HAKAN KOÇAR YAZDI: "AMERİKA VE YENİLMEZLİK MASALININ SONU "


AMERİKA VE YENİLMEZLİK MASALININ SONU
Perde henüz kapanmadı… Ama sahnede bir tuhaflık var. Oyuncular yerinde, dekor aynı, ışıklar yanıyor…
Fakat seyirci eski seyirci değil.
Dünya uzun zamandır tek bir hikâye izliyordu:
Güçlü olanın yazdığı, güçlü olanın oynadığı, güçlü olanın kazandığı bir hikâye… Bu hikâyenin başrolünde de hep Amerika vardı. Namıdiğer dünyanın kahraman Jandarması USA…
İkinci dünya savaşından itibaren yarattığı algıyla kaybetse bile kazanan… Dağılsa bile toparlayan… Hata yapsa bile haklı çıkan…
Ama şimdi o hikâyede bir kırılma yaşandı.
İran sahnesi…
Sadece silahların konuştuğu bir savaş değil, sosyal ve gerçek medya üzerinde karşılıklı yapılan atışlarla gerçekleştirilen bir algı savaşı olarak da tarihe geçti.
Ve belki de ilk defa, “yenilmez” denilenin yenilebileceği düşüncesi bu kadar geniş kabul gördü.
Burada durup düşünmek gerekir:
İran’ın askeri ya da siyasi başarısından öte, asıl etkisi ne oldu?
Zihinlerdeki algıyı değiştirdi…
Yıllardır dünya sisteminin temelinde yatan o görünmez cümle sarsıldı:
“Karşısında durulamaz.”
Oysa artık durulabiliyormuş. Oysa direnilebiliyormuş. Ve de en önemlisi, sonuç alınabiliyormuş.
Bu sadece bir ülkenin başarısı değil, yeryüzündeki insanların düşüncelerinde yaratılmış algının kırılmasıdır.
Peki şimdi ne olacak? Ateşkes görüşmeleri nasıl bir sonuca varacak, bunu hep birlikte göreceğiz. Amerika belki de dünyanın abiliği unvanını devam ettirebilmek için, küçük kardeşiyle birlikte yeniden tüm gücüyle saldırıya geçecektir, kim bilir?
Ya da belki yine bildiğini yapacak. Vietnam’dan sonra olduğu gibi…
Gerçeği değil, hikâyeyi parlatacak.
Vietnam ormanlarında kaybedilen savaş, yıllar sonra beyaz perdede kazanılmıştı hani.
Belki de Afganistan dağlarından apar topar kaçışın Hollywood kahramanlıklarıyla dolu öyküsü gibi olur.
Bir asker çıkar, bir kahraman yaratılır, bir sistem eleştirilir gibi yapılır ama sonunda sistem aklanır…
Şimdi aynı senaryo yeniden mi yazılacak?
Bir pilot… Bir istihbaratçı… Bir “vicdanlı Amerikalı”…
Ve sonunda şu cümle: “Aslında biz iyiydik.”
Ucuz kahramanlık, pahalı prodüksiyon…
Ama bu kez hesap tutmayabilir. Çünkü dünya artık tek merkezden yönetilen bir sahne değil.
Güç dengesi dediğimiz o yapı bile değişiyor. Devletlerin birbirini dengelediği sistemde, artık tek bir aktörün mutlak hâkimiyeti sorgulanıyor. Ve daha da önemlisi:
Toplumlar artık hikâyeyi değil, gerçeği istiyor.
Burada insanın aklına 100 yıl öncesi geliyor…
Mustafa Kemal adında bir adam çıkmıştı ve:
“Tam bağımsızlık, ancak her alanda bağımsızlıkla mümkündür” demişti.
Sadece askerî değil… Sadece siyasî değil…
Ekonomik, kültürel, zihinsel…
Hepsi birlikte.
Mustafa Kemal Atatürk bunu bir hayal olarak değil, bir zorunluluk olarak görüyordu. Çünkü biliyordu ki, bağımlı olanın hikâyesini başkası yazar.
Bugün yaşananlar, o tespitin ne kadar erken ve ne kadar doğru yapıldığını bir kez daha gösteriyor.
Kanaatimce İran örneği, işte bu yüzden önemlidir. Bir ülkenin başarısından çok, “başkalarının yazdığı kaderi reddetme” cesaretinin örneği. Bu örneği yüz yıl önce Türk milleti tüm dünyaya göstermişti. Bugün neredeyse yarıya yakını yine Türk olan İran halkı gösteriyor. Ve bu cesaret, dünyada yankı buluyor. İnsanlar zulümle abad olmaya çalışana karşı kendini savunanın arkasında duruyor.
Afrika’da… Asya’da… Ortadoğu’da…
Dünyanın pek çok köşesinde toplumlar artık şunu daha yüksek sesle söylüyor:
“Biz figüran değiliz. Bizi istediğiniz gibi şekillendiremezsiniz.”
Geldiğimiz süreçte belki Hollywood bir ya da birkaç film daha yapabilir. Amerika kendini bir kez daha kahraman ilan edebilir. Yeni senaryolar, yeni yüzler, yeni zafer hikâyeleri yazılabilir…
Ama dünya bunu izler mi?
Belki de asıl değişim burada.
Süper güç fikri… Yenilmez armada efsanesi… Tek kutuplu dünya hayali…
Bunlar artık eskisi kadar ikna edici değil.
Çünkü insanlar artık şunu biliyor: Güç dediğin şey, sadece silah değil. İnanç, irade, direnme ve kendi kültürleri içerisinde bağımsız olarak yaşama arzusu da bir güçtür.
Ve o güç, yayıldığında hiçbir film senaryosu onu bastıramaz.
Perde hâlâ açık…
Ama hikâye değişti.
HAKAN KOÇAR
8 MART KADINLARIN GÜNÜ
YAZARIN DİĞER YAZILARI
