KÜRK MANTOLU CEHALETİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ


KÜRK MANTOLU CEHALETİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ
Geçtiğimiz günlerde bir TV kanalında yayınlanan magazin programının yorumcusu hanımefendinin, tabiri caizse “cahil özgüveniyle” söylemiş olduğu sözler ve bu sözlere verilen tepkilerle kaynadı anlı şanlı sosyal medyamız.
Hanımefendimiz okumadığı bir kitabı okumuş gibi ballandırarak yorumlayıp, üstüne üstlük 1943 yılında yazılmış bir eseri günümüzün dünyaca ünlü pop şarkıcılarından birinin hayatı zannederek cehaletin şahikasına bayrağı dikmekte.
İşin ilginç yanı yayınlandığı anda programın yüzbinlerce insan tarafından izleniyor olması.
Hemen belirtelim ki Tv Programının kültürlü yorumcusu hanımefendinin ünlü pop yıldızı “Madonna” nın hayatını anlattığını zannettiği kitap ise, Türk Edebiyatının öncü yazarlarından başyapıtlarından biri olan “Kürk Mantolu Madonna” dır.
Ve eser 1943 yılında yazılmış olup, bir sergiyi gezerken gözüne çarpan yağlı boya tablodan yola çıkarak yaşanan büyük bir aşk hikayesini , aşka olan tutkuyu mükemmellikle anlatır.
Hikaye Sebahattin Ali’nin dilinde özgünleşir ve okunduğunda zihinlerde uzun süreli izler bırakan, aynı zamanda psikolojik tahliller, betimlemeler açısından çok tatmin edici bir niteliğe bürünür.
Ve böylece de Türk Edebiyatının ölümsüz eserlerinden biri olur.
Şimdi diyeceksiniz ki “yazar efendi , yazar efendi ! sen bunları niye yazdın, bunlardan bana ne ki?”…
Yok efendim yok, bunları yazmamın sebebi “engiiiiinnn kültürümü sergilemek!” falan değil .
Meşhur tv kanalımızdaki hayal dünyası satan programlardan birinin yorumcusu hanımefendi, eser hakkındaki yorumunu saydırırken belki de şöyle düşünmüş olabilir “Emaaan canım! Bu millete nasılsa ne verirsen yer , sormaz da sorgulamaz da. Zaten kaç kişi okumuştur ki bu kıytırık kitabı”…
Eğer böyle düşünmüşse çok ta haksız sayılmaz değil mi?
İşte “zurnanın zırt” dediği yer burasıdır dostlar!...
Okumuyoruz.
O – ku – mu – yo –ruz
Okumadığımız için anlayamıyoruz, anlayamadığımız için yorumlayamıyoruz, yorumlayamadığımız için de önümüze ne koyarlarsa yiyoruz !.
Bir sendikamızın düşünce kuruluşu olan DESAM’ın geçmiş yıllarda yaptığı ar-ge araştırmasının sonuçlarına buyrun hep birlikte bakalım:
AB ülkelerinde yüzde 21 olan kitap okuma oranı, Türkiye'de sadece yüzde 0,01.
Türkiye'de kitap okuyan on binde bir kişinin okuduğu kitaplara baktığımızda yani en çok okunan kitaplar ise genelde; fıkra kitapları, namaz hocası ve dua kitapları ile aşk kitapları başı çekiyor.
Türkiye'deki kütüphanelerde 13 milyon kitap olmasına karşılık, Bulgaristan'da 46 milyon, Rusya'da 739 milyon, Almanya'daki kütüphanelerde 104 milyon kitap mevcut.
Japonya'da toplumun yüzde 14'ü Amerika'da yüzde 12'si İngiltere ve Fransa'da yüzde 21'i düzenli kitap okurken, Türkiye'de yalnızca binde 1 kişi kitap okuyor.
Bir Japon yılda ortalama 25, bir İsviçreli yılda ortalama 10, bir Fransız yılda ortalama 7, bir Türk ise 10 yılda ancak 1 kitap okuyor .
Bu rapora göre, Türk halkı olarak kitap okumuyoruz ve okuma alışkanlığımız yok denecek kadar az.
Türkiye, ne yazık ki kitap okuma konusunda çoğu Afrika ülkelerinin gerisinde kalmış durumunda.
Ve yapılan bir başka araştırma sonucuna göre, gençliğimiz en önemli ihtiyaçlarının “akıllı cep telefonu olduğunu” dile getirirken BM İnsani gelişmişlik raporuna göre ise Türkiye’de kitap 235. sırada yer alan bir ihtiyaç malzemesi.
Araştırmanın sonuçları bunlar maalesef.
Şimdi böyle bir durumda bir tv yorumcusunun, ekranlarda gerine gerine , “yersen dolma da var” mantığıyla okumadığı , hatta üzerinde fikir sahibi bile olmadığı bir kitabı yorumlaması kadar doğal bir şey olamaz mı yani?...
İnsanımız bırakın herhangi bir kitabı okuyarak düşünce ve ruh dünyasını zenginleştirmeyi; ilk emri “oku” olan, inandığı dinin kitabını bile okuyup anlamadığı için, inançlarını da onları kullananların kurnaz akıllarına teslim ediyor ne yazık ki.
Kürk mantolu cehaletin dayanılmaz hafifliği hepimizi sarıp sarmalamış durumda…
HAKAN KOÇAR
ETİKETLER
YAZARIN DİĞER YAZILARI