EĞİTİMCİ, ŞAİR, YAZAR TURAN KAYIKÇI'NIN YAZISI: "KURULUŞUNUN 86. YILINDA KÖY ENSTİTÜLERİNE BAKIŞ"

11/1/2025

KURULUŞUNUN 86. YILINDA KÖY ENSTİTÜLERİNE BAKIŞ

Anlatmakla bitmeyen bir öykünün derin izleridir Köy Enstitüleri. Başlarken enstitülerin açılışına kadar ülkenin eğitim durumunu şöyle özetleyebiliriz. Çağdaşlaşma Önderi M. Kemal Atatürk, Kurtuluş savaşının sıcaklığında 15-21 Temmuz 1921 yılında Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver’ e verdiği direktifle İlk Maarif Kongresi Ankara’da toplandı. Kongrede eğitim yoluyla Cumhuriyetin temellerinin atılacağına dikkat çekilmişti. Köy Enstitüleri’nin kuruluşuna kadar olan sürece göz atacak olursak;

Cumhuriyet aydınlanmasının omurgası eğitim devrimidir. Eğitim devriminin üç ayağı olduğunu görürüz.

1- 3 Mart 1924 ‘te gerçekleştirilen Tevhidi Tedrisat (Öğretim Birliği) kanunu kabul edilerek tüm okullar MEB çatısı altında toplandı.

2- 1 Kasım 1928 Harf Devriminin kabulü.

3- Eğitmen Okulları ve Köy Enstitülerinin açıldı. Bu üçayak aydınlanmanın olmazsa olmaz koşullarındandı.

1930 lı yıllara gelindiğinde Harf Devrimine rağmen 40 köyün 35 bini hala öğretmensizdi. Mevcut öğretmen okullarından yılda 300- 350 öğretmen yetişmesi sorunun çözümü onlarca yıl alacağını gösteriyordu. 1932 yılında açılan halk evleri ile okuma yazama oranında bir değişiklik olmamıştı. 1935 yılında okuma yazma oranı ancak %24,4 Köylerdeki eğitim öğretim sorununu çözmek için Çağdaşlaşma Önderi M. Kemal Atatürk MEB Saffet Arıkan ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’la görüşerek hazırlanan kapsamlı raporla askerliğini onbaşı ve çavuş olarak yapan ve okuma yazma bilen köy gençlerinin kısa süreli bir eğitimden geçirilerek kendi köylerine eğitmen olarak görevlendirilmesi sağlanacaktı. Eğitmenler Kanun çıkmadan önce 1936 yılında Eskişehir Çiftelerde açılan Eğitmen kursunu başarıyla bitiren 84 genç kendi köylerinde eğitmen olarak görevlendirildi. Uygulamanın başarılı olmasıyla birlikte, İzmir Kızılçullu, Kastamonu Gölköy, Edirne Kepirtepe, Kars Cılavuz’da eğitmen okulları açıldı. Nitekim Köy Eğitmenler Kanunu 11 Haziran 1937 yılında kabul edildi.

Köy Enstitülerini Açılışına giden Yol

Hasan Ali Yücel’in 1938 yılında MEB olmasıyla eğitimdeki çalışmaları hız kazanmaya başladı. Başlatılan yeni programın mimarı Çok sayıda ülkeyi ziyaret edip eğitimi pragmalarını inceleyen İlköğretim Genel Müdür İsmail Hakkı Tonguç’tu. 17 Nisan 1940 tarih ve 1308 sayılı Köy Enstitüleri kanunu TBMM kabul edildi. Hasan Ali Yücel kanunun kabulüyle, Mecliste yaptığı konuşmada; Köylerde yaşayan 13 Milyon vatandaşımızın ancak %25’ni okutabiliyoruz. Artık o çocuklar eğitimsiz kalmayacaktır. Önceki öğretmen okullarıyla birlikte 17 yeni Köy Enstitüsü açılmış oldu. Bu kanunla kız öğrencilere pozitif ayrım yapıldı. Kanun gereği öğretmen adayları köy çocukları arasından sınavla alınacak, köy yaşamından uzaklaştırılmadan gerekli bilgilerle donatılarak yetiştirilip köylerde görev yapacaklardı. Erkeklere; demircilik, yapıcılık, dülgerlik, tarımcılık, kooperatifçilik…

Kızlara; Biçki dikiş, çocuk bakımı, hasta bakımı, ev idaresi öğretilecekti. Köy Enstitülü öğretmenleri yükleneceği görevi H. Ali Yücel şöyle ifade etmişti; Ülkemizin dağlarında, kendi kendine solan çiçek bırakmayacağız. Yaptığımız devrimleri köylere götürecek devrimci düşüncenin adamını yetiştirmek için her tedbiri alacağız. Büyük eğitim devrimcisi İsmail Hakkı Tonguç Köy Enstitüleri, hayatının sonuna kadar köyleri eğitim yoluyla canlandıracak ilköğretimi %100 gerçekleştirecek öğretmen ve meslek erbabını yetiştirmek ihtiyacından doğmuştur. Köylüyü anlayabilmek için onun yaptığı yemeği yemek, onun yaptığı işleri yapmak, onunla nefes nefese vererek sırlarını anlamamız gerekir. Biz Anadolu’da korkuya karşı savaşıyoruz. İnsanoğlunun kazanacağı en büyük zafer korkuyu yenmesiyle kazanacağı zaferdir. 1942 yılında Kara Kuvvetlerinden aldığı ciple 1200 köyü gezmiş, görevde kaldığı sürede Köy Enstitülerini gezerek rehberlik etmiştir. Kanadalı Eğitim uzmanı Fay Kırby; Köy Enstitüleri eğitim davası her köye bir okul, her okula bir öğretmen gibi dar çerçeveli bir görüşten daha çok çağdaş bir toplum yaratmak amacı gütmüştür.

Köy Enstitüleri ülkenin verili gerçeklerine ve çağdaş eğitim anlayışına uygun olduğunu gösterir. Bu okullarda çok yönlü bir eğitim programı uygulanıyordu. Ulusal ve kamusal eğitim modeli olduğu kadar halk kültürünün gelişmesine katkı veren kurumlardı. Tarım uygulamaları enstitünün kurulduğu bölgenin özelliklerine göre seçilirdi. Örnek: Trabzon Beşikdüzü’nde balıkçılık. Kars Cılavuz ve Erzurum Pulur’da hayvancılık. Antalya Aksu’da narenciye. İzmir Kızılçullu’da incir ve üzüm. İktidar sahipleri yerli, çağdaş bilimsel bir eğitim modeli arıyorlarsa Köy Enstitülerindeki eğitime bir göz atmaları yeter. Karma eğitim verilen bu kurumlarda özgüveni yüksek, eleştirel düşünebilen, sorgulayan, sorun çözebilen yurtsever gençler yetiştirmek hedefler arasındaydı. Bununla birlikte doğayı, toplumu değiştirip geliştiren iş eğitimi planlı ve özgür yaşama, kendi kendine yeterli olma İsmail Hakkı Tonguç’un “İş içinde, iş vasıtasıyla, iş için eğitim “ kastı budur. Köy Enstitüleri bu doğrultuda çalışmalarını ve kalitelerini artırarak 14 yıl başarı ile devam etmiştir. Ülke coğrafyasında eşit aralıklarla serpiştirilen 21 aydınlanma ocağı 20 bine yakın mezun vermiştir.

Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü:

Köy Enstitülerine öğretmen, müfettiş ve eğitim uzmanı yetiştirmek amacıyla 1942-1943 öğretim yılında Hasanoğlan Köy Enstitüsü’ne Yüksek Köy Enstitüsü eklendi. Köy Enstitülerindeki başarılı öğrenciler öğretmenler kurulu kararıyla bu okula alınacaktı. İlk yıl Kızılçullu ve Çifteler Köy Enstitülerini bitirenlerin tamamı Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsüne alındı.

Köy Enstitüleri, 1946-1954 yılları arasında CHP ve DP iktidarları döneminde aşamalı olarak kapatılmıştır. Temel nedeni, çok partili hayata geçişle artan siyasi baskılar, "komünizm" iddiaları, toprak ağalarının direnci ve ABD odaklı dış politika değişimleridir. 1954'te tamamen kapatılarak öğretmen okullarına dönüştürülmüştür.

Köy Enstitülerinin Kapatılma Sürecinin İç Nedenleri:

· Siyasi ve İdeolojik Baskılar (1946): Hasan Âli Yücel'in Milli Eğitim Bakanlığı'ndan, İsmail Hakkı Tonguç’un İlköğretim Genel Müdürlüğünden ayrılmasıyla başlayan süreçte, köylerde bilinçli bir nesil yetişmesinden rahatsız olan muhafazakâr çevreler ve toprak ağaları baskıyı artırdı.

· "Komünizm" İddiaları: Enstitülerin müfredatındaki karma eğitim, iş eğitimi ve özgür düşünce yapısı, muhalefet ve bazı muhafazakâr kesimler tarafından "komünist yuvası" olarak yaftalandı.

· İktidar Değişimi ve DP Dönemi (1950): 1950'de iktidara gelen Demokrat Parti, enstitülerin yapısını bozarak karma eğitime son verdi ve 1954 yılında çıkardığı kanunla enstitüleri tamamen kapattı.

· CHP'nin İç Süreci: İsmet İnönü, çok partili hayata geçiş sürecinde siyasi gücünü korumak adına, kendi kurduğu bu kurumlara yönelik baskılara karşı koyamadığını yıllar sonra itiraf etmiştir.

Dış Nedenler:

Konjonktürel anlamda Köy Enstitülerini yazgısını belirleyen dört etken görürüz.

1- Sovyetler Birliğini Baskısı: Kars, Ardahan ve Montrö Sözleşmesi gereği Türkiye’de kalan İstanbul ve Çanakkale boğazları üzerinde hak talep etmesi.

2- Sanfransisko Konferansı: 2. Dünya savaşından sonra 25 Nisan 1945 yılında ABD’nin Sanfransisko kentinde alına kararla üye ülkelerin çok partili sisteme geçilmesi istendi.

3- Truman Doktrini ve Marşal Yardımları: 2. Savaşından sonra ABD Başkanı Harry Truman komünizmle mücadele eden hükümetleri destekleme politikasını devreye soktu. Başta 16 Avrupa ülkesi olmak üzere, Türkiye 100 milyon dolar hibe ve çok sayıda askeri yardım yapıldı. Marşal yardımlarıyla süt tozu, yağı un gibi gıda maddeleri yardımı yapılıyordu.

4- Fulbright Antlaşması: Halen yürürlükte olan bu antlaşama her nedense hiçbir hükümet iptal etmeyi düşünmemiştir. Aralık 1949 yılında ABD ile imzalandı. 13 Mart 1950 çıkarılan kanun çerçevesinde kurulan eğitim komisyonu her ülkeden 4 üye olacak şekilde kuruldu. Komisyon başkanı ABD Ankara

Büyükelçisi idi. Alınan kararlarda büyükelçinin oyu iki oy sayılırdı. Amaç Türkiye’den ABD’ ye öğrenci gönderip eğitildikten sonra Türkiye’ye döndüklerinde devletin üst kademlerinde görev alma amaçlanmıştı. Komisyon çalışmalarının ileri dönemlerinde; eğitim sistemine müdahil olmaya başladı. Ders programlarından, insan hakları, adalet, hukuk ve doğa hakları gibi konular çıkarıldı. Hatta iki ABD li komisyon üyesi CIA ajanı olduğu bilinmesine rağmen herhangi bir şey yapılmadı. CIA ajanları tüm bakanlıklara sızarak ülke siyasetine doğrudan müdahil olmaya başladılar. 12 Mart 1971 ve 12 Eylül Askeri darbeleri ABD’nin güdümüne yapılmıştır. Ordu içinde örgütlenen yapı bir CIA Örgütlenmesidir.

Dış Etkenler (ABD Etkisi): Türkiye'nin Batı kampına (NATO) girişi sürecinde, eğitim sisteminin daha Amerikan odaklı hale getirilmesi istendi ve köy odaklı üretim modelinden vazgeçildi. Köy Enstitülerinin kapatılması tek bir kişi, tek bir parti, tek bir ağa değildir. Enstitüler bir devrimdi. Karşı devrimciler birleşerek kapanmasını sağladı. İşte bu iç ve dış olaylar Köy Enstitülerinin yazgısın belirledi. Özetle; Türkiye'ye özgü "üretime dayalı eğitim" modelinin, dönemin siyasi ve uluslararası konjonktürüne kurban edilmesi sonucu kapatılmıştır

1947 seçimlerinden sonra Recep Peker, başbakanlığındaki hükümetin MEB Şemsettin Sirer getirmişti. Sirer’in ilk işi İsmail Hakkı Tonguç’u görevden almak ve 1947 yılında Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünü kapatmak oldu. Enstitüdeki ders programları ve yönetmelikleri değiştirilerek klasik öğretmen okulu geleneğine dönüldü. Kitap okuma saatleri ve eleştirel toplantılar iptal edildi. Çıkar çevreleri köy emekçilerinin bilinçlenmelerini istemediler. Öğrencileri edilgen yaratıklar olarak görmek isteyen klasik eğitimci tipi, öğrencinin insanlaşmasına göz yumabilir miydi? Özgürlükçü eğitim anlayışına inanç sömürgenleri katlanabilir miydi? Oy avcısı siyaset bezirgânları durabilir miydi? Durmadılar, katlanamadılar Anadolu’da ışık saçan Köy Enstitüsü meşalesini söndürdüler.

Köy Enstitüleri sosyal sınıf farkı gözetmeden nitelikli, parasız, kamusal, eşitlikçi eğitim hakkı sağlayarak yoksul halk çocukları için Anadolu’nun 21 köşesinde eğitim bahçeleri yaratmıştır. Bu okullar bir kültür devrimidir. Uygulamada toplumun eğitim yoluyla devrimci yenilenmesi ve ilerlemesi anlamını taşır. Köy Enstitüleri bünyesinde Türk ve Dünya Edebiyatı’na yazar ve şair çıkarmıştır. Mahmut Makal, Talip Apaydın, Hürrem Arman, Dursun Akçam, Fakir Baykurt, Ümit Kaftancıoğlu, Ali Yüce, Osman Bolulu, Mehmet Aydın, Osman Şahin, Behzat Ay, Gültekin Gazioğlu ilk akla gelenlerdir. Köy Enstitülü Öğretmenler TÖS ve TÖB-DER ‘İ kurdular.

Köy Enstitüleri Kapatılmasaydı Ne Olurdu?

1- Yurdun her köşesindeki öğrencilere imkân, fırsat ve imkân eşitliği sağlanırdı. Ezberleyen öğrenci değil okuyan, üreten öğrenciler başarılı olurdu.

2- Demokrasi yaşamın içinde olurdu. Daha nitelikli öğretmenler yetişirdi.

3- Ülkemiz, eğitim, kültür, sanat ve tarım alanında diğer ülkelerle yarışır durumda olurdu.

4- Susturula bir toplum değil konuşarak sorun çözen bir toplum olurduk.

5- Enstrüman çalan, spor yapan bir gençlik olurdu.

6- Köy Enstitülerini kapatmakla devrimci düşüncenin adamını yetiştiren kaynak kurutuldu.

Köy Enstitülerini kapatmakla Türkiye çok şey kaybetti. Bunun yanıtı boşalan köylerde, cemaatlere teslim edilen varoşlarda. Bunun yanıtı mahalle baskısının ve cemaatlerin gücünün hangi boyutlara ulaştığını gösteren araştırmalarda görebiliriz.

1946 yılından 1954 yılına kadar olan süreye yıkım dönemi diyoruz. Köy Enstitüleri 4 Şubat 1954 yılında kapatılarak İlköğretmen Okullarına dönüştürüldü. İlköğretmen Okulları 1976’ da Öğretmen Liselerine daha 1916 yılında Anadolu Liselerine dönüştürüldü.

Köy Enstitüleri Deneyiminden Nasıl Yararlanabiliriz

Köy Enstitülerini hazırlayan toplumsal ve tarihsel koşullar bugün geldiğimiz noktada eğitim sorunlar düşünüldüğünde yeniden Köy Enstitüleri inşa etmek sosyo- ekonomik şartlar bulunmamaktadır. Köy Enstitülerin toplumsal deneyiminin bugüne yansımasında şu verilere dikkat çekebiliriz.

1- İlk veya ortaöğretim kurumları Köy Enstitülerinde olduğu gibi bugünkü ihtiyaçlara uygun birer yerleşke gibi tasarlanabilir. Bunun için eski Köy Enstitüsü yerleşkeleri korunarak örnek modeller olarak ele alınabilir.

2- Köy Enstitülerindeki okuma saatleri ve etkinlikleri örnek alınabilir. Özellikle okumayan, yazmayan gençliğin yetiştiği şu dönemde bu konuya ilişkin projeler geliştirilebilir.

3- Laik, çağdaş ve bilimsel eğitimin sağlanabilmesi için özgüveni yüksek, demokrasiyi benimsemiş Cumhuriyet aydınlanmasına inanmış öğretmenler yetiştirmek gerekir. Kuşkusuz bundan önce eğitim yöneticilerinin laik ve bilimsel eğitimi benimsemeleri gerekir.

4- Köy Enstitüleri, köyle çevreyle bütünleşme ilkeleri bugün varoş veya gecekondu bölgelerine indirgenebilir. Sosyal ve kültürel anlamda bunu bir parçası olmayı başarmış bir bölgede cemaat yapısının da etkisi azalacak ya da kırılacaktır. Burada açılacak okulların adına kent Enstitüleri adı verilebilir.

5- Öğrenciyi müşteri görme anlayışı terk edilerek, Köy Enstitülerinde olduğu gibi yoksul, köylünün eğitimin temel bir yurttaşlık hakkı olarak ele alınarak kamusal ve sosyal devlet ilkelerine dönülmelidir.

6- Şiddet kültüründen barış kültürüne geçişte Köy Enstitüleri modelinin katkıda bulunacağı göz ardı edilmemelidir.

Son Söz:

Kim ne derse desin hala yadsımayan gerçek şudur; Köy Enstitüleri bu ülkenin taşına, toprağına, aydınlığına, insanına yapılan tek ve en iyi hizmetti. O dönem yoksulluktan, yabanlıktan, cehaletten kurulmanın tek umudu, tek ışığı, tek tutunma aracıydı. Bu gerçeği 86 yıldır hiçbir siyasi erk değiştiremedi, değiştiremeyecek. Yolu Köy Enstitülerinden geçen tüm öğretmenlerimin bir kandil gibi ülkemizin aydınlatmalarına, devrimci dirençlerine, yenilmez umutlarına sonsuz saygılarımla…

TURAN KAYIKÇI

Related Stories