RAMAZAN DİLENCİLERİ İÇİMİ ACITAN

3/31/2024

RAMAZAN DİLENCİLERİ İÇİMİ ACITAN

Ramazan geldi, dilenciler çoğaldı nedense. Gözlemim bu. Bunda acıma duygusu, bu ayda yapılan yardımlarla çok sevap kazanma inancı etkili herhalde.

Tabii ki gereksinimleri karşılayamayan insanların durumdan yararlanmaları da söz konusudur.

Geçen cuma, önce bir market, sonra cami önlerinde dilenci yoğunluğu gördüm. Anneler ve çocukları sürülmüştü öne yine. Etkili sahnelerde erkekler yoktular. İlle de yüzleri donuk heykel kadınlar ve dünyayı algılayamayacak kadar küçük çocuklar...

Betona çocuk belemiş iki kadın. Kucakta ve ayakta çocuklar bakımsız, çelimsiz, kirli, aç ve oyunsuz. Üstü açık, ince poşetlerde paracıklar... Küçük dünyaların ilk uğraşıları dilencilik.

İçim yana yana izledim film içindeki filmleri.

Cami önünde, cuma namazı çıkışı bir süre şaşkın izledim kurulu görüntüyü. Boyalı tahta kutularla yardım toplayan iki adam yerlerini almışlardı. Bu, olağandı, sık sık görülendi; hutbeden destekliydi. Diyanet onaylı olduğu söylenirdi.

Kutularında çok para görünen adamların çevresinde dört kadın, sekiz çocuk saydım. Namazdan çıkanlara doğru uzanıyordu eller. Bunlar, eski dilencilere göre, daha iyi giyimliydiler. Ayakları çıplak, giysileri yırtık pırtık değildi. Çocuklarda spor ayakkabılar, montlar gördüm. Kadınların ayakları çoraplı ve terlikliydi. Bakımsız ve kirliydi her şeyleri. Eksikli yaşamlar doymamış gözlerde okunuyordu. Kutulara atılan paralar gibi akmıyordu onlara para. Ağıtlar, ilahiler yoktu. Mırıltılı bir isteme vardı dualarla dinginleşmiş ruhlardan.

Üzüldüm. Utandım.

İki adam, iki kadın ve sekiz çocuk, cami önünde, çoğunluğu yaşlı ve emekli olan dualı adamların sevap deneme sınavı kurgusunu oynar gibiydiler. Eller ceplere inebilecek miydi bakalım?

Ramazan dilencilerini izledim inceden inceye. Üzüldüm dingin ruhların yüzyıllardır bitmeyen çilesine. Kitaplarda kalmalıydı bu görüntüler diye düşündüm.

O gün, akşam, benzer görüntüler evimin yakınına da taşınmıştı. Felek dizi izletiyordu bana. Belki de her gün oynanıyordu bu filmler de ben yeni fark etmiştim olanı.

İftara bir saat vardı. Tarhana çorbası kepçesi bana verilmişti. Arada balkona çıkıp çevreyi izliyordum.

Dört yol ağzında bir adam, bir kız, yere çömelmişler. Kızın altında karton yaygı. Kırmızı paltolu kız gelene geçene el uzatıyor. Sonra önlerindeki poşete bakıyor.

Orta yaşlarda, sakallı bir adam öne eğik duruyor. Tam seçilemeyen yüz kapkara başlık altında daha da karanlık görünüyor uzaktan.

Batış ufkundan, güneş, pencereleri ölgün bir sarıya boyuyor. Gittikçe soğuyan havada üşüten bir esinti var.

İftar yaklaştı. Elleri paketli insanlar yollarda görünmeye başladılar. Ramazan'ın hayır duygusundan nasipli garip yoksullar rollerini iyi oynuyorlar. Biraz önce adamın biri onlara 0,5'lik su verdi. Küçük kız hemencecik dikti suyu.

İftara az kala, balkonda üşümeye başladım. Çocuk ve adam kalkmadılar yerlerinden.

Yakından geçen adamların elleri kolları doluydu. Sıcak pide ya da... Bir genç geçti iki yandan sarkan yükleriyle. Aşağıdan, iki arabadan para uzatıldı. Önce baba kalktı, aldı parayı, sonra kız... İftar yaklaştıkça duygusallık arttı herhalde. Yine bir araba yaklaştı. Bir kadın para uzattı. Küçük kız kalktı, parayı aldı, yerine oturdu.

Üşüdüm. Ezan okunmak üzere. Bu kez yukarıdan gelen araba durdu. Kız kalktı, koştu, parayı aldı. Aynı görüntü: Adamın başı öne eğik. Kızla yüz yüze konuşur gibiler. Adamın yanında büyük, kızın önünde küçük yardım torbaları görüyorum ta uzaktan.

Mutfaktaki radyoda, konuşmacı "Fakirlik gelmeden zenginliğin kıymetini bileceksin, diyor, huzurun sesi, sizin sesinizdir..."

Ezan okundu okunacak... Ben mıhlandığım yerdeyim.

Aaa! Bir cılız çocuk geldi tam ortalarına çömeldi. Çocuk adamla konuşup uzaklaştı. Adam çocuğun peşinden bir süre baktı. Kız sıkılmış görünüyordu.

Haberlerde Gazze gerginliği...

Ah be! Kalkıp gitseler artık! Yine hasta olacağım ya! Poşetler toplandı. Adam kıpırdadı ama yine heykel gibiler.

Aslında Venüs İş Merkezi çevresinde iftar ziyafeti var şu anda. Onlara seslenmek geliyor içimdem, kalkın, oraya gidin, diye.

Seslenemedim.

Bir kadın, bir şey verdi, gitti. Komşumuz Murat da bir paket uzattı Yunus garibi görüntüye.

Ezan okunuyor. Gözüm yemek görmüyor. Adamla kız hâla oturuyorlar sokağın kıyısında.

Aa! Adam oruç tutuyormuş. Poşetten bir şeyler çıkardı. Oruç açar pozuna geçildi.

Ben de kaçamak yaptım bizim mutfağa.

Su, bir tane hurma, çorba derken yemek... Ağzıma bir parça et geldi. Et damağıma dokunduğunda yüreğim titredi. Sokağın ucundaki iftar sofrasına takıldı aklım. Masadan kalktım. Balkona çıktım, baktım. Kahramanlarım kalkıp gitmişlerdi.

Et dert olmuştu bana. Masaya oturmadım. Bu yazıya başladım. Yazıya başlık koymada zorlandım. Ramazan sevinç ayı olmalıydı. Dilencilik bitmeliydi. Hele kadınlar ve çocuklar!.. Kadınlar ve çocuklar ah!..

Ramazan dilencileri içimi acıtan...

HAYRİ SARI

ETİKETLER

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Related Stories