TURAN KAYIKÇI ÖYKÜSÜ: "TERMOS TEYZE"

2/16/2026

TERMOS TEYZE

Annem uzun boylu kırlaşmış siyah saçlarıyla yuvarlak bir baş, yüzü çıkık, elmacık kemikli büyük çeneliydi. Solgun benizli, ele gözlü, davudi bir sesi sert görünümlü kadındı. Baktım, bir gün babamın aldığı termosa, çay doldurmuş komşularla bahçede kutlama yapıyorlar. Beni görünce aniden irkildi.

- Hayır, ola anne neyi kutluyorsunuz?

- Bugün Hıdırellez, oğul tüm dilekler kabul ediliyormuş, komşuları dilekleri yerine gelmesi için çay, pastanın yanın evde ne varsa bahçede sergiledik. Senin içinde bir dilek tutum ama söylemem.

- Sizlere afiyet olsun anne

- Olur mu oğlum gel beraber olsun. Otur bir lokmada sen ye.

- Ben çarşıya gideceğim. Akşama kadar yokum.

- Ola oğul hele bir dur, ne hayın var. İki lokma bir şey ye çarşıya yine gidersin.

- Anne işim acele. Akşama görüşürüz.

Bir pikniğe çevirdikleri sofralarına oturacak olursam; ahret sorularıyla karşılaşacağımı biliyordum. Çarşıdan eve döndüğüm hemen her gün komşu kadınlardan birkaç tanesi önüme geçerek “ Hayri, ne zaman evleneceksin, sevdiğin bir kız yok mu?” diyerek canın mı sıkarlardı. Nereye gittiğimi hep merek ederlerdi. Bende bir haftadır maden işçilerinin grevi var, onların grevini desteklemeye gittiğimi söylerdim. Bazı komşular anneme bu çocuk başını yakacak, Maden işçilerinin grevinde ne işi var dediklerinde annem:

- Komşular oğlum ne yaptığını bilir. O yanlış yapmaz. Boşuna okumadı. Başkasının haklarını savunmasını da bilir. Onun babası da bir madenci diyerek komşuların ağızların kapatırdı.

Kadınlar bir yandan getirdikleri, pasta, börek artık ne varsa, diğer yandan beni baş göz etmek için annemi aralarına alarak tanıdıkları kız önerirken; annem önerilen kızlar için“ uzaktan baktım kuskunu hoş, yanına vardım her yanı boş” diyerek başından savardı. Benim de çok sevdiğim Zeynep Teyze:

- Bak Sümbül bacı, kulağını aç beni iyi dinlen ve bu osurukluların dediğine bakma. Kılıç Mahallesinde Selami Efendi’nin kızı TTK Kozlu işletmesinde çalışıyor. Bir sülün gibi boyu, kaşları keman gibi saçları belinde, beyaz tenli, cana yakın birisi. Bu güler yüzlü kızı kaçırma deyince Annem.

- Annem, bacım sen ne diyorsun O sidikli Hatice’nin kızını ne yapacak benim oğlum diyerek karşı çıkardı. “Ayranım olsun sinek Bağdat’tan gelir diyerek geçiştiirdi. Annem Hatice Teyze için “Elinden bir şey geldiği yok çal çene Hatice’nin işi gücü çöp çatanlık yapmak. Her gün madenciler eşleri ve çocukları ile Zonguldak’ta ekmek paraları için yürüyüşe katılıyorlar, sen ne yapıyorsun o kapı senin, bu kapı benim. Biraz da hak arayan insanların içinde olsana anam” diyecekti son anda vaz geçti.

Mahallemizin kadınları anneme takılmadan rahat edemezlerdi. “Sümbül bacı, Sümbül bacı/ hele otur Otur Sümbül bacı/ oğlun müzmin bekâr kaldı/ çare yo k mu Sümbül bacı diyerek onu kızdırırlardı. Annem Nuh der peygamber demez, hiçbir kızı bana layık görmezdi.

Anlaşılacağı koca mahalle el ele verip anneme bir kız beğendirememişti. Komşu kadınlar annemin adını “Termos Teyze” koymuşlardı. Annem bazen onlara kızar, bazen de duymazdan gelirdi. Kadınların buluşmaları uzun yıllar devam etti. Termosla çay servisi yirmi yıl sürmüştü. Bu arada annem kaç termos değişti orası meçhul. Termos Teyze, lakabı annemi mahallede tanınır biri yapmıştı. Komşular evlerine davet ettiklerinde annem termosla gitmeyi ihmal etmezdi. Bir hoş sedaydı komşularımızla olan münasebetlerimiz. Bir ailenin fertleri gibi kahvaltılarını termos eşliğinde bahçemizde yaparlardı. Kimse aç ve susuz kalmaz herkes hem söze, hem de ekmeğe doyardı. On kadar hanede yaşayan komşuların ilişkileri bir aile gibiydi.

Bizim mahallenin kadınları o yıl beni bir türlü baş, göz edemediler, yaz bitti. Gönül istemeyince hiçbir şey olmuyormuş. Annem her kızda bir kusur bulurdu. Ben de onun bu tutumuna güler geçer bazen de tatlı atışmalarımız olurdu. Güz vakti geldiğinde topladım tası tarağı göç eyledim ilden ile. Vardım Siverek’in Hanına bindim bir kamyonun sırtına ulaştım Karacaveren ilkokuluna. Bir yıl daha bekarlıkla geçmişti.

Mahallemizde oturanların çoğu kömür madenin de çalışıyordu. Alt komşumuz Sayıt Amca ile sık sık sohbet eder ben işçi haklarından bahsederken oda Ecevit’in vaktiyle Zonguldak’ta işçilere önemli haklar verdiğini savunurdu. Orta boylu, zayıf, sol şakağında madenden aldığı yara yüzünün süslerdi. Ellerini göğsünün üstünde bir silah gibi çatarak sigaraya siper edip sohbeti sürdürürdü.. Nedense hep tek başına gezerdi. Ya bir yol kavşağında, ya bir bulvarda ya da deniz kıyısında bir korkuluk gibi görürdünüz onu. Kimseye kin beslemeyen, işinde gücünde gariban insan canlısı birisiydi. Bazen Turgut Özal’a kızarak, “Ha bu bok yiyenin adamı bizim haklarımız hep yedi hocam” diyerek yampiri bir şeklide sigara içmeye başlardı.

- Sait Amca, bak maden işçileri hak aramak için onbeş gündür grevde, haberin var mı?

- Olmaz olur mu, bu sefer hakkımızı alacağız. Buradan geri dönüş yok. Genel Maden- İş Başkanı Şemsi Denizer le Ankara’ yürüyeceğiz. Bıçak kemiğe dayandı hocam, geri dönüş yok. Yıllardır TTK bizi boğaz tokluğuna çalıştırıyor.

- Ben de her gün öğretmen arkadaşlarla işçilerin Zonguldak’taki yürüyüşüne katılıp onlara destek veriyoruz. Bizde biliyoruz madencilerin haklarının yenildiğini, onun için birlikten kuvvet doğar Sait Amca, yılmadan hakkınızı almak için direneceksiniz.

- Biliyorum hocam Kozlu’daki öğretmenleri bir kaç kez işçilerin arasında gördüm. Çok sevindim. Herkes bizim haklı olduğumuza inanıyor. Gemileri yaktık geri dönüş yok.

- Sait Amca vaktiyle benim babamda uzun yıllar kömür madeninde çalıştı. 12 Eylül Faşist yönetimi babamın haklarını yiyerek emekli ettiler. Tazminatının tamamını vermediler. Babamı elli iki yaşında emekli olmak zorunda kaldı. Hakkınızı elde etmek istiyorsanız direnişten vazgeçmeyin. Şemsi Denizer’i tanıyorum, sizi yarı yolda bırakmaz.

- Hocam çok sağ ol. Moralim yerine geldi. Artık ölsem de gam yemem…

Genel Maden-İş Sendikasına bağlı yaklaşık 48 bin maden işçisi, toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde anlaşma sağlamaması üzerine 30 Kasım 1990 tarihinde grev başlattı. Maden işçilerinin otobüslerle Ankara’ya yürüyüşü yasaklanınca; Şemsi Denizer “ Bizde ayaklarımızla yürürüz” diyerek 80 bin maden işçisi ve aileleri ile birlikte 4 Ocak 1991 yılında Ankara’ ya doğru yola çıktı.

Komşumuz yürüyüşe katılan maden işçi Hüseyin Abi:

- Sümbül Teyze, yarın Ankara’ya hakkımızı aramak için Genel Maden - İş olarak yürüyüş başlatıyoruz. Çay ihtiyacımız karşılamak için termosu verir misin? Üzerine siyah harflerle “Termos Teyze” yazacağım. Hem kimse el koyamaz bizlerde çaysız kalmayız.

- Hüseyin termos sana kurban olsun. Yeter ki siz hakkınızı alarak sapasağlam eviniz eve işinize dönün.

Yürüyüş kolu Bolu’nun Mengen İlçesine ulaştığında, güvenli güçleri yolları dozer ve greyderlerle keserek geçişe izin vermedi. Zor kış koşulları iaşe sıkıntıları ve müzakerelerin ardından yürüyüş uzlaşıyla sonuçlandı. İşçilerin sosyal haklarında ve ücretlerinde önemli haklar elde etmişlerdi. Büyük madenci grevi Türkiye işçi hareketine damga vurmuştu. Grevin barışla sonuçlanması Zonguldak’ta bayram havası içinde davul zurna eşliğinde halaylar çekilirken kutlandı. İşçilerin elindeki yerel gazetelerin sür manşetten attıkları başlıkta ki termosun üstünde “Termos Teyze” yazıyordu. Annemin namı artık gazete sayfalarındaydı.

Gün dönüp vade dolmuştu. Annem Kozlu’dan ayrılıp İstanbul’ gidince, mahallede dirlik, düzen bozulmuş, herkes çil yavrusu gibi bir yere dağılmıştı. Annem o kıskançsız günleri yâd eder, gözlerinde düşen ılık damlalar şakakların yalayarak toprağa damlardı. Bahçemizde yetişen papatya, nergis, gül, zambak, ortanca, sümbül çiçeklerini anımsadıkça, burnunun direği sızlar ağıtlar yakardı. Bazen” ola oğul o çiçekleri şimdi kim sular acaba. Bir ara telefon açta, bari Yeter bacı sulasın. Garipler kurumasınlar diyerek iç geçirirdi. Haber alamadığı komşularını merek eder, onlara dualar okurdu. Kendince ezberlediği maniler okurdu.

Aş dediler aştım dağı

İç dediler içtim ağı

Yakılası gurbet dağı

Bizi birem birem etti.

Bazen neşesi yerinde olunca sevda manileri söylerdi.

Pencerede tül perde

Perdenin ucu yerde

Elim ayağım titrer

Yarı gördüğüm yerde

Gurbete çıkmadan sılada olduğumuz zamanlarda adam boyunda kar yağardı. Yoksulluk diz boyu kadardı. Baba hasreti açlıktan da beterdi. Annem yıldızların altında dolunayı emzirirdi. Yaman eserdi fırtına, ağlayarak uçardı kar taneleri. Kışın o uzun gecelerinde, beşkardeşe bir bardak sıcak çay içirmek için kendini beşe böler gibi kesme şekeri beşe bölerdi. Öğretmen Okulu son sınıftayken okullar yaz tatiline çıkmıştı. Köye geldiğimde annem apansız bir şekilde yatıyordu. Hemen kaptığım gibi Zonguldak’a babamın yanına götürdüm. Annem Zonguldak SSK hastanesinde ameliyat oldu. Uzun yıllar yaşadı. Beş erkek çocuk büyüttü, beşinin de mürvetini gördü. Bir kuşluk vakti annem dünyadan göçmen kuşlar gibi göçüp gittiğinde zamanın yüzü dahi buruşmamıştı. Annemle gençlik yıllarından kalan tatlı atışmalarımız son bulmuştu. O benim ilk öğretmenim olarak kalbimde kalacaktı.

Bizim mahallenin kadınları o yıl beni bir türlü baş, göz edemediler, yaz bitti. Gönül istemeyince hiçbir şey olmuyormuş. Annem her kızda bir kusur bulurdu. Ben de onun bu tutumuna güler geçer bazen de tatlı atışmalarımız olurdu.

TURAN KAYIKÇI

Related Stories