MELEK KAVŞUT'TAN "BABAMIN GÖLGESİ" ÖYKÜSÜ


MELEK KAVŞUT
BABAMIN GÖLGESİ
Feride, yıllar sonra çalıştığı iş yerindeki odasında oturup düşünürken, tren istasyonundan gelen tren sesleri onu geçmişine götürdü.
Çocukluğu, bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçerken pencerenin önüne doğru yöneldi. Dışarıya bakıp uzun uzun düşündü gökyüzünün yağmurdan önceki halini hatırladı. Memleketi ve köyü aklına geldi, derin ve yitik acıların izi vardı gözlerinde. Zaman, onu bir fırtınada oradan oraya savurmuştu. Babasının elini sıkıca tutmuştu, hem heyecan hem de korku vardı körpe yüreğinde. İlk defa köyünden ayrılıyor ve trenle büyük bir kente gidiyordu. Ankara'da trenden inip Konya'ya devam edecekti. Annesinden ilk kez ayrılmanın üzüntüsü ile küçük kalbi küt küt atıyordu. Tam da trenin önündeydi; kapkara, uzun, isli, paslı...Etrafta loş ışıklar yanıyordu. Bir an ışıklar kesildi ama bu kesinti kısa sürdü. Zifiri karanlık, duman ve kömür kokusu birbirine karışmıştı. Hafif çiseleyen yağmur aniden hızını artırmıştı; yer ve gök çıldırmış gibiydi. Akşam saatlerinde şehir suskun ve ölü gibiydi. Bir süre sonra trende sıcak su verilmeye başlandı.Tren çalıştığı için fazlasıyla sıcak su oluyordu ve ihtiyaç fazlası boşaltılıyordu. Fakir fukara bu durumdan yararlanıyordu. Bu görüntü ürkütücüydü. Henüz 10 yaşında olan Feride olanlar karşısında şaşkına dönmüştü. Babası onu kucakladığı gibi trene atladı. Kısa bir arayıştan sonra bir kompartımanın köşesinde oturacak boş bir yer buldular. Babası merak etme güzel kızım elbet daha güzel bir yer bulacağız dedi. Feride babasını onaylamak için başını salladı ama gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Kısa bir süre sonra Feride, Baba eve gidelim ben okumak istemiyorum. Şehir çok güzel değil. Annemi özledim dönelim, dedi. Babası eve gitmek istemenin sebebini anlayabiliyorum kızım, ama bak, güzel bir okulda okuyacaksın. Belki öğretmen, belki de doktor olacaksın. Sen zeki ve çalışkan bir kızsın öğretmenine söz vermiştin. Hatırlasana geri dönmek olmaz, diyerek onu teselli etti. Feride istemeyerek de olsa tamam demişti. Tren yolculuğunu aslında seviyordu ama şehir yaşamına adım atmaktan korkuyordu. Tren hızla ilerliyordu. "Çuf çuf" sesleri ve trenin o ahenkli sesiyle birkaç saat içinde Ankara'ya varacaklardı. Yolda iki kere annesinin hazırladığı haşlanmış kaz eti, çeçil peyniri, kızartılmış patates ve tandır ekmeği yediler. Tam bu sırada trende bir arbede çıktı. Feride tuvalete gitmek istediğini söyledi babası elini tutup onu götürdü. Feride'nin işi bittiğinde babası kapının önünde onu bekliyordu. Ancak Feride kapıdan ayrılıp kalabalığı merak etti. Babası tuvaletten çıkınca onu göremedi ve panikle her yerde onu aramaya başladı. Tren Ankara garına varınca babası Feride'yi hala bulamamıştı. Tam trenden ineceklerdi ki dışarıdan Baba diye çığlık atan Feride'nin sesini duyuldu. Trendeki arbede sırasında bir yolcunun cüzdanı kaybolmuş ve kavga çıkmıştı. Feride ve babası bu olaydan en çok zarar görenler olmuştu. Ankara'da bir bankta geceyi geçirdikten sonra sabah Konya yolculuğuna çıktılar. Bu Feride'nin 6 yılını geçireceği Konya'daki babasıyla yaptığı son tren yolculuğuydu. Babası Feride'yi Konya'da yatılı kız okuluna kayıt ettirdikten sonra vedalaşırken sol kolundaki uyuşmayı fark etti. Hastalığının farkında olmadan Feride'yi okulda bırakıp memleketine döndü. Ancak bu yolculuk onun sonu oldu. Kars tren garında kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Feride büyüdükçe, her Kars tren garına girdiğinde babasını arar oldu. Babasına duyduğu özlemini dizelerle dile getirdi.
Trenin hür sesine
Asılı kaldı çocukluğum
Elimi uzattım koca bir boşluk
Babamın cebinde düşlerim kaldı
Yüreğim ezildi trenin sesiyle
Bakışları her yerde
Cebinde bez bebeğim
Avuçlarında ellerim kaldı
Halen bekliyorum Kars tren garında
Başım omuzunda
Cebinde ellerim
Babam gitti gölgesi kaldı
