KILIÇOĞLU'NDAN BİR KİTAP İNCELEMESİ:"ŞU DAĞIN ARDI İRAN"

ŞİRİN FERHAT’A KAVUŞUR

Bizim halk hikayelerinde daha çok erkek kadının peşinden gider Çoğu hikayede de kavuşma gerçekleşmez. Anadolu halkı bu duruma "mahşerde , cennette kavuşurlar" der. Örneğin, Kerem Aslı için yollara, Mecnun Leyla için çöllere düşer. Ferhat Şirin için dağları deler. Ama birbirlerine kavuşamazlar.

Okuduğum kitap “Şu Dağın Ardı İran” da bunun tersi oluyor. Türk kızı, İranlı gence aşık oluyor.1981 yılının karmaşasında sevdiği erkeğin yanında İran’a gidiyor. Türkiye 12 Eylül darbesinin , İran Humeyni yönetiminin en karanlık günlerini yaşıyor.

Meltem, okumuş çağdaş düşünceli, ekonomik durum iyi bir ailenin kızı. Ahmet , on beş yıldır Türkiye’de bulunan, diş doktoru olmuş İranlı bir genç. Ailesi Meltemi ne kadar uyarırsa da onları dinlemez. Şirin olup Ferhat’a kavuşur, Ahmet ile evlenir.

O günlerde Ahmet ve Ahmet gibi düşünen bir çok İranlı genç, İran’a dönmek için can atmaktadır. Çünkü baskıcı Şah rejimi yıkılmış, Humeyni devrimi başlamıştır. Devrimin halka yayılması , kökleşmesi için kendilerinin de çalışması gerekir. Baskıcı dönem bitmiş, özgürlükler dönemi başlamıştır. Bu düşünceler içinde Ahmet İran’a gitme kararı alır.

1981 yılında, yorucu bir otobüs yolculuğu yaparak Ahmet’in ailesinin oturduğu Tahran’a varırlar. Aile oğullarına kavuşmanın sevincini yaşar. Ancak Meltem’e sıcak davranmazlar. Kısa sürede Meltem durumu kavrar. Çok zor bir hayat onu beklemektedir. Eşinin , ailesi ,onu benimsemez. Acemler, kendi ulusları dışındaki ulusları aşağılar, küçümser. Bu küçümsemeye Türkiye’de dahildir. Meltem ile her konuşmasında kayınvalidesi olsun, Ahmet’in kız kardeşi olsun aşağılamayı ,çekinmeden söylerler. Bu duruma ek olarak bir de Humeyni yönetiminin baskısı var. Bu baskı özellikle kadınlara yapılmaktadır. Sokakta, devlet dairelerinde türbansız bulunmak yasaktır. Yasağa uymamanın cezası çok serttir. Hem devrim muhafızları denetler hem de sokaklarda kadınların yüzlerine kezzap atılmaktadır. Ancak Meltem bu sıkıntılara, baskılara ilk günler, Ahmet’e duyduğu sevgisi için, Ahmet destek olur, düşüncesiyle ses çıkarmaz, boyun eğer.

Irakla yapılan savaş uzadıkça uzar. Ahmet doktor olduğu için askere alınır, uzak bir şehre gider. Meltem ,zorunlu olarak Ahmet’in evli olan ablasının evinde kalıp onların beş altı yaşlarındaki çocuklarına bakar. Ancak, Meltem’in sıkıntıları artar. Sevdiği adamdan uzak, dil bilmediği bir ortamda sevilmediğini yüzüne söyleyen insanlar arasındadır. Hafta sonu izinli gelen Ahmet’e sıkıntılarını anlatır.Ahmet, ona açık destek olmaz, oyalar her seferinde, çeşitli bahaneler uydurur. Annesinin, ablasının sözünden çıkamaz. Bir noktadan sonra , Meltem Türkiye’ye dönmenin yollarını arar. Babasının arkadaşı olan Türk büyük elçisinden görüşme için randevu alır. Görüşmede kötü bir durumu öğrenir. Evlendikleri zaman, Ahmet , Onu kendisinden habersiz , İran uyruklu olarak göstermiş. Böyle durumlarda erkek izin vermedikçe eşi İran dışına çıkamazmış. Meltem bu duruma hem çok kızar, hem de ailesiyle görüşür. İranlı yetkililerle irtibat kurar. Türk uyruklu olduğunu kabul ettirir. Ailesi , ona Türk pasaportu gönderir. Eşinin de gönlünü yaparak, bin bir zorlukla İran’dan , üç sene sonra ayrılır. Uçak Türk hava alanına inince toprağı öper. Bir daha da İran’a dönmez. Eşinden de boşanır.

Ancak, kitabı okuduğumuzda , kafamızda daha birçok farklı soru oluşur. Ulus ve kültür farkı evliliklere engel mi? Bir ulusun bir devrim yaptığında, daha sonra hangi sorunlar çıkar ortaya .Devrim sırasında ve sonrasında hangi toplumsal kitleler , düşünceler, birbirleriyle uzun süreli yol arkadaşlığı yapabilir. İnsanlar, kimi konularda , söylenenlerden çok , yaşayarak, gözlemleyerek, doğrulara varabilirler.

Meltem, kitabı yazmaya da bu yaşadıklarının, gördüklerinin, ülkemiz ve insanlarımız için önemli olduğuna inanarak karar verir. Çünkü, ailesinin karşı çıkmasına rağmen Ahmet ile evlenir, İran’a gider. Ancak mutlu olamaz. Devrimi yaparken, mollalar, en çok komünistlerden, kadınlardan yardım ve destek alırlar. Devrim sonrası , bütün komünistler ya idam edilir ya tutuklanır ya da yurt dışına kaçarlar. Kadınlar, en çok baskıya uğrar, toplumsal ve bireysel yaşamda. Birer değersiz eşya gibi görülür. Irak ile yapılan savaş Humeyni mollalarının baskısını arttırmasına, solcuların ve eleştiri yapacak bütün insanların önünü kesmeye ortam hazırlar. Baskıcı ,dinci bir dikta yönetim İran’a yerleşir.

İnsanlar , yoksul, suskun, korkak, evlerinde bile özgür değiller. Küçücük çocuklar, dedelerini , ninelerini, baba ve annelerini namaz kılmıyor, devrim aleyhinde konuşuyor diye devrim polisine şikayet edebiliyor. Bu şikayet sonucu tutuklama ve idam olabiliyor. Bu olayları okuyunca , insan istemese de ülkemiz için de kaygılanıyor. Yavaş yavaş sosyal hayatımız sınırlanıyor. Çevremizde garip giysili , garip davranışlı insanlar çoğalıyor, "Türkiye, İran olur mu?" diye sorular soruluyor.

Kitap, anılar toplamı olduğu için anlaşılır akıcı bir dil ve anlatıma sahiptir. Çoğu insanın okuyup anlayabileceği bir düzeydedir. Yalnız on yedinci sayfanın ilk cümlesindeki deyim yanlış anlamda kullanılmış. ardımdaki köprüleri yakmazsam ileri…Burada “köprüleri atmak” kullanılmalıydı, “gemileri yakmaktır” öteki deyim. Kitap bu günün koşullarında daha çok okunsun derim. Her okuyan kendine göre sorular sorsun, sonuca varsın. Bol kitaplı günler dileğiyle.

İNCELENEN KİTAP:

MELTEMVURAL

ŞU DAĞIN ARDI İRAN

CUMHURİYET KİTAPLARI-İST.

2010 ŞUBAT 5.BASKI

MEHMET KILIÇOĞLU

ETİKETLER

YAZARIN DİĞER YAZILARI