HAKAN KOÇAR YAZDI: "KİTAPSIZLIĞIN GÜRÜLTÜSÜ"


KİTAPSIZLIĞIN GÜRÜLTÜSÜ
Bir ülkenin geleceğini anlamak için saraylarına, köprülerine, otoyollarına bakmak yetmez. Kitapçılarına bakacaksınız. Kütüphanelerine bakacaksınız. İnsanların ellerinde tuttukları kitaplara, evlerinin başköşesindeki kitaplıklara bakacaksınız.
Çünkü kitap, yalnızca okunacak bir nesne değildir. Kitap; düşüncenin ekmeğidir, aklın suyudur.
Ne yazık ki bugün yaşadığımız manzara, insanı düşündürmekten çok üzmektedir.
Bir zamanlar kahvehanelerde gazete okunurdu. İnsanlar okudukları bir yazı üzerine saatlerce tartışırdı. Aynı fikri paylaşmaları gerekmezdi; birbirlerini dinlemeyi bilirlerdi. Şimdi ise çoğu kişi başlığı okumadan fikir sahibi oluyor. Bir cümlenin tamamını okumadan hüküm veriyor. Bir kitabın kapağını görüp içeriğini bildiğini sanıyor.
Okumayan insanın düşünmesi de zorlaşıyor.
Düşünmeyen insanın anlaması…
Anlamayan insanın da anlaşması…
Böyle olunca toplum, aynı dili konuşan ama birbirini anlamayan insanların kalabalığına dönüşüyor.
Bugün yaşadığımız toplumsal gerilimlerin önemli bir kısmı da buradan kaynaklanıyor.
Birbirimizi dinlemiyoruz.
Birbirimizi anlamaya çalışmıyoruz.
Sadece konuşuyoruz.
Herkes konuşuyor ama kimse duymuyor.
Üstelik bu tablo, sanatın ve sanat üretiminin yeterince değer görmediği bir ortamda daha da ağırlaşıyor.
Sanat, bir toplumun vicdanıdır.
Şair, toplumun duyamadığı sesi duyar.
Yazar, başkalarının görmediği ayrıntıyı görür.
Ressam, sözcüklerin anlatamadığını renklerle anlatır.
Müzisyen, insanların içinde biriken duygulara tercüman olur.
Ama sanatın değersizleştirildiği yerde önce sanatçı yalnızlaşır, sonra toplum yoksullaşır.
Bu yoksulluk para yoksulluğu değildir.
Düşünce yoksulluğudur.
Hayal yoksulluğudur.
Merak yoksulluğudur.
Kitap üretiminin azalması da bu tablonun başka bir yüzüdür.
Bir kitabın ortaya çıkması yılların emeğidir. Yazar yazacak, editör çalışacak, tasarımcı uğraşacak, matbaa basacak, dağıtımcı taşıyacak. Sonunda okuyucuya ulaşacak.
Fakat maliyetlerin sürekli arttığı, vergilerin üreticinin sırtına yük olduğu bir düzende kitap da diğer ürünler gibi nefes almakta zorlanıyor.
Oysa kitap bir lüks değildir.
Kitap, toplumun geleceğine yapılan yatırımdır.
Bir ülke fabrikalarla kalkınabilir.
Ama kitaplarla gelişir.
İkisi aynı şey değildir.
Asıl düşündürücü olan ise cehaletin son yıllarda adeta bir meziyet gibi sunulmaya başlanmasıdır.
Eskiden insanlar bilmediklerinden utanır, öğrenmeye çalışırdı.
Şimdi bazıları bilmemeyi bir üstünlük gibi gösteriyor.
Araştırmıyor.
Okumuyor.
Öğrenmiyor.
Ama her konuda konuşuyor.
Üstelik yüksek sesle konuşuyor.
Bilginin küçümsendiği yerde uzmanlık değersizleşir.
Emeğin değeri azalır.
Akıl geri çekilir.
Gürültü öne çıkar.
Toplumun önüne rol model olarak bilgi sahipleri değil, bağıranlar çıkarılırsa sonuç kaçınılmazdır.
Çünkü cehalet bulaşıcıdır.
Bilgi emek ister.
Cehalet ise zahmetsizdir.
İnsanlar kolay olanı seçmeye başladığında toplumun ortak aklı da zayıflar.
Sonra herkes birbirine kızmaya başlar.
Kimse kimseyi anlamaz.
En basit meseleler bile kavgalara dönüşür.
Fikir ayrılıkları düşmanlığa çevrilir.
Toplumsal kaos dediğimiz şey işte böyle başlar.
Bir gün ansızın ortaya çıkmaz.
Yıllar boyunca okumamanın, düşünmemenin, dinlememenin ve anlamaya çalışmamanın sonucunda oluşur.
Oysa çözüm zor değildir.
Sanata değer vereceğiz.
Sanatçıyı yalnız bırakmayacağız.
Kitabı maliyet kalemi değil, kültür yatırımı olarak göreceğiz.
Çocuklarımıza ezberden önce merak etmeyi öğreteceğiz.
Okuyanı küçümsemeyecek, takdir edeceğiz.
Bilgiyi yük değil, zenginlik sayacağız.
Çünkü bir ülkeyi ayakta tutan yalnızca ekonomisi değildir.
Ortak aklıdır.
Ortak vicdanıdır.
Ortak kültürüdür.
Ve bunların hepsi, dönüp dolaşıp bir kitabın açılan ilk sayfasında başlar.
Kitap kapanırsa yalnız sayfalar kapanmaz.
Bir milletin ufku da kapanmaya başlar.
HAKAN KOÇAR
8 MART KADINLARIN GÜNÜ
YAZARIN DİĞER YAZILARI
