EĞİTİMCİ ŞAİR YAZAR HAYRİ SARI YAZDI: "YAZIK BİZE "
10/10/2025
YAZIK BİZE
Yine halk otobüsündeyim. Halk otobüsleri, halk gibidir; her şeyi barındırır içinde. Onlarda sevinci de hüznü de dövüşü de gülüşü de yaşarız.
Şehir Hastanesi yolcusuyduk. Otobüs (Aslında minibüs de...) öğlene doğru, indi bindilerle ilerliyordu. Arkada, yedek koltuklardan birini açıp oturmuştum. Yaşlı hastaların çoğunlukta olduğu soğuk ve boğuk havada gidiyorduk dura kalka. Ayaktakiler oturanlardan çoktu.
Çenesuyu yakınlarında, şoförün çevresinde bir şeylerin olduğunu fark ettim. Arka kapıya doğru öfkeli bir genç geldi, sövgüler eşliğinde, söylene söylene:
"Önden inmek yasakmış! Arkadan yolcu alıyorsun! O yasak değil mi be şoför efendi? Ben sana göstereceğim!"
Şoförün ön kapıdan indirmediği genç, yerde, yanda sövgülerle, el kol eylemleriyle kışkırtmayı sürdürdü. Otobüs olduğu yerde birkaç kez fırladı, sağa sola yalpaladı. Şoför arabayı yana dayadı; kapıyı açtı, dışarıya diklendi. Öfke dinmedi, yere atladı.
Kabadayı haykırışları, yolcuların panikleri arasında iki genç, kaldırımlara düştüler; alt alta, üst üste yuvarlandılar. Yaşlı hastaların yürek zıplatan bakışları önünde iki genç, birbirini boğazlayacaklardı. Tekmeler, yumruklar... Birinin elindeki bıçak sandığım şeyi görünce dayanamadım:
Gençler, filmlerdeki gibi, alt alta, üst üste, tekmeyle-yumrukla... O ara çoğu kadın ve yaşlı yolculardan birkaçı indi otobüsten. Böyle zamanlarda, kavgaya karışma konusunda çok uyarıldım, ama duramadım, indim, olay yerine doğru koştum. Dövüşün tam ortasında buldum kendimi.
"Bırakın birbirinizi! Tutun! Öteye çek onu! Vurma! Dur!.."
Bir ara, iki kişi birlikte ayırıp çektiğimizin yüzüne, öteden, boş kalan bacaklardan bir tekme indi. Bağırışmalar ayırma gücünü çoğalttı da bir cinayeti önledik. Saldırganı uzaklaştırdık. Şoförü direksiyon başına oturttuk. Yerlerimize geçtik.
O dövüşün paniğinde yolcular başka otobüslere kaçmışlar. Eşimle ben şoförün tam arkasındaki koltuktaydık. Şoför dalıp gitmişti, mumya gibi bir şeydi. Konuyu açmadık. Yolculuk bitimine dek sessiz kaldık.
Yolculuk bitti de kavga ve dövüş dönüp durdu beynimde, yüreğimde. Kurallar, her zaman ve her yerde uygulansaydı böyle çirkin olaylar yaşanmazdı. Evet, "binişler önden, inişler arka kapıdan" yazılıydı. Yazılıydı da... Okumanın içselleştirilip uygulanmadığı yerlerde hep kavga-dövüş izleyecektik bu gidişle. Yazık bize!
YAZIK BİZE
Yine halk otobüsündeyim. Halk otobüsleri, halk gibidir; her şeyi barındırır içinde. Onlarda sevinci de hüznü de dövüşü de gülüşü de yaşarız.
Şehir Hastanesi yolcusuyduk. Otobüs (Aslında minibüs de...) öğlene doğru, indi bindilerle ilerliyordu. Arkada, yedek koltuklardan birini açıp oturmuştum. Yaşlı hastaların çoğunlukta olduğu soğuk ve boğuk havada gidiyorduk dura kalka. Ayaktakiler oturanlardan çoktu.
Çenesuyu yakınlarında, şoförün çevresinde bir şeylerin olduğunu fark ettim. Arka kapıya doğru öfkeli bir genç geldi, sövgüler eşliğinde, söylene söylene:
"Önden inmek yasakmış! Arkadan yolcu alıyorsun! O yasak değil mi be şoför efendi? Ben sana göstereceğim!"
Şoförün ön kapıdan indirmediği genç, yerde, yanda sövgülerle, el kol eylemleriyle kışkırtmayı sürdürdü. Otobüs olduğu yerde birkaç kez fırladı, sağa sola yalpaladı. Şoför arabayı yana dayadı; kapıyı açtı, dışarıya diklendi. Öfke dinmedi, yere atladı.
Kabadayı haykırışları, yolcuların panikleri arasında iki genç, kaldırımlara düştüler; alt alta, üst üste yuvarlandılar. Yaşlı hastaların yürek zıplatan bakışları önünde iki genç, birbirini boğazlayacaklardı. Tekmeler, yumruklar... Birinin elindeki bıçak sandığım şeyi görünce dayanamadım:
"Eyvah! Ellerinde bıçak var! Öldürecekler birbirlerini!"
Bir kadın bağırıyordu panikle:
"Polis çağırın!"
Gençler, filmlerdeki gibi, alt alta, üst üste, tekmeyle-yumrukla... O ara çoğu kadın ve yaşlı yolculardan birkaçı indi otobüsten. Böyle zamanlarda, kavgaya karışma konusunda çok uyarıldım, ama duramadım, indim, olay yerine doğru koştum. Dövüşün tam ortasında buldum kendimi.
Öfke küpleri birbirlerini kırıp dökmeye yeminli gibiydiler. Eller, kollar, kafalar, bacaklar saldırıyordu ötekine. Ben, tam arada, haykırıyordum:
"Bırakın birbirinizi! Tutun! Öteye çek onu! Vurma! Dur!.."
Bir ara, iki kişi birlikte ayırıp çektiğimizin yüzüne, öteden, boş kalan bacaklardan bir tekme indi. Bağırışmalar ayırma gücünü çoğalttı da bir cinayeti önledik. Saldırganı uzaklaştırdık. Şoförü direksiyon başına oturttuk. Yerlerimize geçtik.
O dövüşün paniğinde yolcular başka otobüslere kaçmışlar. Eşimle ben şoförün tam arkasındaki koltuktaydık. Şoför dalıp gitmişti, mumya gibi bir şeydi. Konuyu açmadık. Yolculuk bitimine dek sessiz kaldık.
Yolculuk bitti de kavga ve dövüş dönüp durdu beynimde, yüreğimde. Kurallar, her zaman ve her yerde uygulansaydı böyle çirkin olaylar yaşanmazdı. Evet, "binişler önden, inişler arka kapıdan" yazılıydı. Yazılıydı da... Okumanın içselleştirilip uygulanmadığı yerlerde hep kavga-dövüş izleyecektik bu gidişle. Yazık bize!
HAYRİ SARI
cinaraltikultursanat@gmail.com