EĞİTİMCİ, ŞAİR, YAZAR TURAN KAYIKÇI YAZDI: "KARS'A MEKTUP"

10/16/2025

KARS’A MEKTUP

Sevgili Kars, dönüp geriye baktığımda senden ayrılalı elli yıl olmuş. Sana karşı boynum kıldan ince. Bugüne kadar neredeydin diyebilirsin anlarım. Sana dürüst davranacağıma emin olmanı istiyorum. Ailevi durum ve sağlık sorunları birlikte görevim gereği gittiğim uzak iller. Biliyorum eski bir dost eli değse yüreğine ne kadar mutlanırsın. Senden ve Cılavuz’dan öğrendiğim güzellikleri yurt sathında bakir topraklarda çocuklara vermekti tek arzum. Çocuk deyince aklıma hemen çocukluğum geldi, sana anlatmadan geçmeyeyim. Kura Nehri boyunca kuzu peşinde koşan, şakağı kavruk, ayaz yanığı her bir eli, çakırdikenleri gölgesinde büyüyen, kara kuru bir çocuktum. Senle yüzleşene kadar, köylerin, kentlerin, nehirlerin adını atlastan öğrendim. Öğretmen amcam kıymetli evladın Cılavuz’da yaşadığı güzel günleri, gıpta ile anlatmıştı. Vaktiyle sana kavuşmak için hırs bastı içimi. Beklenen gün gelmişti. Birleştirilmiş bir köy ilkokulundan gündüzlü olarak yalnız ben kazanmıştım Cılavuz’u. Haber ulaşınca köye, dört bir yana haber salındı. Herkes dört bir koldan para, altın, artık ne varsa denkleştirip, beni bir an önce Cılavuz’a kavuşturmak istediler.

Nitekim beklenen gün geldi. Sabaha kadar uyuyamadım, nasıl bir durumla karşılaşacağımı bilmiyordum.

Amcam:

- Bak çocuk senle önce Kars gideceğiz. Bakalım bizi nasıl karşılayacak. Ondan onay aldıktan sonra, Cılavuz’a varacağız.

- Tamam, amca, senin dediğin gibi olsun.

Camları kırık, önünde süzer yazan takaza bir otobüsle toz duman içinde Kars, ancak sana ulaştık. Senin taş köpründen geçerken, tir tir titriyordum. Devasa taş binalar, geniş geniş caddeler top sahasından daha büyük geliyordu bana. Mağazaların vitrinleri ve içindeki mankenler çok garip gelmişti. Başımı kaldırınca upuzun oldukça yüksekçe kartpostallar den hatırladığım yurdumuza kalkan olan o görkemli Kars Kalesini gördüm. Düşündüm de Kars, bu kadar görkemli birikimi bugüne kadar nasıl koruyabilmişsin. O bereketli toprakların üzerinden nice ağalar, beyler, padişahlar geçmiş nal sesini kamçı sesine şaklatarak. Hiç birine boyun eğmemişsin, ne padişah takmışsın ne sultan. Bağımsız ve özgür kalmayı başardın bugüne kadar.

Kars, sana vardığımızda akşam olmuştu. Palas bir otelde kalarak sabaha kadar tahtakuruları yedi bitirdi bizi. Aşk olsun sana bu otelin halini hiç mi görmedin. Vücudumun her tarafı şişti. Artık gereğini yaparsın. Sağ ol yine de bizi iyi ağırladın. Amcam, Cılavuz’a gitmek için yoldan geçen bir traktörün römorkuna, bir kat yatak, bir bavulla köyüne göçle yola koyulduk. Sevgili Kars, hiç unutmadım, yola çıkmadan bana şu nasihati vermiştin.

- Bak çocuk beni iyi dinle, Cılavuz benim has evladımdır, 1937 dan günümüze, köylerden gelen çocuklara bir ana gibi kol kanat gerdi, aç ve susuz bırakmadı. Ülkemizin hep aydınlık yüzü oldu. Oradan ayrılan çocuklar donanımlı birer öğretmen oldular. Şimdi sıra sende, haydi bakalım yolunuz açık olsun. Bizi Kars, gönderdi deyin, selamlarımı söyleyin ona, size yardımcı olacaktır.

- Teşekkür ederim Kars Amca, deyince darılır gibi oldu.

- Çok yaşlımı gördün beni çocuk. Kimleri eksiltti bu Kars, çoğu şimdi toprak altında.

- Hayır, içimden öyle geldi. Tamam, bir daha söylemem.

Kars’ın bizi iyi karşılaması ve yolcu etmesi içimizi ısıttı. Traktör, toprak yollardan geçerken, kasislerden, tangır tungur ilerliyordu. Bir yandan da içimiz dışımıza çıkıyordu. Nihayet traktör bizi Cılavuz’ un önüne bıraktı. Bir yandan göz ucuyla peş peşe sıralanmış ikişer katlı üçüz taşa binaları incelerken diğer yandan giriş kapısındaki bekçinin hareketlerinden ürperiyordum.

Amcam bekçiye yaklaşarak:

- Bizi buraya Kars gönderdi. Yeğenim Cılavuz Öğretmen Okulu’nu gündüzlü olarak yedekten kazandı. Onu okula kayıt yaptırmamız lazım. Cılavuz benim has evladımdır dedi. Ona selamımı söyleyin, size yardımcı olacaktır dedi.

Hindi gibi kabaran bir hışımla gelen bekçi pala bıyığı, balkon göbeği, köstekli saati, sert bakışlı, sıra dağları andıran kap karakaşları ile silahlı bir müfrezeyi andırıyordu. Gözüm korktu.

Bekçi:

- Bakın beyim Cılavuz’a sormadan siz içeri alamam.

Amcam:

- De git hadi sor, daha bir sürü işimiz var kardeşim.

Biraz sonra gelen Bekçi:

- Cılavuz odasında siz bekliyor. Eşyalarınız burada kalacak. İçeri alamazsınız.

Cılavuz sen ne görünmez, kavuşulmaz ve ulaşılmaz yermişsin. O sabah bu akşam, ne zor işmiş sende okumak diye geçirdim içimden…

Görkemli binaya girince kapıda, kolunda kırmızı şeritle nöbetçi yazan öğrenci karşıladı bizi.

- Buyurun amca ne işiniz vardı.

- Bu çocuk benim yeğenim olur. Kayıt yaptırmaya geldik dedi.

- Müdür yardımcısının odası tam karşınızda işlemlerinizi orada yaptıracaksınız.

Kayıt işlemlerini yaptırdıktan sonra bu kez kalacağım yere sıra gelmişti.

Umarım buraya kadar anlattıklarım kafanı şişirmemiştir Kars. Yıllardır senden uzakta kalınca maziyi anımsamak geçti içimden.

Cılavuz( Susuz) etrafı dağlarla çevrili, yükselen kavaklar devamında birbirine Susuz çayı ile bir yılan gibi kıvrılan yol saklı bir vadiyi andırıyordu. Saklı vadide her türlü sebze ve meyve yetiştirmek mümkündü. Ondandır Cılavuz Kuzey Anadolu yaylarının soğuk suları ve topuz dikenli yollarından kopup gelen köy çocuklarının umudu olmuştu. Ruslardan kalma peş peşe uzanan üçüz taş binaların Cılavuz’ un Köy Enstitüsü olmasında Tonguç Baba’nın emeği yadsımazdı. Kars’ta bu evladına gözü gibi bakmış.

Kars, inanır mısın, amcam okulun içinde pansiyon varken beni Susuz’ dan kilometrelerce uzak, sırım gibi uzanan bir köyü andıran yerleşim yerinin iki odalı, altı çocuklu bir evde buldum kendimi. Sana her gelişimde, daha çok çalışıp yatılıya geçmen lazım diyordun. Belki ilk kez söylüyorum sana kaldığım evde herkes erkenden uyurdu. Çantamda bulunan el feneriyle yatağın altında ders çalışırdım. Kars, sana sözüm vardı, sözünü dinledim ve yatılıya geçtim. Birazda hiç anlatmadığım anılarımdan söz edeyim sana. Etüt aralarında ve boş zamanlarımda kızlı erkekli top oynardık, kol kola halaylar çekip türkü çığırırdık. Süreç büyük sınıflara doğru ilerliyordu. Cılavuzun ( Susuz) tek bir caddesi vardı. Okul haricinde vakit geçirecek bir sosyal alan yoktu. Kars senin o görkemli caddelerinden birinde kahvehaneye oyun oynamak için gitmiştik. Okul müdürümüzün altındaki ciple öğrencileri takip ettiğini biliyorduk. Nitekim o gün müdür bizi takibe almış, bizi tam enseleyeceği sırada imdadımıza sen yetiştin.

- Çocuklar davranın, müdürün hali hal değil, ağzı köpükler içinde vallahi, yaklarsa hepinizi parçalayacak. Karışınızdaki perdenin arkasında gizli bir kapı var, Oradan dışarı fırlayın garajlara doğru koşun, ben onu oyalarım demiştin.

- Çok sağ ol Kars.

- Bundan sonra ulu orta her yere tekmilsiz gitmeyin. Birkaç yılınız kalmış, bazı şeylerinizi erteleyin demiştin. Biz tabanları yağlayarak nal toplamıştık.

Hazır seni bulmuşken içimi dökeyim sana. Nede olsa köy çocuğuyduk. Aşk ve sevdanın romantikliğini nereden bilecektik. Ancak yayla zamanlarında, seyran boylarında görürdük kızların hercai menekşe gibi açan güzelliğini. Sıra arkadaşım Dursun’la birlikte futbol sahasında yürüyorduk. Karşımızdaki kızlar yatakhanesinden bize doğru iki kız geliyordu. Bize yaklaştıklarında;

Uzun boylu, beyaz tenli, etine dolgun olan kıza yaklaşan Dursun:

- Sizinle arkadaş olabilir miyim deyince, benim içimden de ikinci kız geçmişti. Kız aniden Dursun’a

"Pışık başka kapıya" deyince.

Dursun’ da “Eşek hoş laftan ne anlar” demez mi. Bir yandan biz bir yandan kızlar katla katıla nasıl da gülmüştük. Kızların duyacağı şekilde “ Sevmek iki kişinin bir birinin yüzüne bakmak değil, aynı yöne bakmaktır” dediğimde dudaklarını ısırarak yemekhaneye doğru koştular.

Sevgili Kars bu Dursun Arkadaşım, başımın belası olmaya devam ediyordu. Aynı sırada oturuyorduk. Bir Edebiyat dersi sınavında hazırladığım kâğıtlarda benim adımın yazıldığı kâğıt, Dursun almış onun adının yazıldığı kâğıt bende kalmıştı. Öğretmen yerlerimizi değiştirip adlarımızı kâğıtlarda farklı görünce kâğıtları aldı. Sorular tahtaya yazılmış biz henüz soruları dahi yazmamıştık. Yalvar yakar olsak ta bekçiyi çağırıp bizi sınıftan attırdı. Üstüne üstlük birde disipline verdi. Akşam etüdünde müdür başyardımcısı odasına çağırıp ikimizde iyi bir ıslattı.

Sevgili Kars, has evladın Cılavuz’da dertler, kederler, aşklar, sevdalar, mizahlar, kavgalar anlatmakla bitmez ki. 1972 yılının Ocak ayının son günü karne tatili başlamıştı. Boyası dökülmüş camları kırık külüstür bir otobüsle kar ve fırtınaya rağmen Göle’ye sonra at kızağıyla köyümüze gidecektik. Şansımız varmış o gün Alişan Amca’nın kızağını hanın önünde gördük. Her ne kadar bardan bardan kar yağsa da Alişan Amca:

- Çocuklar kendinize güveniyorsanız sizi sağ salim köye ulaştırırım. Üstünüzü başınızı sağlam giyinin. Kaç kişisiniz.

- Toplam dört kişiyiz.

- Tamam, atlar zorlanmadan yola revan olur.

Yol uzadıkça kar yağışı şiddetlendi. Biraz sonra yoğun bir kar fırtınası başladı. Göz gözü görmüyordu. Dedekılıç Köyüne yaklaşığımızda kar kütlesi çoğalmış, atlar adım atacak durumda değildi. Hepimiz kızaktan indik, önümüzü, arkamızı göremiyorduk. Yürümemiz mümkün değildi. Ayaklarımız ellerimiz donmaya başladı. Tam umudu kesmişken atın birisi kişnedi. O anda tam karşımızda bir kişi göründü. Sonradan adının Hikmet Amca, olduğunu öğrendiğimiz kişi, elindeki kürekle yolu açarak eve girmemizi sağladı. Belki de ölümün kıyısından dönmüştük. Evde bir saat bekledikten sonra kar yağışı ve fırtına dindi. Kendi köyümüze vardığımızda akşam olmuştu.

Cılavuz’da okuldaki işlerin düzenli yürümesi için aylık öğrenci nöbet listeleri hazırlanırdı. Küçük sınıflar yemekhane nöbetçisi olurdu. Öğrenciler sıraya girmez, yemekler karavanalarla masalara dağıtılırdı. Son sınıflardan yemekhaneden sorumlu başkan bir de öğrenci yoklamalarından sorumlu başkanı olurdu.

O gün akşam yemeğinde çorba çıktığı halde yemekhane başkanını dalgınlığından olacak nöbetçi öğrencilere çatal dağıtmış. Öğrenciler tabldot tabaklarını ters çevirerek çatalla ritmik şekilde vurmaya başladılar. Nöbetçi öğretmen Yemekhane başkanı Sultanı çağırarak; görevini neden aksatıyorsun. Bu ne rezalet, okulda ne zamandan beri çorba çatalla yeniyor diyerek ona okkalı bir tokat indirdi. İçimden “yemek görürsen ye esirgeme, dayak görürsen kaç esirgeme dedim ve oradan uzaklaştım.

Sevgili Kars şu kadarın söylemek mümkün biz köy çocuklarına bir baba gibi rehber oldun. Hep hoş gelişlerle karşıladın beni. Taş binaların, geniş caddelerin ufkumu aydınlattı. Bir baba kadar şefkatliydi yol göstericiliğin. Çocukluğumun, gençliğimin unutulmaz anların yaşattın. Cılavuz’ u senin sayende tanıdım.

Cılavuz bir ana sevgisi kadar sıcaktı gözlerin. Aç kaldım, susuz kaldım, imdadıma sen yetiştin. İnsanlığı, medeniyeti, dostluğu, kardeşliği, yurt sevgisini senden öğrendim. Öykü, roman, şiirin okumayı öğrendim.

Yaşamım boyunca ikinizi hiç unutmadım. Çünkü sizden çok şey öğrendim. Hep babam Kars, anam Cılavuz dedim…

TURAN KAYIKÇI

Related Stories