ERGİN ERSÖZ YAZDI : "HİÇ İCAT EDİLMEMİŞ EŞYALARIN TARİHİ "

9/28/2025

HİÇ İCAT EDİLMEMİŞ EŞYALARIN TARİHİ

İnsanlık tarihi yalnızca yapılanların değil, yapılması düşünüldüğü hâlde hayata geçirilemeyenlerin de tarihidir.

Bugün kullandığımız her eşyanın gölgesinde, hiç üretilmemiş bir başka eşyanın sessizliği durur.

Mağara duvarlarına ilk resmi çizen insanın aklından, belki de o resmi hareket ettirecek bir aygıt geçti.

Ateş bulunduğunda, ateşi cebinde taşıyacak bir araç düşleyen biri mutlaka vardı.

Tekerlek dönerken, zamanı geri saracak bir tekerleğin hayali de doğdu.

Nil kıyısında taş blokları üst üste koyan işçiler, yükü düşünceyle kaldıracak bir makineyi akıllarından geçirdi.

Leonardo da Vinci uçma fikrini kâğıda dökerken, belki de hatıraları saklayan bir sandık tasarladı.

Rönesans insanın aklını özgürleştirirken, yapılmayan icatların sayısını da çoğalttı.

Çünkü özgürlük önce ihtimalleri büyütür.

Matbaanın harfleri dizilirken basılamayan kitapların tarihi başladı.

Johannes Gutenberg yalnızca kelimeleri çoğaltmadı, gerçekleşmemiş fikirleri de çoğalttı.

Her basılan kitabın arasında yazılamayan bir başka kitabın boşluğu kaldı.

Pusula yönü gösterdiğinde kaybolmamayı sağlayacak bir makine düşlendi.

Saat zamanı ölçtüğünde zamanı durduracak bir aletin eksikliği hissedildi.

Sarayların büyük kapıları yapılırken, kapıyı hiç çalmadan açan bir sistem hayal edildi.

Coğrafi Keşifler yeni kıtalar buldu ama insanın içindeki kayıp şehirleri bulacak bir araç yapamadı.

Barut bulunduğunda savaşları bitirecek bir buluş aranıyordu.

Teleskop gökyüzünü yakınlaştırdığında insanın kendine bakmasını sağlayacak bir cihazın yokluğu fark edildi.

Galileo Galilei yıldızlara bakarken unutmayı sağlayacak bir mercek aradı.

Mikroskop hücreyi gösterdiğinde hüznü küçültecek bir alet bulunamadı.

Isaac Newton hareket yasalarını yazarken durmuş bir anın formülünü kuramadı.

Sanayi çağında makineler çoğalırken yorgunluğu yok eden bir makine yapılamadı.

Sanayi Devrimi üretimi hızlandırdı ama insanın içindeki boşluğu dolduramadı.

Fabrikalar kurulduğunda zamanı çoğaltacak bir icat beklendi.

Trenler uzakları yakınlaştırdı ama geçmişi geri getiremedi.

Telgraf haber taşıdı fakat pişmanlığı taşıyacak bir sistem kurulamadı.

Alexander Graham Bell sesi kilometrelerce uzağa gönderdi ama suskunluğu iletecek bir hat kuramadı.

Elektrik şehirleri aydınlattığında karanlığı seçme hakkı ortadan kalktı.

Ampul yandığında hatıraları söndürecek bir düğme yapılmadı.

Nikola Tesla kablosuz enerjiyle dünyayı sarmak isterken kablosuz yalnızlığı çözemedi.

Sinema hareketli görüntüyü bulduğunda rüyaları kaydedecek bir kamera eksik kaldı.

I. Dünya Savaşı milyonları yok ederken ölümü iptal edecek bir makine arandı.

Siperlerde zamanı hızlandıracak bir saat hayal edildi.

Barış anlaşmaları imzalanırken nefreti unutturacak bir aygıt yapılamadı.

II. Dünya Savaşı insanlığa, keşke icat edilseydi denilen eşyaların sayısını öğretti.

Atom parçalandığında korkuyu yok edecek bir teknoloji bulunamadı.

Marie Curie maddelerin içini gördü ama acının içini boşaltamadı.

Bilgisayar hesap yaptı fakat vicdanın hesabını tutamadı.

İnternet dünyayı birbirine bağladı ama insanın kendine ulaşmasını kolaylaştıramadı.

Cep telefonları cebimize girdiğinde kaybolan zamanımızı geri verecek bir uygulama olmadı.

Uydular gökyüzüne yerleştiğinde düşen hayalleri toplayacak bir ağ kurulamadı.

Robotlar üretildiğinde insanın yerini alacak bir merhamet yazılımı geliştirilemedi.

Her yeni icat, yapılmamış bir başka icadın eksikliğini büyüttü.

Çünkü insanın ihtiyacı yalnızca yaşamak değil, yaşadığını anlamlandırmaktır.

İcat edilmemiş eşyaların tarihi bu anlam arayışının sessiz kronolojisidir.

Bu kronoloji, müzesi olmayan bir uygarlığın kayıt defteridir.

Her çağ kendi eksik icadının yasını tutar.

Her insan cebinde görünmez bir eşyanın yokluğunu taşır.

Bu yokluk bazen bir çocukluk oyuncağıdır.

Bazen son bir kez konuşmayı sağlayacak bir telefon olur.

Bazen de zamanı geri çağıracak bir saat olur.

Hiç icat edilmemiş eşyaların tarihi, insanın kendine yetişememesinin tarihidir.

Bu tarih yazılmadı ama hepimizin içinde okunmayı bekliyor.

İcat edilmemiş eşyaların tarihi aslında insanın ihtiyaçlarıyla hayalleri arasındaki mesafenin ölçüsüdür.

Bu mesafe bazen bir ömür kadar uzun, bazen bir göz kırpması kadar kısadır.

Orta Çağ’da simyacılar kurşunu altına çevirmeye çalışırken ölümü gençliğe dönüştürecek bir şişe de aradılar.

Orta Çağ yalnızca karanlığın değil eksik icatların da çağıydı.

Şatoların kalın duvarları yapılırken korkuyu dışarıda bırakacak bir kapı tasarlandı ama üretilemedi.

Veba salgınları sırasında hastalığı bedene hiç sokmayacak bir giysi düşlendi.

Kara Veba milyonları götürürken geride keşke yapılsaydı denilen bir sağlık tarihi bıraktı.

Denizciler aylarca karaya ulaşamadığında dalgaları sakinleştiren bir makine hayal etti.

Kristof Kolomb yeni kıtalara ulaşırken geride bıraktığı hayatı yanında taşıyacak bir sandık istemişti.

Ferdinand Magellan dünyayı dolaştı ama zamanı katlayamadı.

Her keşif, keşfedilemeyen bir şeyin hüznünü büyüttü.

Saraylarda aynalar çoğaldıkça insanın içini gösteren bir ayna eksik kaldı.

Krallar tahtlarını koruyacak zırhlar yaptırdı ama ihanetin sesini önceden duyacak bir cihaz yaptıramadı.

Napolyon Bonapart savaş meydanlarını yönetirken yenilgiyi önceden haber veren bir harita aradı.

Haritalar sınırları çizdi fakat pişmanlığın coğrafyasını çizemedi.

Matematik ilerledi ama tesadüfün formülü kurulamadı.

Kütüphaneler doldu fakat unutmayı sağlayacak bir raf yapılmadı.

Immanuel Kant aklın sınırlarını yazarken hatıraların sınırını çizemedi.

Karl Marx emeğin tarihini anlattı ama yorgunluğu sıfırlayan bir düzen kuramadı.

Sanayi şehirlerinde bacalar tüterken temiz bir gökyüzünü saklayacak bir makine arandı.

İşçiler aynı saatte işe girerken zamanı yavaşlatacak bir saat düşledi.

Thomas Edison geceyi aydınlattı fakat uykusuzluğu ortadan kaldıramadı.

Nikola Tesla enerjiyi kablosuz taşıdı ama yalnızlığı kablosuz paylaşamadı.

Fotoğraf makinesi icat edildiğinde kaybolan anları geri çağıracak bir mercek beklendi.

Louis Daguerre görüntüyü sabitledi ama zamanı sabitleyemedi.

Sinema geçmişi canlandırdı fakat geleceği gösterecek bir film çekilemedi.

Charlie Chaplin insanları güldürdü ama hüznü makineden çıkaramadı.

Radyo sesleri taşıdı fakat suskunlukları iletemedi.

Televizyon dünyayı evlere soktu ama evlerin içindeki boşluğu dolduramadı.

Uzaya çıkan roketler dünyadan kaçışı mümkün kıldı ama insanın kendinden kaçışını sağlayamadı.

Apollo 11 Görevi Ay’a ulaştı fakat geçmişe ulaşamadı.

Astronotlar yerçekimsiz ortamda yürürken hatıraların ağırlığını bırakamadı.

Bilgisayarlar hesap yaptı ama vicdanın muhasebesini tutamadı.

İnternet bilgiye ulaşmayı hızlandırdı fakat bilgeliği çoğaltamadı.

Sosyal medya insanları birbirine bağladı ama kalıcı dostluk üretemedi.

Dijital arşivler kuruldu ama silinmek istenen anıları yok edecek bir sistem bulunamadı.

Alan Turing makinelerin düşünebileceğini söyledi ama makinelerin merhametini yazamadı.

Yapay zekâ metinler üretti fakat pişmanlık hissedemedi.

Akıllı saatler nabzı ölçtü fakat heyecanı çoğaltamadı.

Navigasyon yolları gösterdi ama doğru hayatı seçtiremedi.

Uçaklar kıtaları yakınlaştırdı ama çocukluğu geri getiremedi.

Hız trenleri mesafeleri kısalttı fakat beklemenin anlamını yok etti.

Modern tıp organları değiştirdi ama kırılan kalbi onaramadı.

Sigmund Freud bilinçaltını keşfetti ama kötü hatıraları tamamen silemedi.

Psikoloji insanı anlattı fakat insanın kendine ulaşmasını kolaylaştıramadı.

Ekonomi zenginliği ölçtü ama mutluluğun kurunu belirleyemedi.

Bankalar zamanı satın alacak bir kredi açamadı.

Sigorta şirketleri geçmişi güvence altına alamadı.

Müzeler tarihi korudu ama yaşanmamış ihtimalleri sergileyemedi.

Okullar bilgiyi öğretti ama doğru hayatı seçmenin dersini veremedi.

Takvimler günleri sıraladı ama kaybedilen yılları geri koyamadı.

Saatler ilerledi ama bazı anlar hep geride kaldı.

İcat edilmemiş eşyalar bu yüzden insanın iç cebinde taşınan görünmez nesnelerdir.

Her insanın içinde kullanılmamış bir makine vardır.

Bu makine bazen özür dileme cihazıdır.

Bazen son bir kez sarılmayı sağlayacak bir kapıdır.

Bazen de korkuyu kapatacak bir düğmedir.

Hiç icat edilmemiş eşyalar hayatın alternatif tarihidir.

Bu tarih, gerçekleşmeyen ihtimallerin sessiz arşividir.

Bu arşivde çocukluğunu geri çağıracak bir düdük vardır.

Bu arşivde ölenlerle konuşmayı sağlayacak bir telefon vardır.

Bu arşivde zamanı ödünç veren bir banka vardır.

Bu arşivde pişmanlığı geri alan bir makine vardır.

İnsanlık ilerledikçe bu arşiv büyümeye devam eder.

Çünkü her çözüm yeni bir eksiklik doğurur.

Her icat yeni bir ihtiyaç üretir.

Her ihtiyaç yapılmamış bir eşyanın taslağını çizer.

Bu taslaklar görünmez bir müzede saklanır.

Bu müzenin kapısı yalnızca hayal gücüyle açılır.

Bu müzede rehberlik yapanlar çocuklardır.

Çünkü onlar henüz yapılmamış eşyaların dilini bilir.

Bir çocuk karton kutudan uzay gemisi yaptığında insanlığın eksik icatlarını tamamlar.

Bir yaşlı eski bir şarkıyı dinlerken zamanı geri çağıracak cihazı kullanır gibi olur.

Âşıklar birbirine sarıldığında mesafeyi yok eden makine icat edilmiş olur.

Anneler çocuklarını uyuturken korkuyu yok eden bir sistem kurar.

Şairler kelimelerle görünmez eşyalar üretir.

Yazarlar cümlelerle zamanı durdurur.

Ressamlar hatıraları saklayan çerçeveler yapar.

Bu yüzden hiç icat edilmemiş eşyaların tarihi biraz da sanatın tarihidir.

Çünkü sanat insanın yapamadığı şeylerin yerine geçer.

Bir roman unutmayı sağlar.

Bir şiir zamanı yavaşlatır.

Bir beste kaybolanı geri getirir.

Bir fotoğraf ölümü erteler.

Bir film geçmişi bugüne taşır.

Sanatın olduğu yerde eksik icatlar geçici olarak tamamlanır.

Ama insan yine de gerçek bir makine ister.

Çünkü insan somut bir mucizeye inanmayı sever.

Bu mucize henüz yapılmadı.

Ve belki de hiçbir zaman yapılmayacak.

Bu yüzden hiç icat edilmemiş eşyaların tarihi yazılmaya devam ediyor.

Bu tarih her yeni doğan çocukla yeniden başlıyor.

Bu tarih her kaybedilen anla büyüyor.

Bu tarih her hatırlanan şeyle değişiyor.

Ve insan yaşadığı sürece bu eksik liste tamamlanmayacak.

Hiç icat edilmemiş eşyaların tarihi aslında insanın kendine yazdığı en uzun mektuptur.

Bu mektup hiçbir posta kutusuna bırakılmadı ama her çağın kapısının önünde bekledi.

Çünkü insan ilerledikçe eksik kalan tarafını daha iyi gördü.

Fransız Devrimi özgürlüğü ilan ettiğinde eşitliği kalıcı kılacak bir düzenek kuramadı.

Jean Jacques Rousseau toplum sözleşmesini yazdı ama insanın içindeki yalnızlığı ortadan kaldıramadı.

Haklar bildirgeleri hazırlandı fakat unutulma hakkını geri verecek bir makine yapılmadı.

Sınırlar çizildi ama ayrılıkları yok edecek bir harita üretilemedi.

Abraham Lincoln köleliği kaldırdı fakat insanın zihnindeki zincirleri çözecek bir anahtar bulamadı.

Savaşlar sona erdiğinde barışı sürekli kılacak bir cihaz arandı.

Versay Antlaşması imzalandı ama kırgınlıkları silecek bir sistem kurulamadı.

Mustafa Kemal Atatürk yeni bir ülke kurarken geçmişin acılarını unutturacak bir saat yapamadı.

Cumhuriyetler ilan edildi fakat zamanı eşitleyen bir takvim bulunamadı.

Seçimler yapıldı ama doğru kararı garanti eden bir sandık üretilemedi.

Mahatma Gandhi barışı savundu fakat nefreti tamamen susturacak bir aygıt tasarlayamadı.

Martin Luther King Jr. bir hayal anlattı ama o hayali herkese aynı anda gösterecek bir ekran kurulamadı.

Ay’a bayrak dikildiğinde dünyadaki yalnızlığı bitirecek bir köprü kurulamadı.

Duvarlar yıkıldı ama insanların içindeki duvarları çözen bir makine yapılmadı.

Berlin Duvarı'nın yıkılması sınırları kaldırdı fakat korkuları ortadan kaldıramadı.

Bilim ilerledikçe ölümün tarihi uzadı ama vedaların tarihi kısalmadı.

Tıp gelişti fakat son sözleri saklayacak bir cihaz icat edilemedi.

Şehirler büyüdü ama kaybolmayı önleyen bir pusula bulunamadı.

Kalabalıklar arttı ama yalnızlığı azaltan bir formül yazılamadı.

Kütüphaneler çoğaldı fakat hayatı anlamayı öğreten tek bir kitap basılamadı.

Üniversiteler kuruldu ama doğru zamanı gösteren bir ders verilmedi.

Albert Einstein zamanı büktü fakat geçmişi geri getiremedi.

Görelilik teorisi yazıldı ama pişmanlığın hızını ölçen bir denklem kurulamadı.

Uzay teleskopları evrenin sonuna baktı fakat insanın içini gösterecek bir mercek üretilemedi.

Gen haritaları çıkarıldı ama karakteri değiştiren bir müdahale yapılamadı.

Yapay organlar üretildi fakat kırılan bir kalbin yerine yenisi takılamadı.

Dijital çağ başladı ama hatıraları silmek için etik bir düğme bulunamadı.

Bulut sistemleri kuruldu fakat gözyaşlarını saklayan bir arşiv oluşturulamadı.

Veriler çoğaldı ama bilgeliği depolayan bir disk yapılmadı.

Hız arttı ama anlam yavaşladı.

Mesafeler kısaldı ama özlem uzadı.

İletişim kolaylaştı ama konuşmalar derinleşmedi.

Görüntüler netleşti ama hatıralar bulanıklaştı.

Bu yüzden hiç icat edilmemiş eşyaların tarihi geleceğin en büyük müzesi olacaktır.

Bu müzede bir çocuğun hiç kırılmayan oyuncağı sergilenecek.

Bu müzede yaşlıların zamanı geri alan bastonu bulunacak.

Bu müzede âşıkların hiç kapanmayan kapısı duracak.

Bu müzede son kez konuşmayı sağlayan telefon yer alacak.

Bu müzede korkuyu kapatan bir anahtar asılı olacak.

Bu müzede pişmanlığı geri alan makine çalışacak gibi görünecek.

Bu müzenin duvarlarında insanlığın ortak rüyası yazacak.

Ve o rüya hiçbir zaman tamamen okunamayacak.

Çünkü eksiklik insanın varoluş şartıdır.

İnsan tamamlandığında hareket etmeyi bırakır.

Eksik oldukça düşünür.

Eksik oldukça üretir.

Eksik oldukça hayal kurar.

Bu yüzden hiç icat edilmemiş eşyalar insanın ilerleme motorudur.

Onlar yapılmadığı için yeni şeyler yapılır.

Onlar eksik olduğu için umut vardır.

Onlar yok olduğu için hayat devam eder.

Bir gün her şey icat edilse bile eksik olan yine insanın kendisi olacaktır.

Çünkü insan kendini tamamlayacak bir makine yapamaz.

Kendini anlayacak bir cihaz üretemez.

Kendine dışarıdan bakacak bir göz kuramaz.

Bu yüzden tarih yalnızca geçmişin değil geleceğin de hikâyesidir.

Hiç icat edilmemiş eşyalar geleceğin kazı alanlarıdır.

Geleceğin çocukları bugünü kazdığında bizim eksiklerimizi bulacaktır.

Onlar bizim yapamadığımız şeyleri okuyacaktır.

Onlar bizim hayal ettiğimiz ama ertelediğimiz icatları anlayacaktır.

Belki de bizim aradığımız makineyi onlar yapacaktır.

Belki zamanı geri getiremeyecekler ama zamanı anlamayı öğretecekler.

Belki ölümü durduramayacaklar ama vedaları güzelleştirecekler.

Belki hatıraları silemeyecekler ama acıyı hafifletecekler.

Ve o gün geldiğinde hiç icat edilmemiş eşyaların tarihi yeni bir sayfa açacaktır.

Bu sayfa insanın kendine yaklaşmasının tarihi olacaktır.

Çünkü bütün icatlar eninde sonunda insanın kalbine ulaşmak içindir.

Kalbe ulaşamayan hiçbir buluş tamamlanmış sayılmaz.

Bu yüzden en büyük icat merhamet olacaktır.

En büyük makine anlayış olacaktır.

En büyük keşif affetmek olacaktır.

En büyük enerji sevgiden doğacaktır.

Ve o gün hiçbir eşyanın tarihi yazılmayacaktır.

Çünkü insan kendini bulduğunda icat etmeye ihtiyaç kalmayacaktır.

Ama o gün gelene kadar hiç icat edilmemiş eşyaların tarihi yazılmaya devam edecektir.

Her yeni doğan çocuk bu tarihe bir satır ekleyecektir.

Her kaybedilen insan bu tarihten bir sayfa koparacaktır.

Her hatırlanan an bu tarihin cildini kalınlaştıracaktır.

Ve biz yaşadıkça görünmez eşyalarla dolu bir müzede dolaşmayı sürdüreceğiz.

Bu müzenin ışıkları hiçbir zaman tamamen sönmeyecek.

Çünkü insan hayal kurduğu sürece yapılmamış olanın tarihi de yaşayacaktır.

ERGİN ERSÖZ