MELEK KAVŞUT ÖYKÜSÜ: "AMELİYATHANEDEN GELEN ÇIĞLIK"


MELEK KAVŞUT
AMELİYATHANEDEN GELEN ÇIĞLIK
İmdaaaat kurtarın beni.
Kimse yok mu, kurtarın beni. İmdaaat, imdat diye bağırıyordu.
Rahime'nin çığlıklarını ameliyat personeli dışında duyan kimse yoktu.
Rahime o gün çok ciddi anlamda görme kaybı yaşayan sol gözünden ameliyat olacaktı. Eğer bu ameliyatı kabul etmezse sol gözünü tamamen kaybedebilirdi. Bu yüzden bu büyük ve riskli operasyonu çaresiz kabullenmişti.
Rahime, sabahın erken saatlerinde hastane yolunu tuttu. Uzun bir bekleyişten sonra ameliyathane hemşiresi onu hazırlık odasına aldı. Hazırlandı, ameliyata hazırdı. Ama içinde anlam veremediği bir telaş, bir korku vardı.
"Acaba görebilecek miyim? Acaba canım çok mu yanacak? Ne de olsa lokal ameliyat bu. Ya iğne canımı çok yakarsa. Ya gözüm çok acırsa. Acaba vaz mı geçsem?" diye düşündü.
Bir taraftan da Tamara dediği iç sesiyle konuşuyordu.
Tamara, Rahime'yi teskin edip sakinleştirmeye çalışıyordu ama Rahime panik atak geçiriyordu. Bu odadan kalkıp kaçmak üzereydi. İğne korkusu bütün bedenini kuşatmıştı.
Rahime böylesine büyük ve riskli göz ameliyatında, anestezi kabul etmediği için, lokal ameliyat kararı almıştı doktoru.
Sol gözünü iğne ile uyuşturup öyle yapacaktı ameliyatı.
Rahime karışık ruh hâli içerisinde, iç sesi Tamara ile konuşurken, beyazlar içinde iki doktor, ellerinde tıbbi malzemenin olduğu bir kutu ile içeriye girdiler.
Tamara doktorun elindeki ilaç kutusuna uzun uzun bakarken "Bu uzun iğneler senin için sanırım. Kesinlikle dayanamazsın, kalkıp buradan, bu masadan kaçsan mı acaba? Çok kolay kaçarsın ama dışarıda seni bekleyen ailen, akrabaların ve dostların var. Onlara ne dersin sonra? Korkudan kaçtığını mı?" "Yok yok olmaz." dedi.
Rahime, Tamara'nın korkaklığına dayanamadı sonunda. "Rahat bırak beni Tamara lütfen. Buradan nasıl kaçarım? Olmaz olmaz." dedi.
Rahime iç sesi Tamara ile cebeleşirken doktor Rahime'ye doğru gelip "Rahime Hanım uzan lütfen, gözüne iğne yapacağım. Gözünü uyuşturup ameliyata hazırlamamız gerekiyor. Hoca seni bekliyor."
Rahime ameliyat yatağına uzanırken titremeye başladı. İki doktor ellerini tuttu, üçüncü doktor da sol gözünü iyice kavrayıp ters çevirdi ve alt kapağın iç kısmını kıvırıp uzunca bir iğne soktu ve hızlıca uyuşturucu ilacı enjekte etti.
İğne Rahime'nin gözünde sağa sola kıvrılırken, Rahime avazı çıktığı kadar bağırıyordu. "İmdaaat kimse yok mu kurtarın beni. İmdaaat. Gözüm çıkıyor. Lütfen gözümü ellemeyin, bırakın beni. İmdaaattttt."
Diye bağırıyordu. Doktorlar Rahime'yi dinlemiyor, işlerini yapmaya çalışıyorlardı.
Gözünü uyuşturma işi bittikten sonra ameliyatı yapacak olan hoca koridordan bağırıp "Hadi artık hastayı getirin lütfen."
Rahime Doktor Büşra Hanım'ın yardımıyla ameliyat masasına doğru tekerlekli sandalye ile ilerlerken aniden onu bir titreme aldı. Panik atak imiş adı.
Dişleri ve bütün kemikleri birbirine değip şangır şangır sesler çıkarıyordu. Dişleri şak şak, elleri ayakları tak tak diye sesler çıkarıyordu.
Tak tak tak, şak şak şak diye çıkan bu sesleri duyan Ecrin Hoca "Bu sesler ne, neler oluyor? Hasta nerede kaldı?"
Asistan Doktor Büşra, "Hocam hasta panik atak geçiriyor, ne yapalım?" dedi.
Ecrin Hoca sert ve kararlı bir sesle, "Sakinleştirici yapın, serum takın. Hadi bakalım çabuk olun."
Rahime ameliyat masasına yattı ve bir süre sonra sakinleşti. Ameliyat bir saatte başarılı bir şekilde bitmişti. Ama Rahime'nin ömründen ömür gitmişti. Sıkmaktan bütün dişleri oynuyordu.
Zorlu bir günün sonunda servisin yolunu tutmuştu. Doktorların ve diğer personelin yakın ilgisinden memnun kalan Rahime, bir gün göz servisinde yattıktan sonra ertesi gün taburcu olup evine sağlıklı ve gören gözlerle gitti ama uzun zaman kâbus görüp yatağından sıçrıyor, bağırarak uyanıyordu.
