ADLARI NECİP İnsan eylem içinde tanınır. Sözle, soya sopa bakılarak anlaşılmaz insanın iyisi, güzeli. Ben de bu anlayışla bakarım çevremdekilere.
Eskiden işlekler (okullar, fabrikalar, tarlalar...) insan tanıma ve seçme yerlerim olurdu. Şimdilerde sokaklar, parklar, ulaşım alanları gözlem alanlarım oldu. Özellikle, halk otobüsleri, minibüsler, metrolar bu bakımdan çok zengindir.
Derince-Yenikent ile İzmit arasında yolculuk yaşamın canlı görüntüsünü verir. Benzer zenginliği, yazları, Zonguldak'ta, Ontemmuz Ertaman ve Birlik Tünelağzı minibüslerinde görürüm. Yaşamın üzüntüleri, sevinçleri, görgüsüyle-bilgisiyle-diliyle tüm insan davranışları serilir önüme.
Azalan tiyatroları tamamlar gibidir minibüs, halk otobüsü yolculukları. Ah be! Keşke Hacivat ile Karagöz bir de Nasrettin Hoca halk otobüsü günlerini görselerdi!..
O gün, Yenikent'ten, İzmit'teki Alternatif Tiyatroya gidiyordum. Alternatif Tiyatro, öğrencim Ersin Çakmak'ın büyük çabalarla canlı tuttuğu güzel bir sanat ocağıdır. Dostum Namık Seferoğlu'nun, DÖNMEZ DOLAP oyunu için çağrılısıydım.
Şoförün arkasında ikinci sıradaydım. Şoför davranışları, yolcuların kart basışları, inişler binişler oyun gibi geliyordu bana.
Durağın birinde minibüsümüze binen kara gözlüklü, saçları biraz kırlaşmış genç adam heyecanlandırdı beni. Evet, bu, yıllardır görmediğim Necip'ti. Oldukça olgun davranışlarla yürüdü geçti yanımdan. Beni tanır da selamlaşırız diye bekledim. Dümdüz yürüdü arkaya doğru. "Necip!" diye seslenecektim. Vaz geçtim, yanılmış olabilirim diye.
Derince Geçit yakınında yaşlı sayılabilecek iki kadın, ağır yükleriyle tırmandılar şoförün önüne. Kadınların kartları yoktu. Şoför para alamayacağını söyledi, onları yolculara yönlendirdi. Kadın, üzüntü-öfke karışımı dertlendi: "Biz İstanbul'dan geldik. Kartımız yok. Para da almıyorsunuz! Ne yapacağız biz şimdi?"
Yükleri bacak arasında tutan kadın, elindeki parayı uzatarak seslendi bize doğru: "Kartında parası olan... bize..."
Arkadan bir soylu yiğit kalktı geldi. Kartı iki kez çekti sessizce. Oydu, yanıldığımı sanmıyorum. Necip'e benzettiğim genç adamdı o. O iyi insanların dünyamda yerlerinin olması büyük bir onurdu benim için. O modası geçmiş aracın içinde Yaşar Kemal canlandı birden. O güzel atlar dönüp gelmiş havasıyla sevindim.
Necip kadının uzattığı paraları -gönüllerini kazanan sözleri duyarak- almamıştı. O, kadınları birer konuk olarak benimsemiştir beldemizde. Şoför rahatlayıp gaza basmıştı.
Birkaç durak sonra gözüm Necip'i aradı, bulamadı. Necip duraklardan birinde, benden önce, inip kalabalığa karışmıştı.
Bir ara Necip'ler tükendi sanmıştım. Tükenmemiş. İki Necip takılıp kaldı aklıma iftar topunun patlamasına yakın, biri Kozlu-İhsaniye'de, diğeri Derince'de... Toplumu güzele yönlendirilecek örnekleri görünce dayanamıyorum, yazıyorum işte!
ADLARI NECİP
İnsan eylem içinde tanınır. Sözle, soya sopa bakılarak anlaşılmaz insanın iyisi, güzeli. Ben de bu anlayışla bakarım çevremdekilere.
Eskiden işlekler (okullar, fabrikalar, tarlalar...) insan tanıma ve seçme yerlerim olurdu. Şimdilerde sokaklar, parklar, ulaşım alanları gözlem alanlarım oldu. Özellikle, halk otobüsleri, minibüsler, metrolar bu bakımdan çok zengindir.
Derince-Yenikent ile İzmit arasında yolculuk yaşamın canlı görüntüsünü verir. Benzer zenginliği, yazları, Zonguldak'ta, Ontemmuz Ertaman ve Birlik Tünelağzı minibüslerinde görürüm. Yaşamın üzüntüleri, sevinçleri, görgüsüyle-bilgisiyle-diliyle tüm insan davranışları serilir önüme.
Azalan tiyatroları tamamlar gibidir minibüs, halk otobüsü yolculukları. Ah be! Keşke Hacivat ile Karagöz bir de Nasrettin Hoca halk otobüsü günlerini görselerdi!..
O gün, Yenikent'ten, İzmit'teki Alternatif Tiyatroya gidiyordum. Alternatif Tiyatro, öğrencim Ersin Çakmak'ın büyük çabalarla canlı tuttuğu güzel bir sanat ocağıdır. Dostum Namık Seferoğlu'nun, DÖNMEZ DOLAP oyunu için çağrılısıydım.
Şoförün arkasında ikinci sıradaydım. Şoför davranışları, yolcuların kart basışları, inişler binişler oyun gibi geliyordu bana.
Durağın birinde minibüsümüze binen kara gözlüklü, saçları biraz kırlaşmış genç adam heyecanlandırdı beni. Evet, bu, yıllardır görmediğim Necip'ti. Oldukça olgun davranışlarla yürüdü geçti yanımdan. Beni tanır da selamlaşırız diye bekledim. Dümdüz yürüdü arkaya doğru. "Necip!" diye seslenecektim. Vaz geçtim, yanılmış olabilirim diye.
Derince Geçit yakınında yaşlı sayılabilecek iki kadın, ağır yükleriyle tırmandılar şoförün önüne. Kadınların kartları yoktu. Şoför para alamayacağını söyledi, onları yolculara yönlendirdi. Kadın, üzüntü-öfke karışımı dertlendi:
"Biz İstanbul'dan geldik. Kartımız yok. Para da almıyorsunuz! Ne yapacağız biz şimdi?"
Yükleri bacak arasında tutan kadın, elindeki parayı uzatarak seslendi bize doğru:
"Kartında parası olan... bize..."
Arkadan bir soylu yiğit kalktı geldi. Kartı iki kez çekti sessizce. Oydu, yanıldığımı sanmıyorum. Necip'e benzettiğim genç adamdı o. O iyi insanların dünyamda yerlerinin olması büyük bir onurdu benim için. O modası geçmiş aracın içinde Yaşar Kemal canlandı birden. O güzel atlar dönüp gelmiş havasıyla sevindim.
Necip kadının uzattığı paraları -gönüllerini kazanan sözleri duyarak- almamıştı. O, kadınları birer konuk olarak benimsemiştir beldemizde.
Şoför rahatlayıp gaza basmıştı.
Birkaç durak sonra gözüm Necip'i aradı, bulamadı. Necip duraklardan birinde, benden önce, inip kalabalığa karışmıştı.
Bir ara Necip'ler tükendi sanmıştım. Tükenmemiş. İki Necip takılıp kaldı aklıma iftar topunun patlamasına yakın, biri Kozlu-İhsaniye'de, diğeri Derince'de... Toplumu güzele yönlendirilecek örnekleri görünce dayanamıyorum, yazıyorum işte!
HAYRİ SARI
ETİKETLER
cinaraltikultursanat@gmail.com
YAZARIN DİĞER YAZILARI
GÖZLERİM ÇOCUKLARDA VE KÖPEKLERDE
SIFIRA VURDUM