TURAN KAYIKÇI YAZDI: "YOLUMUN ÜSTÜNDEYDİ DÜNYA"

2/10/2026

YOLUMUN ÜSTÜNDEYDİ DÜNYA

Eğitimci Yazar ve Şair Hayrettin Geçkin’in Temmuz 2026 yılında yayımlanan iki deneme ve bir şiir kitabına ben üçleme diyorum(Yolumun Üstündeydi Dünya, Penceremin Ötesi Gökyüzü ve Sözcüklerin Kıyısında.) Bu üç kitabı okuduğunuzda bir birinin devamı olduğunun ayırdına varırsınız. Kavram karışıklığına yer vermemek için Yolumun Üstündeydi Dünya’ nın bende bıraktığı izlenimi sizlerle paylaşacağım. Bu arada Hayrettin Geçkin’in tüm eserlerini okumuş birisi olarak onun edebi patikasına yabancı değilim. O eserlerini yazarken barış dilini, doğan dilini, hayat dilini, sevgi dilini ve aşk dilini öncelemiştir. Geçkin’ini bu sanatsal duruşunu şiir, deneme, öykü yapıtlarında görürsünüz. Yolumun Üstündeydi Dünya yapıtı otuz altı denemeden oluşmuş. Hepsi birbirinden önemli olduğuna tanık oldum. Düşü, aşkı, sözcükleri gözü gibi koruyan, onlara zarar gelmemesi için gövdesini siper eden bir başka düşçü sanki. Eş deyişle darılmasınlar, incinmesinler diye sözcükleri her akşam bağrında yatıran birisi.

“Korku” “Korkularımız canımızı yakıyor. Yaralarımızın biri iyileşmeden yenisi açılıyor. Sorunlarımız hiç bitmiyor. Bu soruyu yanıtlamanın bir yolu var. Oda “Bütün bildiklerimiz unutmak. Belki korkularımızdan böyle kurtulabiliriz. Düşmanlarımızı azad edebiliriz. ” diyerek şöyle bir saptamada bulunuyor “Çünkü verili gerçekle yüzleşmeye girmek kendimizle bir yüzleşme olacak. Doğruyu dağlardan, denizlerden, ovalardan dinleyeceğiz. Ötmeye çekinen kuşlara soracağız takıldığımız yerleri. Ölü balıklara, insan doymazlığına feda edilmiş kıyılara, ağaçlara… Suya, havaya, toprağa…(S. 88.89) Görüldüğü üzere yazar önce kendimizden başlayarak “Ne kadar düş gücü ne kadar düşünce gücü” gerektiğine kendimizden başlanması gerektiğini vurguluyor.

Denemelerinin tümü akademik bir dilin ötesinde şiir dili ile yazılmış ve üniversitelerde tez konusu olacak nitelikte. Öğrencileri düş kurmaya, doğayı sevmeye flora ve faunayı korumaya yönlendirecek nitelikte. Geçkin’in kaleminden çıkan her yazı, deneme, şiir, öykü sanki öteki bir dille yazılmış gibidir. Onun dilini başka bir yazarda bulamazsınız. Öteki ellerini kullandığı gibi. Ötekinin hakkını savunur. Şair ve yazar duyarlılığının ne kadar gerekli olduğunu ülkede yaşanılan adaletsiz ve hukuksuzluklara sessiz kalmaz. Bu tutum şairin ve yazarın vicdanı sorumluluğu olduğunu onun yapıtlarında daha net görülür. “Kuyudaki Gerçek” Denemesinde şu duyarlılığa bakar mısınız? “Ortak paydamız vicdanlı olmak olmalı en başta, ülkeyi sevmek olmalı. Hırsızlığa, arsızlığa, onursuzluğa karşı çıkmak olmalı. Haktan, adaletten, insanlıktan yana olmalı. Barış, kardeşliği ve özgürlüğü savunmak olmalı. Cumhuriyet değerlerine sahip çıkmak ve çağdaş değerler yaratmak olmalı. Yani insan olmak olmalı. Sözün kıssası gerçeği kuyudan çıkarmak lazım. Bu da bilgimiz, bilincimiz, ne kadar insan olduğumuz ve ne kadar vicdanlı olduğumuzla ilgili… Korku mu? Korkunun boyunu aşarız kardeşlerim.”(S.119).Ülkesinin dağında, yamacında, patikasında, köyünde, kentinde karla, çamurla, yoksullukla yoğrulmuş ülkesini seven hangi yurtsever katılmaz ki yukarıdaki saptamaya…

Nitekim Kaz dağlarındaki ağaç yıkımına dayanamaz, dile gelir kalem ; “yetişmezsek kan kaybedecek ağaçlar, böcekler/suya düşecek insan umudu/ başka türlü bir dünya / başka türlü bir yeryüzü düşü suya düşecek/kimsesi yok karıncaların, sincapların kimsesi yok bizden başka.

yetişmesek iyileştirmeyecek yarasını serçe/ ölüm çukurları açılacak dağlara/ ve siyanürle boğazlanacak dereler/gidecek yeri kalmayınca uçurumdan atacak kendini serçe/gök mavisini yitirecek/akşam alacasını/kara kara düşünecek toprak/ ve kendi içine dökecek gözyaşlarını ırmak.

yetişmesek domatesin kırmızısı/şeftalinin suyu, zeytinin huyu değişecek / buğday bahane arayacak hasat vakti gelince/yaralı kalacak yine temmuz. Yetişmesek şarapnel parçaları alıp götürecek/oyuncaklarını çocukların/ salıncaklar görmezden gelecek onları/ yetişmesek kelebekler gücenecek çiçeklere/ ateş böcekleri kendini ateşe verecek kimseler görmeden/ gökyüzüne asılı kalacak bir köpeğin derin derin bakışları// bulutlar bırakacak yağmurdan söz etmeyi.

yetişmesek bir çakıl, bir derenin / yatağını değiştirebileceğine olan inancını kaybedecek / kafa sayısı kadar düşünceye/yürek sayısı kadar sevgiye / ve öte gerçeklere olan özleme / el koyacaklar çevirip bir istasyonda.

yetişmesek kana bulanacak yeryüzü/ kim bilir ne kadar daha sürecek saltanatı haramilerin/ geçilmeyecek ortalıkta kandan beslenen kenelerden/ayaklar altında sürünecek insan emeği/ göz nuru/ öyleyse sıkı tutmalıyız adımlarımızı/ çünkü gelecek yapılan ve yaratılan bir şey.”(S 120. 121)

Hayrettin Geçkin belki ikinci kez söylüyorum bir düşçü. Kaç yıldız ötede hangi düşte konaklayacağını ancak o bilir. Bir serüvenci gibi dağ, taş, yayla, bayır çayır, çimen gezdirir. Doğayı mümkün insan ilişkilerini, mümkün hayatları tanıtır size. Nerede gezdiğinizin önem yoktur. O önce insana kendinden gider insana, sonra dünyaya açılır düş evreni kimse anlayamaz… Denemeleri ve şiirleri yalın anlaşılabilir, her renk, her dil ve düşünceden her çiçeklerden oluşmuştur. Asla sözcük avcısı olmaz, biliyor sözcüklerin ondan sırt çevireceğini, göğsünde besler sözcükleri kaybolmasın diye. Ondandır hedonizmi(hazcılığı) reddeder. Diyalektiği rehber edinir de namerde boyun eğmez.

“Bir itiraz biçimi olarak yazmakta öğretmen( zaten öğretmendir kendileri) olarak özellikle yazmaya kendini adamak isteyenlere seslenir. “Kendinize ve yazdıklarınıza öğrenci durmanızı ister yazmak. Kafanızın, gözünüzün yarılmış olması gerekir. Aşk Bilgisi, Düş Bilgisi, Düşünce Bilgisi, Geçmiş Bilgisi, Doğa Bilgisi Gelecek Bilgisi’nin içinden dilin olanaklarını ustaca kullandıktan sonra süzerek geçirmeniz gerekir yazabilmek için.”( S. 10) Hele birde şiir yazıyorsanız o vakit yazmaya daha derinden başlamalısınız. “Çocukluğunuza dalışlar gerçekleştirecek, gençliğinize seferler düzenleyeceksiniz bu yüzden… Sizi geleceğe teyelleyecek sağlam halkaları belki de böyle elde edeceksiniz. Sözcüklerden daha derin deniz yok çünkü.”(S.11)

Şairlere açık çağrı yapar. “ Bir şairin şiirlerinin toplamı, adil, demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir dünyayı çağrıştırmıyorsa, o şiirlerin olsa olsa eksiler toplamı olacağını hesaba katmış olmamız gerekir.” Bu bildiri her şaire duyurulur.

Ve yazara seslenir “Yazar yazma cesaretini, korkusunun üzerine çıkarmak zorundadır her şeyden önce. Kalem korkudan güçlüdür. Yazmak kötülüğe karşı direnmek, korkuya karşı cesaret giyinmektir. Dostoyevski diyor ki, “Bu devir, sıradan insanın en parlak zamanı; duyarsızlığın, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin hazıra konmak isteyen bir kuşağın devridir.”(S.12) Yazara yönelik söylemlerine devam ediyor “ Yazarın; “Yoksulluğun, kokuşmuşluğun, kötü gidişin, dünyada meydana gelen pek çok felaketin nedeni olan böyle bir insan profili karşısında, karşı bir duruşa sahip olması gerekir. Bu karşı duruşun olduğu yerden harekete geçmelidir kalemi.”(S.13)

“Yazdıklarım ancak damla kadardır, ama ben bunun için bir kova okudum diyecek durumda değilseniz okumaz yazan biri olursunuz ki bu yazarlık filan değil.(S.12)

Yazma uğraşına koyulan yazara seslenir. “Öte yandan yazar hayatın bir öğrencisidir. Kaleminin peşine düşer ve yarattığı kendisinin de önceden bilmediği yeni durumlarla, yeni gerçeklerle yüz yüze gelir her defasında. Kendisi de şaşırır bu yeni duruma. Kendi yaratısına şaşırmayan bir yazar okuru şaşırtabilir mi? Şaşırmayan öğrenebilir mi? Kuşku yok ki yazarın bu yolculuğuna bir dil, bir öte dil bir üst dil eşlik etmiş olmalıdır bütün bunların olabilmesi için” (S.13.14)

2021 yılında yayımlanan “Dağlara Çıkan Piyano” şiir kitabını okumuştum. Baktım deneme kitabında “Dağlara Çıkan Piyano” ile ilgili bir deneme yazısı, hoşuma gitti. Bu kez öteki ellerimi ve gözlerimle kullanarak okudum.

“Kaz Dağları’nda kırıma uğrayan ağaçların, zehirlenme tehlikesi ile yüz yüze kalan suların, yuvası bozulan kurdun kuşun, nereye göç edeceğini şaşıran börtü böceğin imdadına koşmak; su ve vicdan nöbeti tutan yaşam ve doğa savunucularına arka çıkmak amacıyla 18 Ağustos 1919 ‘ da böyle bir ilke imza attı Fazıl Say’ın piyanosu. Dağlara çıktı.”(S.94) “ Yağmalama korkusu geçiren kıyılar, özgür akmak isteyen dereler, ağaçlar, börtü böcek, kurt, kuş ses kattı Fazıl’ın piyanosuna; “Ağaçlar yurdumuzdur, yurdunu sevmeli insan” gibi sesler çıkardığını ilk kez duyuyordu orman halkı.”

Fazıl’ın piyanosu ile orman halkının karşılaşması ne güzel dile gelmiş, şiirleşmiş…

“ do’yu bir sıçrayışta geçti fakat/mi’ ye dolaştı / sincabın kuyruğu/ acemilik işte / gülmesi tuttu tilkinin/ renkler sürtünüp durdu yapraklara / rüzgar mı/ne sandıysa çam kozalaklarında bir süre bekledi re/kendini tatilde zannetti si/ la şaşkında / gözlerini silip sağa sola bakındı fa/ sol yapıp ilerledi kaplumbağa/ sırtında güneş/ ne orman halkı alışıktı/ne de Fazıl’ın piyanosu böyle şeylere”

Çok şey yazmak istiyorum ancak baktım su gibi uzuyor yazdıklarım. Zaten Hayrettin Geçkin’ in yolu suyun yolundan da uzun, yetişmek ne mümkün. O otuz yıllık dostum. Aramızda uzun bir yolun yolculuğu olsa da hiç kesilmedi ilişkimiz doğrusu. Yine onun deyimiyle baba ayrı, ana ayrı kardeşiz.

Son söz: Yazacağımız yazın türlerinin ( öykü, roman, şiir, deneme) o türün bilgisini, geçmişini ve tekniğini ve şimdisini bilmemiz gerektiğini vurguluyor. Bununla birlikte “Ne için, kimin için, derdin ne. Seni yazmaya zorlayan ne” diye sorar. Haydi, bu soruya da ben yanıt vereyim. Bence bir yazarı yazmaya zorlayan neden toplumsal duyarlılık ve vicdani sorumluluk olsa gerek.

“Bir yazar ve şairin dünya görüşünü belirleyen şey; Hangi tarafı tuttuğundan çok kimin gözleriyle dünyaya baktığıdır.” Arlod Hauser

Hayrettin Geçkin’in şiirlerinde ve denemelerinde işlediğin konular kuşkusuz; ezilenlerin, doğanın, işçini, emekçinin, flora ve faunanın, adaletsizliğin, hukuksuzluğun gözlerden kaçmaz. Sözcükleri öylesine birbirine teyeller ki kendinizi bir başka dünyada görürsünüz. Bu arada imgelem dünyasında şaşırıp kalırsınız. Çünkü o hep öteki duyularıyla okuru şaşırıp kalırken, kendisi bir başka şaşırır.

Üçleme adını verdiğim: Yolumun Üstündeydi Dünya, Penceremin Ötesi Gökyüzü( Deneme),Sözcüklerin Kıyısında( Şiir) yapıtların dört günde okudum.Adeta okuma doyumuna ulaştım.

Kuzey yaylalarının bu düşçü yazar ve şairini yürekten kutlarken, daha güzel yapıtlar vereceği inancımla selamlıyorum.

Yolumun Üstündeydi Dünya

Temmuz 2026 Klaros Yayınları

TURAN KAYIKÇI

Related Stories