Marmaray akıp gidiyor. Binip inenleri izliyorum bir kamera gibi.
İdealtepe'den Küçükyalı'ya...
Yan yana beş kişiyiz. Beşimizin de cep telefonlarımız ellerimizde. Parmaklarımız çalışıyor. Sağımdaki kadın boncuk kolyelere bakıyor. Solumdaki genç video izliyor.
Karşımdaki beş kişinin üçünde telefonlar açık. İki genç kadın, birer ellerinde çocuk olmasına karşın, tek elle telefonlara bakmayı beceriyorlar.
Suadiye... Karşıdaki yaşlı adam indi. Yerine gelen yaşlı kadın, hemen yakın gözlüğünü taktı, telefonu çıkardı; dalıp gitti çevreyi hiç gözlemeden.
Erenköy... Yanımdaki kadın indi. Yerine telefonu elinde bir genç kız bindi. O da çevreye ilgisizdi. Dizleri yırtık, sarı saçları kıvrım kıvrım olan kızın parmakları çok hızlıydı.
Ayaktaki altı kişiden dördü telefona bakıyordu.
Göztepe... Kulaklığı telefona bağlı bir genç, açılan kapıdan gözleri telefonda girdi içeri, ortada dikilip kaldı yalnızmış gibi.
Feneryolu... Açılan kapıdan peş peşe üç kişi telefonlara bakarak girdiler. Sağ kapıdan, yaşlı bir teyzeyi elinden tutarak araca girdi bir adam. Gencin öteki elinde telefon...
Söğütlüçeşme... Yanımdaki genç kız kalktı, gitti. Kablosuz kulaklığa takılı besili bir çocuk oturdu yanıma yine selamsız sabahsız. Telefona hızlı hızlı bir şeyler yazdı çocuk.
Ayrılık Çeşmesi... Telefon elimde. Yazmayı bırakmalıyım. Dalıp giderim de Üsküdar'da inmeyi unuturum. Yer altına indik, ortalık karardı. Konuşan yok. Sessiz kalabalıkta yalnızız.
Kusura bakmayın, telefonu kapatıyorum. Yazıya ara verdim demek bu.
Üsküdar... İndim. Çekmeköy yolculuğu için metroya geçtim. Samandıra'ya dek uzamış metro bu kez. Metro hattı uzayınca yolcu sayısı artmış. Sevindim. Yurttaş toplu taşımayı kullanma fırsatı yakalamış.
Durakta, aracın gelişine doğru, bir sürü genç, saygı duruşunda gibi... Ellerde cepler. Başlar öne eğik.
Yolculuk başladı yeniden. Bir süre bekledim. Yazmadım. Çevreyi gözledim.
Bulgurlu... Yan yana beş kişi oturuyoruz. Beşimizde de telefonlar açık. Sol yanımda küçük çocuk mırıldandı. Annesi, gözünü telefondan ayırmadan:
"İncez şimdi, sus!" dedi.
Solumdaki adam oyun oynuyor.
Metroda da durum Marmaray'daki gibi. Şaşırmadım. Bizim hoca, cuma hutbesini, telefonundan okumaya başladığında kanıksamıştım durumu. Daha önceki yolculuklarda, birkaç kişide de olsa, kitap görürdüm. Bu kez kitap da gazete de görmedim.
Ümraniye... Çok kalabalık... Dikkat gerektiren bir ortam. Öteki ceplerimize sahip çıkmalıyız. Bazı eller, yanlışlıkla, başka ceplere girebiliyor. Sonra insanların adlarını hırsıza çıkarıyoruz.
Cep telefonumu kapatıyorum. Maalesef yazı da bitecek!
ELLERİMİZ CEPLERİMİZDE
Marmaray akıp gidiyor. Binip inenleri izliyorum bir kamera gibi.
İdealtepe'den Küçükyalı'ya...
Yan yana beş kişiyiz. Beşimizin de cep telefonlarımız ellerimizde. Parmaklarımız çalışıyor. Sağımdaki kadın boncuk kolyelere bakıyor. Solumdaki genç video izliyor.
Karşımdaki beş kişinin üçünde telefonlar açık. İki genç kadın, birer ellerinde çocuk olmasına karşın, tek elle telefonlara bakmayı beceriyorlar.
Suadiye... Karşıdaki yaşlı adam indi. Yerine gelen yaşlı kadın, hemen yakın gözlüğünü taktı, telefonu çıkardı; dalıp gitti çevreyi hiç gözlemeden.
Erenköy... Yanımdaki kadın indi. Yerine telefonu elinde bir genç kız bindi. O da çevreye ilgisizdi. Dizleri yırtık, sarı saçları kıvrım kıvrım olan kızın parmakları çok hızlıydı.
Ayaktaki altı kişiden dördü telefona bakıyordu.
Göztepe... Kulaklığı telefona bağlı bir genç, açılan kapıdan gözleri telefonda girdi içeri, ortada dikilip kaldı yalnızmış gibi.
Feneryolu... Açılan kapıdan peş peşe üç kişi telefonlara bakarak girdiler. Sağ kapıdan, yaşlı bir teyzeyi elinden tutarak araca girdi bir adam. Gencin öteki elinde telefon...
Söğütlüçeşme... Yanımdaki genç kız kalktı, gitti. Kablosuz kulaklığa takılı besili bir çocuk oturdu yanıma yine selamsız sabahsız. Telefona hızlı hızlı bir şeyler yazdı çocuk.
Ayrılık Çeşmesi... Telefon elimde. Yazmayı bırakmalıyım. Dalıp giderim de Üsküdar'da inmeyi unuturum. Yer altına indik, ortalık karardı. Konuşan yok. Sessiz kalabalıkta yalnızız.
Kusura bakmayın, telefonu kapatıyorum. Yazıya ara verdim demek bu.
Üsküdar... İndim. Çekmeköy yolculuğu için metroya geçtim. Samandıra'ya dek uzamış metro bu kez. Metro hattı uzayınca yolcu sayısı artmış. Sevindim. Yurttaş toplu taşımayı kullanma fırsatı yakalamış.
Durakta, aracın gelişine doğru, bir sürü genç, saygı duruşunda gibi... Ellerde cepler. Başlar öne eğik.
Yolculuk başladı yeniden. Bir süre bekledim. Yazmadım. Çevreyi gözledim.
Bulgurlu... Yan yana beş kişi oturuyoruz. Beşimizde de telefonlar açık. Sol yanımda küçük çocuk mırıldandı. Annesi, gözünü telefondan ayırmadan:
"İncez şimdi, sus!" dedi.
Solumdaki adam oyun oynuyor.
Metroda da durum Marmaray'daki gibi. Şaşırmadım. Bizim hoca, cuma hutbesini, telefonundan okumaya başladığında kanıksamıştım durumu. Daha önceki yolculuklarda, birkaç kişide de olsa, kitap görürdüm. Bu kez kitap da gazete de görmedim.
Ümraniye... Çok kalabalık... Dikkat gerektiren bir ortam. Öteki ceplerimize sahip çıkmalıyız. Bazı eller, yanlışlıkla, başka ceplere girebiliyor. Sonra insanların adlarını hırsıza çıkarıyoruz.
Cep telefonumu kapatıyorum. Maalesef yazı da bitecek!
Ellerimiz ceplerimizde, gidiyoruz.
HAYRİ SARI
ETİKETLER
cinaraltikultursanat@gmail.com
YAZARIN DİĞER YAZILARI
GÖZLERİM ÇOCUKLARDA VE KÖPEKLERDE
SIFIRA VURDUM
ADLARI NECİP
RAMAZAN DİLENCİLERİ İÇİMİ ACITAN
ŞAPKA DEYİP GEÇMEYİN
KİTAP KOKULU AYDINLIĞA VEFA