ŞAHSENEM PARLAK YAZDI : "NEFRETİM ÇIKMADI"

8/30/2024

NEFRETİM ÇIKMADI

“Bir damla şiir ve aşkla dünyanın nefretini yatıştırabilirdik.”

Pablo Neruda

Arapça nfr kökünden gelen nafra(t), “kaçınma, kaçışma, kaçışan güruh” sözcüğünden alıntıdır. Hiç sevmemek tiksinmek anlamları da taşır.

Bir önceki yazımda “Gibi” başlığıyla “aynılaşmak” bahsini yapmıştım.

Aynılaşmayalım, özgünlüğümüzü, aidiyetimizi, kültürümüzü koruyalım ama bize benzemeyene, biz gibi düşünmeyene, misal “seni artık sevmiyorum ya da kararlarıma saygı duymanı istiyorum” diyene de nefret duymayalım.

Nefretten söz ederken bilhassa sosyal medyada ve bazı iletişim kanallarında insanların nefret söylemi ve linç kültüründen beslendiğini bunun bir iletişme biçimi olarak da kullanıldığını söylemeden geçemeyeceğim.

Bir giriş cümlesi olarak ufacık yazacak olursam nefret, söylemi hedef alır, ötekileştirir.

Belirli bir kişi, grup, etnik köken, cinsiyeti, din veya fikirleri hedef olarak düşmanca ve aşağılayıcı ifadeler kullanarak iletişim kurma biçimidir.

Bu nefretin zeminini bazen geçmişte yaşadığımız haksızlıklar, bir takım maruz kalmışlıklar, öğretilenler oluşturabilir.

Ya da sonu hayal kırıklığı olan bir aşk, dostluk, arkadaşlıkla ilgili yaşayabiliriz nefreti...

*****

Bu arada itiraf edeyim ki yazımın başlığı bana değil çok uzun yıllar önce mesleğimin henüz başlarındayken okuttuğum bir 1. sınıf öğrencisine ait.

Bizler yaşamın içerisinde bazı olayları yaşarken daha sonra tatlı bir anıya, yazıya ya da bir güncenin içinde geçecek ufacık bi paragrafa dönüşeceğini bilemiyoruz.

O yıl ilk kez birinci sınıf okutuyordum, tenefüsün ardından sınıfa girdiğimde bir erkek öğrencimi minicik bedeninden taşan bir öfke haliyle buldum. Belli ki teneffüste bize göre küçük ama ona göre hiç de azımsanamayacak kadar büyük bir olay yaşamıştı. İlk kez 1. sınıf okutuyor olmanın telaş ve stresiyle mevzunun ayrıntısını bile sormadan iki öğrenciyi yanına çağırıp birbirlerinden özür dileyip barışmalarını istedim.

Öfkesi daha büyük olan minik öğrencim ilk anda özür dilemeyi reddetse de bir şekilde ikna edip ikisinin de birbirlerinden özür dilemesini sağlayıp yerlerine oturttum.

Ohh miss! bana göre tatlıya bağlamıştım olayı ama gel gör ki öfkeli olan öğrencim durmadan defterine bir şeyler karalıyor, derse adapte olamıyordu. Yanına gidip eğildim ve “bak arkadaşın da senden özür diledi hadi artık sen de unut, siz arkadaşsınız” dediğimde bana:

“ Öğretmenim nefretim içimden çıkmadı” dedi. Onca yıl geçti sayısız öğrencim ve onlarla yaşadığım anılarım oldu ama o gün, o ufacık çocuktan öğrendiğimi hiç unutamadım.

Hala gülümseyerek hatırlarım;

demek ki insanın nefretinin içinden çıkması için belli bir süre vardı.

Hadi özür dile de barışın demekle olmuyordu ne yazık ki!

Belki de biraz zaman ya da iletişime ara vermeliydi.

Biz sevgi ekelim yine de yüreklere, en çok buna ihtiyacımız var bize benzemeyeni, doğayı, hayvanı, iyi niyetleri ve hisleri yok ettiğimiz bugünlerde!

Sevgilerimle...

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ŞAHSENEM PARLAK