KÜLTÜR YOZLAŞMASI
Televizyonların yaygınlaşmaya başladığı yıllarla birlikte,önce dilimizi yozlaştırarak girdiler ülkemize.
Amerikan dizilerindeki,filmlerindeki lüks yaşama özendirirken bir yandan; diğer taraftan da dilimize çevrilirken anlamsızlaşan kelime yığınları yavaş yavaş, sinsice sızdı can damarımız güzel Türkçemize…Zaman içinde bir de baktık ki; mağaza adlarından, çocuklarımızın adlarına kadar değişen bir yelpaze içinde yabancılaşıvermişiz kendimize.
“Merhaba” yerine “hey na’ber dostum?”, “hoşça kal” ya da “Allahaısmarladık” yerine “Baayyy!”, sıkı dostlara “kanka”demeye başladık.


HAKAN KOÇAR
Çocuklarımız Selena, Almula oldu; mağaza tabelalarında Türkçe isim arar olduk. Beğendiğimiz ya da beğenmediğimiz yok artık; onlar da “in” ya da “out” oldu.
Her şey dilimizin yozlaştırılmasıyla başladı.
Kültür, bir toplumu diğer toplumlardan ayıran değerler bütünü ve hayat şeklidir.Bilim ve teknoloji evrensel , kültür ise millîdir.Bir ulusu ulus yapan, kültürünü şekillendiren temel unsur ise DİL’dir. Dilin yok olduğu yerde toplumun da zaman içerisinde yok olması kaçınılmazdır.
Buraya kadar yazdıklarımdan,kültürler birbirlerinden etkilenmeyecek sonucunu çıkartmayalım, lütfen!...Elbette ki dünya üzerinde saf, katışıksız kültür unsuru olamaz.
Hiçbir dil, mimari, müzik vs. yoktur ki diğerlerinden etkilenmemiş, beslenmemiş olsun. Ancak, bu etkilenme süreci asla kopyalaşmaya dönüşmemelidir. İşte bizim dilimizi ve bağlantılı olarak da kültürümüzü yozlaştıran sebep budur.
Fransız Filozofu Alain’e göre “Kültürler birbirlerinden beslenir, birbirlerinden etkilenirler; ancak etkilenme, aynileşme, kopyası haline gelmeye dönüştüğü zaman, işte o zaman yozlaşma ve sonuçta yok olma süreci başlar”.
Yirmi küsur yıldan bu yana ileri görüşlü, izan sahibi aydın insanlarımız kültürel yozlaşmanın toplumu kemirdiğini haykırıp durdular. Ne yazık ki bu çığlıkların sahipleri şimdiye kadar hep “dinozor” lukla suçlandılar. Şimdi gelinen noktada maalesef ki; gençliğimizin büyük bölümü renksiz, ruhsuz, amacı olmayan, mat bir yaşam sürüyor.
Aristo, binlerce yıl önce “En bedbaht millet, kaleleri ayakta iken kültürü ve ahlâkı harabe olan millettir” demişti. Dilin yozlaşmasıyla başlayan kültürel yozlaşma, doğal olarak kültürü ve ahlâkı da harabeye çeviriyor.
Yozlaşmamış olsaydık eğer,“Bihter ve Behlül” ün nerede ne yaptığıyla bu kadar ilgilenir miydik?
Yozlaşmamış olsaydık eğer, medyada özendirilmeye çalışılan çarpık hayatlar bize bu kadar normal gelir miydi?
Yozlaşmamış olsaydık eğer, küçücük masum çocuklara yönelik tacizler ve tecavüzler bu kadar artar mıydı?
Sahi biz yozlaşmadık mı?...