HAKAN KOÇAR'DAN BİR KISA ÖYKÜ: "BAĞIMLI AŞK"


BAĞIMLI AŞK
Gökhan'la tanıştıklarında yirmili yaşlarının ortalarındaydı Nazan. Daima gülen yüzüyle etrafına mutluluk saçan, neşeli bir insan olarak tanınıyordu çevresinde. İş yerindeki arkadaşları, komşuları, akrabaları ve hayatında uzak ya da yakın olan herkes için pırıldayan bir ışıktı o...
Ama içinde kocaman bir yığın vardı Nazan'ın. Bir eksiklik, bir hüzün, sadece kendisinin bildiği ve başkaları tarafından tanımlanamayacak bir sızı... Bunu kimseyle paylaşmazdı, çünkü kimse anlayamazdı onu...
Gökhan ise Nazan'la tanıştıklarında karizmatik, yakışıklı ve zeki bir adamdı. Bir kafede karşılaşmışlardı ilk kez. Arkadaşlarıyla iş arası öğle yemeğine çıkan Nazan'ı gördüğünde çarpılmıştı bir anda. Bakışları buluştuğunda Nazan'da kayıtsız kalamamıştı Gökhan'ın yeşil mavi, tutkulu gözlerine. Gökhan'ın gözleri ona bir şeyler anlatıyordu sanki. Gökhan, bir içki aldı ve sonrasında birkaç tane daha… Öylesine güzel bakışları vardı ki , o bakışların içinde kaybolmuştu Nazan. Ama o bakışlarda, bir şeyin yanlış olduğunu hissetmişti. Yine de Gökhan'ın yanına gelmesine, tanışmak istemesine ve sonraki günler haftalar boyunca yavaş yavaş sözleriyle, bakışlarıyla onu aşka hapsetmesine engel olamamıştı.
Büyük bir aşkla bağlanmıştı Nazan. Hisleriyle baş etmesi o kolay değildi. Sonunda hayatlarını birleştirmeye karar verdiler. Nazan'ın mutluluktan yüreği bir kelebek gibi pır pır uçuşuyor, Gökhan'la birlikte geçirecekleri mutlu yılların hayalini kuruyordu. Fakat Gökhan'ın ruhunda Nazan’ın görmek istediği aşk eksikti, ama Nazan, ona sarılarak bu aşkı da büyütebileceğini umuyordu.
Evliliklerinin ilk ayları her evlilikte olduğu gibi mutlu, heyecanlı ve tutkulu geçmişti. Ne varki ilk bir kaç aydan sonra Gökhan’ın tavırlarında yavaş yavaş değişiklikler ortaya çıkmaya başlamıştı. Aniden öfke patlamaları yaşıyor, en ufak bir olumsuzlukta acımasızca bağırıp eleştiriyordu. Hoşgörü duygusu kaybolmuş gibiydi. Bununla da kalmıyor, kendine acıyan sözlerle konuşuyor, durumu düzeltmeye çalışan Nazan’a tahammül göstermiyor, aşırı kıskançlıklarıyla Nazan’ın üzerinde baskı kuruyordu. Hemen her gün bir konuda olay çıkarıyor ve hemen gidip dolaptaki viski şişesinden bir iki kadeh doldurup içiyordu. İçtikçe biraz daha sakinleşiyordu ama ertesi gün yine aynı durumlar bir kez daha yaşanıyordu.
Gökhan'ın alkol oranı, her geçen gün daha da artıyordu. Nazan sorunların alkol bağımlılığından kaynaklandığını biraz geç olsa da anlamıştı. Nazan, Gökhan’ın bir türlü çözüm bulamadığını görüyor, onu anlamaya çalışıyordu. Ama alkol, Gökhan'ı iyice içine çekmişti.
Nazan, onu kurtarmak için Gökhan’ın verdiği büyük tepkiye ve hakaretlerine rağmen onun tedavi olması gerektiğini anlattı. Kayınpederi ve kayınvalidesinin de desteğiyle sonunda Gökhan’ı ikna edebilmişti. Programlı bir şekilde tedavi merkezlerine devam etmeye başlamışlardı. Gökhan, seanslar sonrasında bir iki gün iyileşiyormuş gibi görünüyordu, ama her fırsatta alkol bir şekilde onu yine esir alıyordu.
Gökhan'ın iyileşmesi için gösterdiği çabalar, Nazan'ı bazen umutlandırsa da, bazen de yıkılmasına sebep oluyordu. Birlikte oldukları anları değerli kılmaya çalışıyordu, çünkü Gökhan’a hala büyük bir aşkla bağlıydı. Ne yazık ki her geçen gün Gökhan alkol bataklığının içinde biraz daha kayboluyordu.
Bir gece, Gökhan bir anda gözlerini Nazan’a çevirdi ve "Bunu senin için yapamam" dedi. O an, Nazan, artık Gökhan'ın vücudu kadar ruhununda ağır yaralarla yok olmaya başladığını hissetmişti. Alkol, ona kaçış fırsatı veriyor, ama aynı zamanda her şeyini elinden alıp tüketiyordu.
Nazan, Gökhan'ı çok sevse de, ona yardım etmek istese de kendi kalbini kaybetmeye başlamıştı. Gökhan'a hala aşıktı. Gökhan'ın tedavisine devam etmesi için son bir şans daha tanıdı. Fakat Nazan o gece, içinde büyüyenleri fark etti. Gökhan'a aşık olsa da kendi kişiliğini, ruhunu, sevincini kaybediyordu.
Nazan ertesi sabah uyandığında Gökhan’ı yatakta göremedi. Salona baktı yoktu. Evin tüm odalarını gezdi yoktu. Adını seslendi cevap alamadı. Merak ve şüphe içini yakmaya başlamıştı. Yoksa Gökhan?...
Kafasının içinde pek çok şeyi kurarken yemek masasının üzerindeki üzerine kalem bırakılmış ve “Nazan!” diye başlayan kağıdı gördü. Korkuyla, titreyen ellerine alıp okumaya başladı:
"Nazan! Ben gidiyorum. Giderken seninle bir şey paylaşmak istiyorum. Beni çok sevdiğini biliyorum, inan ben de seni sevdim. Ama senin beni sevdiğin kadar değil. Biliyorum benim için elinden gelen her şeyi yaptın. Ama ben böyle biri değilim. Senin kızdığın alkol, benim dünyam oldu. Onsuz yapamıyorum. Onu bırakmaktansa seni bırakma kararını aldım. Hem böylece sana daha az zarar vermiş olacağımı da bilmeni istiyorum. Hayatına devam et. Hoşça kal…”
Nazan, gözyaşlarını tutarak, boşluğa bakakalmıştı. Elleri titriyor, kalbi hızla çarpıyor, salondaki tüm eşyalar etrafında dönüyor, gözleri kararıyordu. Sonunda bacakları bu ağır baskıya dayanamamıştı. Olduğu yere yığılıp kaldı. Kendine geldiğinde hala titriyordu. Boş gözlerle etrafına baktı. Kalbinin derinliklerinde büyük bir boşluk hissetti. Aşk ve kayıp … Gökhan'a olan sevgisi o kadar büyüktü ki onun yokluğunu kabullenebilecek miydi?..
Ve Nazan, mutlu oldukları zamanları anarak, yüreğindeki kırgınlıkla baş başa kalmıştı. İçinde hala bir umut olsa da kalp kırıklıkları gün geçtikçe umudunu yok ediyordu. Acı ve hüzün, ona en gerçek olanı öğretmişti. Bu duyguyu kimseyle paylaşamazdı; çünkü onu hiç kimse anlayamazdı…
HAKAN KOÇAR