EĞİTİMCİ ŞAİR YAZAR HAYRİ SARI YAZDI: "BEN KİTAP TUTUCUSUYUM"

8/29/2025

BEN KİTAP TUTUCUSUYUM

Bu cuma da dikkatle izledim hatibi. Hatip, minbere ağır ağır çıktı; her zamanki ölçülü davranışlarla görevini sürdürdü. Hutbe aşamasına yoğunlaştım. Hatibin elinde kâğıt yoktu. Hutbenin kâğıt yerine cep telefonundan okunuşu bende değişik bir etki yarattı. Kâğıt kokusu adına üzüldüm. Bu üzüntü benim bir tutucu olduğumu vurguladı. Kokuyla iz sürüşüm yaralıdır benim artık.

O hutbe okunuşu beni toplumda cep telefonuyla kâğıt topu kitap ilgisini gözlemeye itti. Bu itişle, bugün, İstanbul dönüşü, toplu taşıma araçlarında insanlarımızı izledim.

Çekmeköy'den Üsküdar'a doğru. Metro yolcusuyum, çevremi izliyorum. Oturan 20 kişi, ayakta 3 kişi bu durakta binenlerle. Oturanlardan on yedisi cep telefonuna bakıyor. Yanımdaki amca uyuyor. Karşımdaki teyze boşluğa bakıyor. Onun yanındaki genç kız kitap okuyor.

Ümraniye'de, telefona bakmayan ayaktakiler indiler. İçeri telefona bakarak bir genç girdi. Kitap okuyan kızın kitabının arasında cep telefonu var. Kız, arada telefona bakıyor, bir zamanlar bizim Teksas'a, Tommiks'e baktığımız gibi.

Kısıklı'da fark ettim, elinde telefon olmayanların kulaklarında kulaklık var. Uyuyan amca, uyandı, Bağlarbaşı'nda indi. Onun yerine oturan genç de telefona bakıyor, mesajları gözden geçiriyor. Kız kitaba dalık, çevreden kopuk. Okuduğu kitabı merak ediyorum. Onu da bir ara sordum:

"Okuduğun kitabın adını merak ediyorum."

Genç kızın hoşuna gitti bu ilgi. Tatlı bir gülüşle kitabın kapağını çevirdi. Kapaktaki adlar çok tanıdıktı: DOĞAN CÜCELOĞLU/Var mısın?

Kitaplı kıza teşekkür ederek indim Üsküdar'a. Orada Marmaray beklerken önümden geçenleri gözledim bu kez sayarak. 50 kişi saydım birkaç dakikada. Onların 40'ı elinde telefonla, 3'ü kulağında kulaklıkla geçti gözümün önünden. Kitapla, gazeteyle geçeni görmedim.

Marmaray'da, Feneryolu durağında, sağıma soluma bakıyorum. Sağımda 17 kişi, solumda 23 kişi var. Telefonlu sayısı 33... bir genç kızın elinde kitap gördüm. Yine oraya yoğunlaştım.

Pendik'te iki çocuklu bir aile atladı içeriye. Ufak tefek bir kadının kucağında, battaniyeye sarılmış bir bebek vardı. Erkek, bir eliyle, 3-4 yaşlarında yüksek sesle ağlayan bir çocuğu sürüklüyordu. Adam, yere koyduğu valize oturttuğu çocuğun elindeki telefondan canlı bir yer açtı. Çocuk, sustu, sağ yanımda, daldı gitti. Az sakallı esmer adam da daldı zaman zaman telefona bakarak. Bebekli kadının gözleri onlardaydı.

Kitap okuyan kız Aydıntepe'de indi. Okuduğu kitabın adını öğrenemedim, yazarının adını (Sabahattin Ali) görebildim. Ona da kitabın adını sormadığıma üzüldüm.

Çayırova'da inerken sağımda, vagonun ta öteki ucunda kitap okuyan bir adam gördüm o saatte. Sevindim tabii! O dostu yakından görebilseydim keşke! Gecenin içine doğru kayıverdi kitap kokulu raylar.

Marmaray yolculuğu bitti. Uzun halk otobüsü (435MR) yolculuğu başladı. Bir saat ayakta sürdü yolculuk. Oturanları, ayaktakileri yeterince gözleyemedim sıkışıklıkta. O sıkışıklıkta bile cep telefonu kullanabilme becerilerine hayran kaldım. Beni sevindiren de bir gencin elinde -okumasa da- iki kitap görmem oldu.

4 saatlik yolculukta 4 kişide 6 kitap görmeye sevinebildiğime göre ben hâlâ kitap koklayıcıyım. Son gözlemlerimle kendi kendimi damgaladım kimseyi yargılamadan. Evet, ben bir tutucuyum. Ben bir kitap tutucusuyum. Minberde gördüğüm hatip bunun en önemli kanıtıdır herhalde.

Evrimi, devrimi kitaplardan öğrenen ben!.. Yazık mı bana sizce?

HAYRİ SARI

Related Stories