MELEK KAVŞUT'TAN "DEĞİRMENDEKİ SES" ÖYKÜSÜ


MELEK KAVŞUT
DEĞİRMENDEKİ SES
Yıllar sonra çekeceği acı ve keder çizgilerine yenilerinin ekleneceğini ve bugün güneş gibi aydın olan bu yüzün ardındaki "Bu sen misin?" diyecektim, bunun farkında bile değildi. Aynalardan kendine bakınca, bunca ızdıraptan sonra "Geri döndüm, beni hatırladın mı sonunda?" diyecekti. "Ne oldu sana böyle, yüreğini yerinden mi söktüler, yoksa ellerini ayaklarını mı bağladılar? Ne oldu da zamanından önce yaşlanmış ve çökmüşsün?" diyecekti kendine.
Değirmenin sahibi olan Cafer, Nazlı kafası, pala bıyığı, çam yarması gibi gövdesi ile elinde sopayla dolaşan ve değirmende çalışan işçilere her fırsatta hakaret eden, göz açtırmayan bir adamdı. O bölgede gaddarlığıyla bilinen Cafer Ağa, bir gün kendi aralarında tartışan işçilerden Ali’yi öylesine dövmüştü ki, Ali bayıldığında daha da şiddetle tekmeleyerek onu değirmenin mahzenine bırakmıştı. Kafasından darbe alan Ali, günlerce can çekişerek ve inleyerek o mahzende kimsesiz kalmıştı. Ali’nin iniltilerini duyan insanlar, sonunda onu yaralı ve kanlar içinde bulmuşlardı. Ali, değirmende çalışan orta yaşlı bir kadın olan Nano tarafından bulunmuştu. Her gün sabahın ilk ışıklarıyla uyanıp değirmenin yolunu tutan, bilgili bir kadın olan Nano, değirmeni temizleyip oradaki işleri yapmakla meşguldü. Değirmene arpa ve buğday ölçmek için gelen müşteriler ona acıyıp bahşiş bile verirlerdi. Zor olsa da işleri yolundaydı, ta ki o sesi duyduğu güne kadar...
Ali’yi bulduğunda can çekişiyordu. Artık konuşamaz durumdaydı; zaten konuşmasına da gerek yoktu. Nano her şeyi görmüş ve biliyordu. Ali’nin yaralarını temizlemeye çalıştı ama nafileydi, Ali iyi olmadı. Ali’nin inlemeleri Cafer Ağa’yı rahatsız etmiş olmalı ki, çareyi önce onun ağzını kapatmakta bulmuştu. Ama yine de o geceden sonra saklayamamıştı. Cafer Ağa, değirmenin çevresinde onu gömecek bir yer aradı. Tam da gömecek bir yer bulmuşken Nano’yla karşılaştı. Nano, "Cafer Ağa, yaptıklarının yanına kalmayacak!" diyordu. Bu sözler Cafer Ağa’nın hiddetini artırmıştı. Nano’yu yakalayıp Ali’nin yanına kapatmayı düşünüyordu.
Sabah erkenden gelip Ali’yi görmeye giden Nano, değirmenin kapısında Cafer Ağa tarafından yakalanıp içeri kilitlenmişti. Nano’nun ellerini ayaklarını sıkıca bağlayıp ağzını da bantladı. Yaralı halde can çekişen Ali ile günlerce bir arada kaldı. Ali, onun gözlerinin içine baka baka oracıkta öldü. Cafer Ağa, Ali’nin cesedini bir gece yarısı alıp götürdü, nereye gömdüğü belli olmadı. Zamanla değirmeni boşaltan Cafer Ağa, değirmende yaşamaya başlamıştı. Nano, annesinin ölümünden sonra mahzende uzun zaman tutsak kalmış, acı çekerek yaşlanmış ve Cafer Ağa’nın zulmüne maruz kalmıştı.
Cafer Ağa, bazen Nano’ya yiyecek bir şeyler getirirdi; yemesi için ellerini, tuvalet ihtiyacını karşılaması için de ayaklarını çözerdi. Bu günlerden birinde, Cafer Ağa değirmene gelirken kendisini takip eden bazı insanlar olduğunu fark etmişti. Bu adamlar, öldürdüğü Ali’nin yakınları olabilir diye düşündü ama emin değildi. Bu yüzden korku içindeydi. Cafer Ağa, değirmene girip kapıyı kapattı, Nano’ya yemeklerini verdi. Tam o sırada değirmen kurşun yağmuruna tutuldu. Öylesine yoğundu ki, Nano, "Bir ses bastırıyor," diyordu.
Cafer Ağa kaçacak yer ararken, değirmenin her köşesini bildiği için bir yerinde saklanıp kayboldu. Bir taraftan kendini saklıyor, diğer taraftan da kaçan tutsak Nano’yu arıyordu. Kurşun sesleri yavaş yavaş kesildi. Cafer Ağa iyiydi ama Nano, o kargaşada kaçmıştı. Gecenin karanlığı Nano’ya yardım etmiş, onu bağrına basmıştı. Cafer Ağa değirmenin her köşesini ararken, değirmende yangın çıkmıştı. Ertesi gün Cafer Ağa’nın cansız bedeni, değirmenin mahzeninde, öldürdüğü işçisi Ali’nin can verdiği yerde bulundu. Cesedini bulanlar, onu tanıyamamıştı.
Nano, aynanın karşısına geçtiğinde kendisini tanıyamadı. Dişleri dökülmüş, saçları ağarmış, yüzü çökmüş, kırışıklıklar içinde ve gözleri kan çanağına dönmüştü. Bir hayli yaşlanmıştı. Kendi kendine, "Aklımın yarısını orada, değirmenin mahzeninde bıraktım," diyordu. O günden sonra hep değirmenin etrafında dolaşıp "Ali, orada mısın? Ali! Ali!" diye seslenirdi. Durmadan şu cümleyi tekrar ederdi: "Eden bulur."
Nano, her gün gelip değirmendeki sesi dinliyordu. Kendi sesi ve Ali’nin iniltileri, hiçbir zaman kulağından gitmedi. Elbette "Eden bulur”…
