HAKAN KOÇAR YAZDI: "19 MAYIS: DİRİLİŞİN İLK ADIMI"


19 MAYIS: DİRİLİŞİN İLK ADIMI
1919…
Bir milletin yalnızca toprağının değil, haysiyetinin de kuşatma altında kaldığı yıl…
Bugün dönüp o günlere baktığımızda, çoğu zaman yalnızca tarih kitaplarının sararmış sayfalarını görüyoruz. Oysa o yıllar, Anadolu insanının yüreğine kazınmış büyük bir acının adıdır. Çünkü işgal denilen şey yalnızca sınırların çiğnenmesi değildir. İşgal, insanın kendi evinde yabancı gibi yaşamasıdır. Kendi toprağında başını eğmek zorunda bırakılmasıdır.
15 Mayıstaki işgalin ardından batı Anadolu’dan gelen haberler karanlıktı. İşgale direnenler göz kırpmadan vuruluyordu. Bu zulmün daha da ileriye gideceği ilk günden kendini göstermişti.
Nitekim işgali takip eden aylar çekilen acıyı ortaya koymuştu. İzmir’den yükselen çığlıklar, Alaşehir’in dumanı, Manisa’nın sessizliği, Aydın’ın yanık kokusu… Köyler basılıyor, ocaklar sönüyor, insanların gözlerinin içindeki umut ağır ağır kararıyordu. O günleri yaşayanların anlattıkları gözyaşı dökmeden dinlenemez. Çünkü mesele yalnızca savaş değildi; milletin ruhuna vurulan prangaydı.
Bir düşünün…
Kendi tarlana giderken önün kesiliyor.
Kendi köyünde senden izin kâğıdı isteniyor.
O izin kağıdı incelendikten sonra sana verilirken yüzüne tükürülüyor.
Kendi vatanında, yabancı askerin bakışı altında yürüyorsun…
İnsan bazen açlığa dayanır ama aşağılanmaya dayanamaz. İşte Anadolu insanı o yıllarda bunları yaşadı.
Camilerde okunan ezanın sesinden bile rahatsız olunduğu günlerdi. Bazı köylerde imamların korkutulduğu, müezzinlerin tehdit edildiği anlatılır. Çünkü işgalci bilir ki; bir milletin hafızasını teslim almadan toprağını bütünüyle ele geçiremezsin. Önce insanın inancını kırmak isterler. Önce başını eğdirmek isterler.
İstanbul ise yorgundu…
Devletin omuzları çökmüştü.
Saray susuyor, millet içinden kan ağlıyordu.
İşte tam o günlerde Karadeniz’in dalgalarını yara yara bir vapur ilerledi.
Bandırma Vapuru…
Mustafa Kemal Paşa, vatanın işgalinin getireceği ağır sonuçları daha işgal başlamadan öngörmüş, Türk’ün haysiyetini kurtarma görevini vicdanen ve başına gelebilecek her şeye rağmen üzerine almıştı. Bu niyetle bindiği Bandırma vapurundan 19 Mayıs 1919 sabahı inerek Samsun’a ayak bastı.
Bu yalnızca bir askerî görev değildi.
Bu, küllerin içinden doğrulmaya çalışan bir milletin ilk nefesiydi.
19 Mayıs 1919 yeniden dirilişin ilk adımıydı…
O adımda yalnız bir komutanın kararlılığı yoktu; zinciri kırmaya çalışan bir milletin iradesi vardı.
Bazı anlar vardır ki tarihin yönü sessizce değişir.
19 Mayıs işte öyle bir gündür.
O gün Anadolu’da bir kıvılcım yandı. Ve o kıvılcım kısa sürede milletin vicdanında bir yangına dönüştü. Çünkü Türk milleti artık şunu anlamıştı: Ya istiklâl ya esaret…
Kurtuluş Savaşı başladığında Anadolu’nun elinde büyük ordular yoktu, çünkü dağıtılmıştı. Cephane eksikti, çünkü ne varsa toplatılmıştı. Yokluk büyüktü, analar, atalar yorgundu. Ama bu milletin bir şeyi vardı: Haysiyeti… İşte bir milleti ayakta tutan da budur.
Cepheye gidenler yalnız asker değildi.
Kınalı kuzularını uğurlayan analar da savaştı.
Sırtında mermi taşıyan kadınlar da savaştı.
Soğuk gecelerde dua eden ihtiyarlar da savaştı.
Çünkü vatan dediğin şey yalnız harita değildir; uğruna kan dökülen, can verilen topraktır.
Bugün o tarihte yaşananları, üstelik de tüm belgeleri ortadayken hiç yaşanmamış gibi gösterme çabasıyla, kerameti kendilerinden menkul yeni bir tarih yazmaya çalışanları tarih affetmeyecektir.
Vatanın kurtuluşu için canlarını ortaya koyan Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarına yılan dilleriyle iftiralar isnat ederek suçlamaya çalışanları tarih affetmeyecektir.
Virane halindeki topraklardan yepyeni bir devlet kurup, o devleti her şeyden fazla güvendiği Türk Gençliği’ne emanet eden büyük Atatürk’e saldıranları ne gençlik, ne de millet affetmeyecektir.
Bugün 19 Mayıs’a bakarken onu yalnızca tören meydanlarına sıkıştırmamak gerekir. O gün, bir milletin yeniden ayağa kalktığı gündür. Boynundaki zinciri kırdığı gündür. “Bizi esir edemezsiniz !” diye haykırdığı gündür.
Ve belki de bu yüzden 19 Mayıs, Gençlik Bayramı’dır.
Çünkü gençlik yalnız yaş meselesi değildir.
Gençlik; umudu kaybetmemektir.
Yıkıldıktan sonra yeniden ayağa kalkabilmektir.
Karanlığın içinden yeni bir ışık yakabilmektir.
Aradan nice yıllar geçti…
Ama Samsun’da atılan o ilk adım hâlâ bu milletin kalbinde atmaya devam ediyor.
Çünkü bazı tarihler takvimde kalmaz…
Milletlerin kaderine yazılır.
KUTLU OLSUN…
HAKAN KOÇAR
8 MART KADINLARIN GÜNÜ
YAZARIN DİĞER YAZILARI
