TURAN KAYIKÇI YAZDI: "FARELERLE BAŞBAŞA"

11/11/2024

FARELERLE BAŞBAŞA

Öğretmenliğimin ikinci yılıydı. Görev yaptığım Şanlıurfa İli Bozova İlçesi Atatürk İlkokulu Müdürü elime bir zarf uzatarak “ Hocam bu size ait” dedi. Bir an durakladım, sanki koca bina üstüme yıkıldı. Elim ayağıma dolandı. Bir telaşla zarfı açtım. “ Şanlıurfa Valiliği’nin isteği doğrultusunda Siverek İlçesi Cinhisar İlkokulu öğretmenliğine atandınız” diye yazıyordu. Yani sürgün edilmiştim.

Öğretmenliğimin ilk gözyaşları buz gibi sessizce dudaklarımdan ayakkabılarımın ucuna doğru süzülüyordu.

Mesleğime âşıktım. Açık alınla çıkmıştık on yılda her savaşta, cumhuriyet öğretmeniydik ülkenin her bucağına severek giderdik. Omuzlarımdaki sorumluluğun inancıyla sırtımda yatak, kilim elimde tahta çanta vardım Siverek’in Han’ına. Geceyi bin bir hüzünle sabahlayarak geçirdim. Eylül ayının ilk günleriydi. Sonbahar sararan yapraklarıyla doğayı çöle çevirmişti. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Siverek İlköğretim Müdürlüğü’ ne giderek yeni görev yerime nasıl gideceğimi öğrenip köye giden arabaların hareket ettiği garajlara gittim. İki saat bekledikten sonra kamyonun kasasını koyun ve ineklerle paylaşarak bindim. Üç saati aşan bir yolculuktan sonra köye vardık.

Arabadan indim eşyalarımı okulun önüne bıraktım. Pencereden içeri baktım birde ne göreyim! Okul ve öğretmen lojmanı tahılla tıka basa dolu. Bir an karşımda duran Karacadağ, okulun üstüne düştü sanki. Ben, öyle kendimden geçmiş otururken ansızın başucumda kendisinin köyün ağası Abdurahman Odabaşı’nın vekili olduğunu söyleyen İsa Amca “Hocam buyurun bize gidelim” dedi. Akşam İsa Amca’ya okuldaki tahılların kimin olduğunu sordum. Ilık bir tebessümle “Vallah bizim Abdurahman Ağa’nındır.” Akla kara içinde sabahı eyledim

Sabahleyin ilköğretim müdürlüğüne giderek durumu arz ettim. İlköğretim müdürü “Biz herhangi bir şey yapamayız” dedi. İçim içimi yiyordu. Bir an önce okulumun açılmasını istiyordum. Bu inançla kaymakamın kapısını çaldım. İçeri girip durumu hiç duraksamadan arz ettim. Benim yanımda ilçe jandarma bölük komutanını arayarak “ Komutan Cinhisar İlkokulu, köy ağası Abdurahman Odabaşı’nın tahıllarıyla dolu, köye bir devriye çıkartarak üç içinde tahılları boşaltırsak okul eğitim öğretime hazır olur. Teşekkür ederim” dedi ve telefonu kapattı.

Kaymakam 45- 50 yaşlarında orta boylu şişmanca koltuğundan kalkarak kendinden emin adımlarla bana yaklaşıp: “Bak evladım, o köyde sekiz yıldır eğitim- öğretim yapılmamış. Adını ve görev yerini alıyorum. Üç gün sonra köye gidip görevine başlayıp duruma daha sonra bana bildirirsin”dedi. Kaymakamın söylediği gibi üç gün sonra köye gidip görevime başlamıştım.

Okulun ilk günü öğrencilerle kalacağım yeri ve okulu temizledik. Bir hafta sonra öğrenci sayısı 20’yi bulmuştu. Türkçe’ yi zar, zor konuşan birkaç öğrenciyle iletişim kurmaya başlamıştım. Çocukların dünyadan haberleri yoktu. Kız öğrencileri okula göndermiyorlardı. Kız çocukları onlar için sadece ev işi yapan bir dadıydı sanki. 4 kız çocuğunun okula başlaması o köye yakın mezralarda olay olmuştu. Köylülerin çoğunluğu bırakın kız çocuklarını erkek çocukları dahi okula göndermek istemiyorlardı. Kaymakamın desteğini arkamda hissederek işe koyulmuştum. Artık geri dönüş yoktu. Köylüler beni ağaya şikayet ederek kız çocuklarını zorla okula kayıt yaptığımı söylemişlerdi. Köyün ağası Siverek’te oturuyordu. Ancak hasat mevsimi gelir ve aynı gün geri dönerdi. Okulun açıldığı 1 ay olmuştu. Birden sınıfın kapısı vuruldu. “Kim o!” dememle birlikte kapının açılması bir oldu. Soluk soluğa bir ses, İsa Amca “Hocam Abdurahman Ağa sizi acilen evde bekliyor” dedi. Gençliğimin vermiş olduğu hiddetle “ Kusura bakma İsa Amca ben o ağanın ayağına gelmem” dedim.

Biraz sonra ağayla birlikte İsa Amca okula geldiler. Uzun boyu pos bıyıkları ve ayağındaki uzun deri çizmeleriyle ağa “ Hocam bizi zor durumda bıraktın yaptığını beğendin mi?” dedi. “Ben bu köydeki çocukların insan olması, için zor şartlarda görev yapmayı kabul ederek geldim, yolumdan kimse döndüremez” dedim. Ağa kararlığımı görünce, bir an durakladı. Geldiği gibi dönüp gitti. Günler günleri kovalıyordu. Köyde sohbet edecek kimse bulamıyordum. Koca köyde Türkçe konuşma özlemiyle yanıp tutuşuyordum. Ancak aybaşlarında ilçe merkezine iniyordum.

Ocak ayının maaşını almak için Siverek’ e gitmiştim. Bir gün sonra köye döneceğime öğrencilerime söz vermiştim. Her aybaşı dönüşümde yol ayrımına kadar üç dört öğrenci gelir eşyalarıma yardım ederek, akşam yemeğini birlikte yerdik.

Komşu köyün öğretmeni Mehmet Koşar’ la kafa kafaya vererek, önce benim görev yaptığım köye gideceğiz. Bir kaç gün sonra o görev yaptığı köyüne dönecekti. Mehmet Öğretmen’le Diyarbakır’ a giden minibüse binip yol ayrımında indik. 3 saat yaya yürümüştük. Kar ve tipiyle birlikte adeta donmuştuk. Köyün girişindeki Adem’ in evine kendimizi zor atmıştık. Adem, bize yemek hazırlattı. Yemek yedikten sonra, çay da içmiştik. Bir de ne görelim, kapıdan bir fare ansızın içeri girerek, can havliyle nereye gideceğini şaşırmıştı. Birden fare kayıp oldu. Herkes fareyi aramaya koyuldu. Kalbimin üstünde bir hareketlenme gördüm, kalbim havalanıyor sandım. Yemek, için yere çömelerek oturmuştuk fare odanın içinde sırtımdan gömlekle kazak arasından girerek kalbimin üzerine gelmişti. Kimseye çaktırmadan elimle fareyi kazağımın üzeriden sıkarak öldürdüm. Herkes fareyi ararken, ben farenin kuyruğundan yakalayıp onlara gösterdim. Dışarı kaçan mı dersiniz, duvara tırmanan mı, bağırtı çağırtı içinde fareyi kalbimde öldürdüğümün ispatı, gömleğimdeki kandı. Okul lojmanında farelerle her şeyimizi üleşiyorduk. Onlarla dost olmuştuk, açıkçası çok korkmuştum. Beni kalbimden vuracağını sanmıştım. Onu öldürdüğüm için çok üzgündüm.

Köyden ayrılma vakti gelmişti. Yiyeceklerimi bir öğrencime vermiştim. Biraz sonra çocuk ağlayarak iki paket makarnayla geri geldi. “Öğretmenim annem bunun nasıl pişirileceğini bilmiyor” dedi. Makarna pişirme tarifini yazarak çocuğa verdim. Biraz sonra bir gurup öğrenci, beş on köylü ile birlikte beni uğurlamaya gelmişlerdi. Öğrencilerim ağlıyordu. Geldiğim gibi kamyonun kasası üzerine binerek dönüyordum. Kamyon tozu dumana katıp, köyden uzaklaşırken hüzünlerimin tarifi öğrencilerimi kucaklayamamaktı.

TURAN KAYIKÇI

Related Stories