EĞİTİMCİ, ŞAİR, YAZAR TURAN KAYIKÇI'NIN YAZISI: "NİNEMİN DİŞLERİ"

9/11/2025

NİNEMİN DİŞLERİ

Baharın gelişine ramak kalmıştı. Havanın sıcaklığını evlerde ve çayırlarda göstermeye başladığı günlerdi. Köyün ovasında, bayırlarında ve dağlarında hercai menekşe, lale, sümbül ve menekşe halaya durmuş, seyre dalmış halkı selamlıyordu. Bir halıyı andıran çayırlardan gelen çiçek ve çimen kokuları nefes açmamızı sağlayan bir derman gibi karşımızda duruyordu. Gökyüzü bir mavi atlas gibi güneşi içine çekmiş yüzümüze vuruyordu.

Karşı meşe bir ülke ayıbı gibi, bozkırda bir karpuz çekirdeği gibi insanların verdiği zararı yüzümüze haykırıyordu sanki…

Ninem bir hışımla yukarıki evden bizim eve doğru geldi. Kısa boyu, yüzünün alın çizgileri çileli bir yaşamın derin izlerini taşıyordu. Alnı ter içindeydi. Kurşuni tavşalı alnına ve saçlarına yapışmıştı. Belli ki bir telaşı vardı. Beni görünce bir emir verircesine;

- Ola oğul Urut ( Bellitepe) köyünde ablamın kızı Nezaket çok hastaymış benimle birlikte o köye gideceğiz. Dişsiz çenesini zorlayarak:

- Yolda bana yarenlik edeceksin.

- Nine yarenlik ne demek.

- Oğul, yarenlik arkadaşlık demek. Çok sevinmiştim ninem benimle arkadaşlık edecekti. Çocuk kalbim ilk kez bu kadar gönenmişti.

- Tamam ninem, sen az bekle, anamdan izin alayım hemen geliyorum.

Anamdan izin alıp koşar adım ninemin yanına gittim.

Anam arkamdan bağırarak:

- Evladım yolda kimseye ilişme, ninenin eteğini sıkı sık tut, Urut Köyünün köpekleri fenadır. Yolda giderken ninem annem gibi bana sakın yanımdan ayrılma diyerek:

- Bak oğul köye girince eteğimden sıkıca tut. Köpekleri fenadır o köyün.

Yaklaşık altı veya yedi yaşlarında vardım. Köye gidene kadar hep köpek korkusu düşündüm. Bereket Nezaket Bibinin evine gittiğimizde korkuyu atlatmış oldum. Evde yemek yerken ninemin bir dişi çıktı. Ninem ağzını yıkadı çıkan dişini de yıkayıp bir mendile sarıp belindeki kuşağının içine koydu.

- Nine dişini niye çöpe atmadın da mendilinde sakladın deyince…

- Oğul bir canlının parçası çöpe atılmaz. Bir yerde saklanır sonra ya toprağa ya da başka bir yerde usluna uygun şekilde yok edilir.

Evde yaşıtım olmadığı için bir an önce dışarı çıkmak istesem de, ninem sürekli “sakın dışarı çıkma, köpekler ısırır” uyarısında bulundu.

Nezaket Bibinin evindeki radyoda anlamadıkları halde Erivan Radyosundan Kürtçe dinlemeleri dikkatimi çekti.

- Nine radyodaki türküden ben bir şey anlamadım. Nezaket Bibi Kürtçe anlıyor mu?

- O da anlamıyor bizde anlamıyoruz. Bu türküler kulağımıza hoş geldiği için dinliyoruz.

Ninem dişini çöpe atmayıp, neden saklama gereğini duyarak merak ettim.

O torunlarına karşı hep sevecen davranışlarla yaklaşırdı. Hiçbir torununu üzdüğünü görmedi. Hangi torunu evine giderse; aç olduklarını sanırdı ve bir şeyler yemelerini isterdi.

Akşam olmadan ninemle tekrar köyümüze döndük. Yürüme gidip geldiğimiz için çok yorulmuştuk. Ninemin evine varınca.

- Oğul çok yorulduk, sen otur. Ben bir ayran yanında biraz peynir ekmek ve kaymak yeriz.

- Tamam ninem.

Yemek yedikten sonra evde dikkatimi çeken bir şey gördüm. Ninemin alt ve üst çenesinden çıkardığı dişler inci gibi tekmil, bir direğin yarığına sıra halde dizilmiş haldeydi. Dişler direkte sanki bir boncuk tanelerini andıran aksesuar gibi duruyordu.

- Nine bu direkteki dişlerin hepsi senin mi?

- Ne kadar meraklısın ola oğul. Evet, o dişlerin hepsi benim.

- Ne yapacaksın onları tekrar yerine mi taktıracaksın.

- Turşu kuracağım. Hasbin Allah’ı bin vekil. Anlaşılan bu çocuktan kurtuluş yok. Daha öncede sana söyledim. Diş vücudun bir organıdır. Kullanılamaz hale gelince öyle çöpe neye atılmaz. Ya toprağa gömülür ya da benim gibi direkte saklarsın. Ninem daha sonra dişlerini çivit boyası ile boyayıp, ipe dizerek bir tespih gibi duvardan asmıştı. Ninemin dişleri ile ilgili bu tutumu hoşuma gitmişti.

Ninem hep iyilikseverliği ile öne çıkardı. Ninemin altı erkek bir tanede kız evladı vardı. Varın düşünün bunlardan olan çocukları… Sevgisini tüm torunlarına bir anaç gibi dağıtırdı. Yüzünde yer alan çile çizgileri onun yaşını ele verirdi. Kısacık boyuna, başındaki beyaz leçeği yüzün aydınlatırdı.

Köyümüzün yaylasına gidilirken kura çayının ikinci kolundan geçilerek dağ, bayır geçtikten sonra ancak varılırdı. Darağacı mevkiinden ta uzaktan yaylanın girişinde yıkık ve virane halde duran Rumlardan kalma kilise çiçeklerle, çimenlerle bezeli yayla yolu üzerinde insan vücudunda bir yara gibi dururdu. Çocukluğumun oyun alanı olan kiliseyi son gördüğümde yerinde yeller esiyordu. Bir Rum yerleşimi olduğu kilisenin etrafındaki virane olmuş evlerin enkazından anlaşılıyordu.

Ninem çocukluğumun vazgeçilmez masal kahramanlarımdandı. Sonraki yıllarda onun öğütleri zora girdiğimde hep kurtarıcı oldu.

TURAN KAYIKÇI

Related Stories