ŞAHSENEM PARLAK YAZDI "LEGESE"


LEGESE
LGS; liseye giriş sınavı, adı üstünde yahu liseye giriş yani yaşları henüz 13-14 yani henüz ergenlik sürecinin duygu karmaşası içerisinde olan çocuklarımızın vakt-i zamanında belki de bizim üniversite sınavına hazırlanırken yaşadığımız telaşlı, kaygılı ve endişeli günleri yaşamak yerine çocukluklarının son demlerini yaşamalarını isterdim.
Mevcut sistem içerisinde iyi bir lise eğitimi görmek adına bu ve benzeri sınavlar kaçınılmaz mı acaba?
Yok mudur başka yolu?
Pandeminin üzerinden epey zaman geçmiş olmasına rağmen okula, sosyal çevreye, sınıf içerisinde 35-40 dakika öylece oturmaya, yüz yüze eğitime, bir kişiye ve konuya odaklanma, sorumluluk alma konusunda güçlük çektiklerini gözlemlediğim öğrenciler LGS için bir yıl boyunca ellerinden geldiğince hazırlık yaptılar bir kısmı da bu durumu çok fazla önemsemedi elbette.
Vee zaman neredeyse doldu...
Bugünlerde haliyle sıkı çalışma içinde olan öğrenciler kendini oldukça yorgun ve bitkin dahası çalışmalarının yetersiz olduğunu hissediyor olabilirler. Daha fenası istedikleri başarıyı elde edemeyeceklerini düşünüp yüksek düzeyde kaygı yaşıyor olabilirler. Belki de sadece onlar değil bir o kadar anne babalar da aynı hissiyat içindedirler kim bilir...
“Acaba daha çok özel ders mi aldırsaydık ?
Dersane tercihi yanlış mıydı?
Devlet okulu değil özele mi gönderseydik hiç yoksa okul puanıyla falan girerdi liseye.
Daha iyi bir özel okul mu olmalıydı, orada yanlış mı karar verdik?
Ahh! galiba ders çalış diye çok baskı yapıp çocuğumu bunalttım.
Acaba ilgisiz mi bıraktım, dönemin başında bütün derslerini takip edecek bir eğitim koçumu bulsaydık?”
Falan filan...
Bitmez!
Biz “modern zaman” ebeveynlerinin kendini eksik hissetme hali, çocuğumda travmaya mı neden oldum derdi, diğer velilerle yarışı bitmez!
Fedakarlığı,
Pişmanlıkları,
Zihin bulanıklığı bitmez...
Bitmeyecek olan bir şey daha var sınav ve eğitim sisteminin durmadan değişimi, sıkıntı burada zaten.
Meslek hayatında 24 yılı bitirmek üzere olan ve eğitimin her kademesinde farklı konumlarda, branşlarda çalışan bir eğitimci olarak bu değişimleri, olumsuz etkilerini, eğitimin alt üst edilişini, mesleki onurumuzun yok edilişini anlatmaya da ziyadesiyle yorgunum, itirafım olsun bu da...
En son 4+4+4 sistemi geldiğinde 1.sınıf okutuyordum, o minicik çocukların saçlarımı okşayıp, kucağıma oturup anne şefkati istediğini gördüğüm gün ben bu narin kalple artık ilkokul öğretmenliği yapamam deyip kendi branşıma geçmeye karar vermiştim, evet bir gün içinde...
Gerçekten biz ne istiyoruz ya bu çocuklardan bıraksak çocukluklarının son oyunlarını oynasalar. ilk aşklarını, heyecanlarını, birbirlerine hissettiklerini, yaşlarının gerektirdiği, dillerinin döndüğü kadar bütün çocuklukları ve tatlılıklarıyla söyleseler. Dostluğu, kardeşliği, küslüğü, barışı, doğayı, hatayı deneyimleseler.
Ortaokulun son demlerini, teneffüslerini, veda partilerini yaşasalar.
Mayısın ilk sıcaklığıyla LGS diye bir şey düşünmeden okulun bahçesinde dondurma yeseler.
"Ohh be! son yazılılar da bitti" diye sevinip top oynasalar, ip atlasalar, ya da ne bileyim işte hayata karışsalar...
Ilık akşam üstlerinde meltemi hissetseler yüzlerinde ve terleyen tenlerinde.
Mahallenin erik ağaçlarına çıkıp, koparıp yeseler, yıkamadan öyle tişörtlerine silerek.
Anneleri çağırsa ama onlar “Biraz daha annee!.. “ diye seslenseler annelerine.
Yok salçalı ekmek mevzusuna girmeyeceğim o kadarına da gerek yok ki zaten ben de sevmezdim. Reçelli ekmekti favorim.
Velhasılı kelam ne istiyoruz yahu gitsinler mahallelerindeki okullara, biz olduk işte n’olmuş?
Onlar da olurlar.
Dersane, özel ders, koç, test, denemeler...
Bırakalım da biraz yaşamın kendisini deneyimlesinler...
YAZARIN DİĞER YAZILARI