapbozun kaybolan parçası gibi özlem de hayatımızın yarım kalmışlığını yüzümüze vurduğu sert bir tokatla bize hatırlatır. Peki bu acımasız ancak bir o kadar da güzel olan duygu bizim dünyamızda nasıl vücut bulur? İnsan aslında tam olarak neleri özler?

ANILARIMIZ… Bu durum genellikle çok sevdiğimiz ve kaybettiğimiz bir kişinin bir daha geri gelmeyeceği gerçeğiyle yüzleştiğimizde ortaya çıkar. Annemiz babamız kardeşimiz arkadaşımız dostumuz sevgilimiz … Bu gerçekle yüzleştiğimiz andan itibaren çaresizce yaşadığımız anılara can veririz. Günün belirli saatlerinde özellikle uykuya dalmadan önce bu anıları tekrar yaşarız ve özleriz. Aileyle yapılan kahvaltılar, kaybettiğimiz bir dostumuzda balığa gittiğimizdeki yaşananlar, kardeşimizle gittiğimiz bir maçın bize kazandırdığı komik anılar, ya da sevgilimizi ilk kez öptüğümüz o an … Durumu hayatımızdaki kişilere indirgediğimizde özlemek elimizde imkân varken yapabilecek durumdayken yapmadığımız şeylerin bedelini bizden alındığında çok ağır bir şekilde ödediğimiz bir olgu. Acımasız ağır ve yıpratıcı bir olgu… Size de bu çok garip gelmiyor mu? Sevdiklerimiz yanı başımızdayken üzüyoruz kırıyoruz aramızı düzeltmek için hiçbir şey yapmıyoruz, kaybettiğimiz zaman da şu an burada olsaydı var ya ile başlayan milyonlarca öznesinde pişmanlık barındıran cümleler kuruyoruz. İnsanlar uzaktayken uzak olmalı aslında yanımızdayken değil. Çok uzaklara gittikten sonra zaten yanımızda olamayacaklar …

DUYGULARIMIZ… Sadece kaybettiğimiz kişileri değil kaybettiğimiz duyguların da özlemini duyarız zaman içerisinde. Sadakat gibi güven gibi aşk gibi heyecan gibi kaybettiğimiz duyguları… Oysa duygularımız bizi biz yapan değerlerimiz ancak ne var ki yaşam döngüsü içerisinde deneyimlediğimiz her olay bizde iyi veya kötü küçük veya büyük izler bırakır. Şayet bu bizde kalan izler derin yaralar açarsa işte o zaman bu açılan yaralar bazı duygularımızı kaybetmemize sebep olur. Bu perspektiften baktığımız zaman derin yarlarımız veya büyük kayıplarımız olmasa dahi zamanın akışı, değişen koşullar, olgunlaşma süreçleri duygularımızın evrilmesine hatta yok olmasına sebep olur. Mesela çocukluk masumiyetimiz; hangimiz bu masumiyeti özlemiyor ki? Hangimiz çocukluğumuzda olduğu kadar masum kalabildi ki? Çocukken hayata, en yakınımızdakilere sonsuz sebepsiz ve çıkarsız bir güvenle bakardık. Hayat bizi üzdükçe, en yakınımızdakilerin en uzağımızda olduklarını gördükçe hayatın gerçekleriyle yüzleştikçe masumiyetimizi kaybettik ve özlediğimiz duyguların arasına koyduk. Peki ya gençliğimizdeki o sınır tanımayan ilk aşkımız? Zamanla bize ''ben bunu nasıl yapmışım '' dedirten anılarla çılgınlıklarla ve fedakarlıklarla doludur. Bu çılgınlıklar yıllar sonra baktığımız zaman bizi şaşırtır çünkü geçen zamanla birlikte gelen olgunluk o maceracı ve heyecanlı kimliğimizi bize kaybettirmiştir. Bu kimliğimizin yerine sakinlik ve huzur isteyen bir kişilik getirmiştir bunun sonucu olarak geriye dönüp baktığımızda biz kaybettiğimiz o çılgın o heyecan dolu olan bu kimliğimizi de çok özleriz…

HAYAL KURMA KABİLİYETİMİZ … Hatırlıyorum ben ilkokuldayken sınıfımızda astronot olmak isteyenlerin sayısı öğretmen ya da doktor olmak isteyenlerin sayısından çok daha fazlaydı. Bugün tanıdığım bir tane bile astronot yoksa bu yeteneğimiz de özlediğimiz duygularımız arasındaki yerini alabilir demektir …

Astronot olmak demişken çok gariptir ki bir zaman sonunda ulaşamadığımız erişemediğimiz hayallerimizin özlem duygusunu tetiklediğini fark ettim. Katılır mısınız bilemiyorum ama astronot olma hayalleri kuran birisi astronot olamadığı için uzaya ve keşfetme duygusuna olan özlemi daha da artmaz mı? Yarım kalan bir aşk misali tamamlanamayan hayaller… Yıllarca çalıştığımız işyerinde yıllar geçmesine rağmen hala başladığımız noktada oluşumuz ilerleyip yükselemeyişimiz başarıya veya tanınmaya olan ihtiyacımıza duyduğumuz özlemi daha da fazlalaştırmaz mı?

Özlem duygusu denince insan yine kendisine yapar en çok torpili kanımca. En çok kendimizi özleriz. Muhtemelen büyüklerimizden '' ben var ya gençken bu merdivenleri her gün yüz kere inip çıkardım '' ''gençliğimde çakı gibiydim çakı yerimde duramazdım '' cümlelerini duymuşuzdur. Bu yaşlanan, yıllar içerisinde yıpranan bedenimizin gençliğimizdeki enerjiye duyduğu özlemden kaynaklanan cümleler değil de nedir ki? ''benim gençken saçlarım belime kadardı '' '' ben öyle güzeldim ki gençliğimde mahallede beni parmakla gösterirlerdi'' Bu cümleleri de duymuşuzdur kesinlikle. Bu cümleler de saçlarımıza beyazlar yüzümüze çizgiler dolmadan önceki güzelliğimize pürüzsüz cildimize olan özlemimizden başka bir duygu barındırmaz…

Özlemek dediğimiz zaman aklıma gelen bir şey daha var ki bu diğerlerinden biraz daha garip geliyor bana. BİR YERİ ÖZLEMEK … Çocukluğumuzun gençliğimizin geçtiği köyü özlemek, yazları ailemizle gittiğimiz tatil beldesini özlemek … İnsanın doğup büyüdüğü toprakları özlemenin nesi garip? Dediğinizi duyar gibiyim. Bana garip gelen aslında işin şu kısmı. Küçükken ailemizle tatile gittiğimiz yere yıllar sonra yeniden gittiğimizde aynı tadı alamıyoruz. Belde aynı belde lakin çocukluğumuzdaki gibi kalmadı ki. Doğup büyüdüğümüz köy bizim doğup büyüdüğümüz zamanlardaki gibi kalmadı ki. Komşularımız yok, bize dondurma alan elinden tutup bizi gezmeye götür diye yapıştığımız dedelerimiz yok, gölgesinde nefes aldığımız ağaçlarımız yok, kaçamak bakışlarla göz süzdüğümüz o çeşme başı yok hatta çeşme de yok … Doğduğumuz köye gidiyoruz aile evine gidiyoruz normalde bu özlemin dinip onun yerine kavuşma hissinin verdiği mutluluk duygusunun gelmesi gerekiyor ancak aynı ev içinde yaşadığımız o kalabalık aile, kardeşlerimiz yok. Gidiyoruz görüyoruz fakat daha da özlüyoruz. Tuzlu su içmek gibi. İçiyoruz içtikçe susuzluğumuzun azalması gerekirken daha da çok içimiz yanıyor hararetimiz daha da çok artıyor. İşte tam burada özlediğimiz şeyin taş toprak değil içindeki canlar olduğunu anlıyoruz.

Özlem duygusunun en ilginç hali de aslında gerçek hayatta hiç görmediklerimizi göremeyeceklerimizi de özleyebiliyor olmamız. Mesela milli takım arasından yeni çıktık değil mi? Tuttuğumuz takımdaki futbolcularla günlük hayatta ilişki içerisinde değiliz belki de ömrümüzde hiç görmedik ancak onlardan iki hafta ayrı kalınca onları da özleyebiliyoruz… AMAAAAAA özlemin öyle yıkıcı bir tarafı da var ki şu an hiçbirimizin görmediği 1938 yılında ebediyete açmış olan bir çift mavi göze olan özlemimiz… Yenilmez kumandan Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'E olan özlemimizi hangimiz dindirebildik ki …

Epeyce içinizi karattığımın farkındayım ancak endişeye mahal yok. Özlem duygusuyla nasıl başa çıkabileceğimizi bilirsek rüzgârı yelkenimize doğru estirmeyi başarabiliriz demektir. Mesela tarih boyunca şairler filozoflar sanatçılar bu duyguyu etraflıca ve her yönüyle ele alarak iç dünyamızı aydınlatıp kendimizi daha iyi tanımamızı sağlamaya yardımcı olmuştur desem kulağınıza çok bu mantıksız gelir?

Bir başka açıdan ele aldığımızda özlemek sadece bireysel bir deneyim değil aynı zamanda toplumsal bir olgudur. Geçmişe Atalarımıza saygı anlamında toplumsal bir hafıza oluşturup milli dini duygularımızı derinden besleyen ve birlik ve beraberlik bilincini oluşturmamızı sağlayan muhteşem bir kaynaktır.

Yani demem odur ki özlem, özlemek hayatımızın her döneminde ortaya çıkma eğiliminde olan ancak güzel bir şekilde evrilmesini sağlayabilirsek bize fazlasıyla faydalı olabilecek bir lütuftur. Mesela ben küçükken top oynarken, yaramazlık yaparken kanayan dizlerimi özlüyor olmasaydım kısa pantolon giymekten çoktan vazgeçmiştim.

Bu yazı vesilesiyle özlediklerimizi özlemlerimizi hürmetle analım istiyorum. Şu an yanımızda diye henüz özlemiyoruz diye özverisiz davrandığımız yakınlarımızın da her an özlediğimiz ve asla geriye döndüremeyeceğimiz insanların arasında olabileceklerini unutmayalım istiyorum. Ve son olarak lütfen unutmayalım ki güzel sevmek kıymet bilmek gözü yaşlı özlemlerin önüne geçer …

ERGİN ERSÖZ

YAZARIN DİĞER YAZILARI