ERGİN ERSÖZ YAZDI : "BAĞIŞLAMA SANATI"

12/18/2024

BAĞIŞLAMA SANATI

Geriye dönüp baktığımız zaman şu kısacık ömürlerimize birçok şey sığdırdığımızı görüyoruz. Mutluluk, mutsuzluk, sinir, şehvet, neşe, keder. Hepsi biz insanoğlunun ömür dediği şarkısında çalmak zorunda kaldığı bir nota misali sırasıyla dinletiyor kendisini bizlere bir şekilde…

Ben de bu duygulardan yola çıkarak insanoğlunun geldiği bu noktada eksilmekte olan değerlerden bir tanesi üzerinde yoğunlaşmak istedim. Bir başka deyişle çok değerli Aysun ablamın ‘’bağışlamak iyi insanların intikamıdır’’ cümlesi üzerine bu değere yoğunlaşmam gerektiğini düşündüm. Kendisine de bana bu aydınlanmayı sağladığı ve bu yazıma ilham olduğu için teşekkürü borç biliyorum…

Günlük hayatımıza baktığımızda trafikte herkesin çok acelesi var, hastanelerde herkes öncelik sırasının kendinde olduğunu iddia ediyor. Hepimiz bu dünya denen ve perdesinin ne zaman kapanacağını bilemediğimiz tiyatroya kendimizi fazlasıyla kaptırmış durumdayız. Ve ben de genel olarak insanlığa ve hepimize iyi gelmesini umut ettiğim yeni yılı kucakladığımız şu günlerde hepinize sanatçı olmayı teklif ediyorum. Hepimizin yapabilmesi gereken ve yapabildiğimiz zaman ciddi manada bize mutluluk hissettirecek bir sanat bu.. Bağışlama Sanatı …

Tam olarak baktığımız zaman bu sanatın aynı bağlam üzerinde onlarca tanımını yapabiliriz. Fakat bu sanatın bendeki tanımı ve karşılığı ruhumuzun en derinlerinde saklı içsel bir ışıktır. Birisine ya da kendimize yapılan haksızlık ve yaşadığımız acılı bir olayın ardından kendi iç huzurumuzu bulabileceğimiz sihirli bir anahtardır. Bağışlamak sadece başkalarına duyduğumuz merhametten ibaret değildir. Bağışlamak aynı zamanda bir olayın sonucunda ömrümüzün sonuna dek taşıyacağımız kin ve nefret gibi duygulardan kendimizi arındırarak yarınlara daha hafif yürüyebilmemiz için bize en gerekli olan şeydir. Üstelik bu güzel duygu bize bir güzel kavram daha hediye eder ki o da empatidir. Bir kişiyi bağışlayabilmemiz için o kişiyi dinlerken kendimizi önce onun yerine koyup düşünmemiz gerekir. Bağışlamak bu açıdan empatiyle sıkı bir ilişki içerisinde olan sarmal bir duygudur. Bağışlama duygusu negatif düşünceleri pozitif yöne evirmeyi başarabilen bir olgu olduğundan ruhsal anlamda bize sandığımızdan çok daha fazla iyi gelecektir. Bağışlayamadığımız ve ömrümüze yük ettiğimiz sorunlar bize stres anksiyete gibi psikolojik hastalıklar getirirken bu yüklerden bağışlayabildiğimiz suretle kurtulduğumuz zaman da bu tür psikolojik rahatsızlıkların önüne geçebiliriz. Bakın farkında bile olmadan bu güzel sanatın psikolojik faydalarını görmüş ve öğrenmiş olduk …

Bu arada siz de benim gibi yaşadığı kayıplar ve olaylar sonucunda iğneyi de çuvaldızı da kendinize batırdığınız için herkesi bağışlayıp kendinizi bağışlayamıyorsanız size bir duyurum olacak. İnsanın kendisini bağışlayabilmesi son derece zor fakat psikolojimize çok faydalı bir durummuş. Olay yerinden bildiriyorum evet bu durum gerçekten zor ve ben yapamıyorum ama umuyorum ki siz kendinizi bağışlayabilenlerden olabilirsiniz …

Bağışlamak yalnızca bizim iç dünyamızda değil toplumsal dokunun ince ipliklerinde yankılanan büyülü bir senfonidir. İç dünyamızda yalnız olsak ta yan yana geldiğimizde toplum olgusunu oluşturduğumuz için alt metnimize bağışlayabilme güncellemesini yaptığımız zaman sanatımız çığ gibi büyüyerek toplumsal güzelliğe erişmiş olacak. Sanat önce kendimiz için sonra toplum için olacak yani …

Bir bilmece vardı ya hani çarşıdan aldım bir tane eve geldim bin tane diyordu. Bağışlayabilmek tam olarak böyle bir meseledir. Yapabilirsek etkisi çoğalır yayılır. Evde küs olan anne baba düşünelim ve ayrı köşelerde yenen akşam yemekleri… Anne ve baba birbirini bağışlayabildiğinde o evdeki neşe ve huzur hemen geri gelir ve bu küslükten olumsuz etkilenen çocuklar bu mutlu durumun en tatlı halkaları olurlar. Bakın yapabildiğimizde etkisi çocuklarımıza yayıldı ve mutluluk çoğaldı …

Bir dostun gözlerinde gördüğümüz samimi bir özür yerini sıcacık bir duyguya bırakır. Bağışlayabilmiş olmanın verdiği huzur ve mutlulukla yaralar belki de daha hızlı sarılır. Böylesine hırçın dalgaları atlatabilen dostluklar daha da kuvvetlenir.

Romantik ilişkilerde ise bağışlamak aradaki sevgiyi merhameti büyütür. Aradaki sevginin yeniden yeşermesini sağlar. Bazı hatalar vardır ki kişiyi daha iyi tanımamızı, bazı bağışlamalar ise karşımızdaki kişinin bizi daha iyi tanımasını sağlar. Birbirini seven iki kalbin yeniden kavuşabilmesindeki büyü bağışlamanın muazzam gücünden gelir.

Toplumsal olarak yapılabilen bağışlama rehabilitasyonu da o toplumlarda o topraklarda var olan huzursuz savaş ortamını barış ve kardeşlik bahçesine çevirirken toplumlar birliktelik köklerini sağlamlaştırmak adına can suyunun bağışlama sanatı olduğunu yeniden görmüş olurlar. İnsanlar arasındaki görünmez bağlar güçlenirken aynı zamanda toplumsal olarak yaralar da sarılmaya başlanmıştır. Bu derin ve dönüştürücü gücü insanlık olarak iyi bir şekilde kullanabilirsek karanlık ve ayrılık dolu köşelerimizden çıkıp barış dolu bir dünya üzerinde yaşayabiliriz…

Bağışlama duygusu bu yönüyle de tarihsel süreç içerisinde filozofların da ilgi ve düşünsel alanına girmiştir. Platon’dan Aristo’ya Kant’a birçok düşünür yaşam karmaşasından sıyrılıp bu duygunun yerini ve gücünü araştırmışlardır. Kimi düşünürler bunun ahlaki bir eylem olduğunu söylerken kimileri de vicdani bir sorumluluk olduğunu dile getirmiştir öğretilerinde, hatta bağışlamayı ruhani bir zorunluluk olarak düşünen filozoflar bile bir hayli fazla. Dolayısıyla şu an yaptığımız bu sanatın ne kadar güzel olduğunu biraz daha iyi anlamaya başladığımızı düşünüyorum…

Dini açıdan olayı ele alırsak dinler ve öğretiler de bu eylemi çok ahlaklı bir erdem olarak görmüş ve ruhun erişebileceği en üst mertebe olarak tanımlamıştır. Hz. İsa ‘nın ‘’ Bağışlayınız ki bağışlananlardan olunuz’’ öğüdü bağışlamanın manevi olarak ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Yüce dinimiz İslamiyet kutsal kitabı Kur’an – Kerim’de Allah’ın bağışlayıcı sıfatını sıklıkla vurgulayarak bu eylemin ne kadar önemli olduğunu gözler önüne seriyor. Budizm ise ruhsal arınmanın ve dinginliğin anahtarının bağışlayarak ruhu geçmişin yüklerinden kurtarmak olduğunu ifade ediyor. Bakın öylesine güzel bir eylemden bahsediyoruz ki önce düşünürler sonra da dinler işin içerisine girerek bu eylemin gerekliliğini anlatıyor…

Yani ben siz değerli okurlarımı ne kadar güzel bir sanat icra etmeye çağırmışım öyle değil mi? …

Bu kısacık övgü arasından sonra devam ediyorum. Şapkamızı önümüze koyup düşündüğümüz zaman. İnsanlık tarihinden beri var olan bir olgu önce filozoflar girdi işin içine yetmedi dinler de dahil oldu. Sizce bunların sebebi ne olabilir? Nedir bu sanatı bu kadar önemli ve gerekli kılan şey? Cevabını hemen vereyim sizleri yormadan. Zorluğu … Evet bu eylemin zor oluşu. E ruhsal anlamda sizi en üst mertebeye taşıyabilecek bir şey kolay olamaz elbette …

Bağışlamak zarif bir sanattır aynı zamanda ruhun iyileştirme balsamıdır. Ancak bu eyleme giden yol her zaman düz ve çiçekli değildir. Gurur, korku, geçmişin ağır yükleri bu sanatın icrası için önümüzde bulunan en büyük engellerdir.

Gurur, kalbimizin etrafına ördüğümüz görünmez duvarlardır. Kendimizi koruyabilmek adına inşa ettiğimiz bu duvarlar yaşadığımız kırgınlık ve üzüntü sonucu başkalarıyla olan bağlantımızı keser. Bağışlamak bu duvarı yıkmayı ve kalbimizi yeniden açabilmeyi gerektirir. Bu durum da tahmin ettiğiniz üzre gerçekten zor bir durumdur.

Korku, ruhumuzun derinliklerindeki bir fırtınadır. Bağışlamanın getirdiği belirsizlik ve bağışlamanın ardından bağışladığımız kişiyle doğal olarak çoğalacak iletişimle birlikte o kişiyi her gördüğümüzde bize yaşattığı acıyı tekrar tekrar yaşıyor olacağız. Ve aynı hatayı tekrar yaparsa korkusu o anı her yaşadığımızda bizi buz gibi olan avuçları içerisine alacaktır. Bağışlamak bu korkularla yüzleşip onları yenip geride bırakılması gereken bir eylem olduğu için çok zordur …

Geçmişin ağır yükleri, omuzlarımızdaki ağır zincirlerdir. Hatıralar pişmanlıklar yaşatılan acılar geçmişin bize yüklediği bağışlamanın önündeki en büyük engellerdir. Üstelik bağışlamak zayıflık ve unutmak gibi yanlış anlaşılmalara da çok açık bir durumdur. Ancak gerçek bağışlamak güç ve bilgelik demektir unutmak değil hatalardan ders çıkarmak demektir. Çıkardığımız derslerle bu hataları aşıp ileriye cesurca bakabilmek demektir…

Örneklerden ve durumlardan da anlayacağınız gibi bağışlamak bize deniz feneri misali yol gösterir. Kişiselden başlayıp genişleyerek toplumları da etkisi altına aldığında güzel yüzünü hepimize göstermiş olacaktır.

Toparlayacak olursam bağışlama sanatı insan ruhunun yaralarını sarar ve bizi aydınlık yarınlara taşır. Bağışlamak, hayatımızın her adımında bize rehberlik eden ve kalplerimizi yeniden sevgiyle dolduran muhteşem bir armağandır. Bu bağlamda önce kendimizi sonra yaşadıklarımızı ve en sonunda da yaşadıklarımızı bize yaşatanları bağışlayıp, bu güzel sanatı en layığı ile icra edip, ruhun en yüksek mertebesine ulaşabilmemiz dileğiyle…

ERGİN ERSÖZ

YAZARIN DİĞER YAZILARI