GÜLÇİN YAĞMUR AKBULUT'UN GÜÇLÜ KALEMİNDEN BİR ÖYKÜ: "EMANET"


EMANET
Sabırsızca saatine bakıp duruyordu. Beklediği trenin gelmesine henüz iki saatten fazla vardı. Bir yandan bu kadar erken gelinmez ki diye söylenirken diğer taraftan da trenin erken gelme ihtimalini düşünerek Asuman’ı bekletmeyeceği için kendine haklılık payı çıkarıyordu. Bugüne bugün kaymakam olmuştu Asuman. Hâlbuki daha dün gibiydi yumuk yumuk elleriyle babasının elinden tutup parklarda koşturması.
Güneş, sonbahar bulutlarının arasından ne de güzel gülümsüyordu gökyüzünde. Yeni umutlara kucak açar gibi bakıyordu gelip giden şimendiferler. Sıra dağlar karşımızda bir seyirci gibi bütün heybetiyle yolcuları izliyordu sanki. Herkeste bir telaş, bir koşuşturmaca. Kimi trene yetişmeye çalışıyor, kimisi vagonlardan inen yakınıyla kucaklaşıyordu.
Rıfat, bankta otururken elinde bavulu, eskimiş paltosuyla kendi yaşlarında bir adamın gişe önünden geçtiğini gördü, heyecana kapıldı. Arkasından bir iki adım attı ama adam gözden kayboldu. Hayal mi görüyordu yoksa? Bekir öleli on iki yıl olmuştu. Bekir’in kardeşi olmadığını bilmese, ikiz kardeşi zannedecekti.
Vişneçürüğü bir kazağı vardı Bekir’in üstünden çıkarmadığı. Tesadüfün böylesi gişenin önünden geçip kayıplara karışan adamın da vişneçürüğü rengindeydi kazağı. Beraber büyümüşler, beraber okula gitmişler, altı ay arayla evlenmişlerdi. Kızı Asuman’la Bekir’in oğlu Hazar birer sene arayla dünyaya gelmişlerdi. Aynı üniversitenin faklı bölümlerini kazanmıştı çocukları. Geçen yıl diplomasını alan Hazar, iyi bir makine mühendisi olmuştu. Babasını kaybeden Hazar, Rıfat’ ı baba bilmiş, Rıfat da onu öz evladından ayrı tutmamıştı. Son sözlerinde Hazar’ı Rıfat’a emanet etmişti Bekir.
Bekir’e mi kızsın, yoksa en yakın dostunu elinden aldığı için hayata mı kafa tutsun, bilmiyordu. Söz vermişlerdi beraber yaşlanacak, yıllarını verdikleri öğretmenlik mesleğinden beraber emekli olacaklardı. Emekli ikramiyeleriyle büyük bir tekne alıp bütün dünyayı dolaşacaklardı. Bu kadar erken olmamalıydı diye mırıldandı, yüreği burkuldu.
Bekir, balığa çıktıkları günlerin birinde babasının köstekli saatini suya düşürüp akıntıya kaptıran Rıfat’ı dayak yemekten kurtarabilmek için suçu üstüne almıştı. Rıfat’ ı dayak yemekten kurtaramasa bile onun yediği dayağa ortak olmuştu. Üstelik bir hafta ahıra kapatma cezası almışlardı iki arkadaş. Her ikisinin de babası oldukça sert ve otoriterdi. Hiç suçu olmayan Bekir, Rıfat’ın kaderini bilerek ve isteyerek paylaşmıştı.
Ödevini yapmayan Bekir de Rıfat’ın yaptığı ödev sayesinde sınıfta kalmaktan kurtulmuş, kendisi ise ilk defa ödevini yapmadığı için zayıf not almamış; fakat beş ders boyunca sınıfın köşesinde tek ayak üstünde beklemişti. Bugün olsa gene aynı şeyleri tekrar yapardık diye düşündü Rıfat. Kapıldığı amansız hastalık Bekir’ i yaşamdan söküp almasaydı yine birbirleri için hırçın dalgalara kafa tutarlardı şüphesiz.
Ekim iyice hissettirmeye başlamıştı kendini. Ağaçların dipleri sararan yapraklarla doluydu. Hafif rüzgârlı hava, insanın içini ürperten bir sarkacı devindiriyordu sanki. Kanat çırpan kırlangıçlarla doluydu gökyüzü. Belli ki uzun sürecek bir yolculuğa hazırlanıyorlardı. Kırlangıçları çok severdi Bekir, bir de güneşe uzanan uçurtmaları. Hafifçe çiselemeye başlayan yağmur, Rıfat ve Bekir’in çocukluk düşlerini ıslatıyordu. Yağmur sonrası çıkan gökkuşağı kadar duru ve güzeldi dostlukları.
Tren düdüğüyle irkildi Rıfat. Kolundaki saate bakınca kızını getirecek olan trenin istasyona girdiğini gördü. Heyecanlandı, yolcu vagonlarına doğru yürümeye başladı. Dikkatlice Asuman’ı aradı. Kızını ne kadar da çok özlediğini düşünüyordu. Sımsıkı bir kol sarmaladı Rıfat’ı arkasından. Asırlardır görmemiş gibi kızını uzun uzun öpüp kokladı. Kızının elini tutarak evlerine doğru yönelmişlerdi ki Asuman’ın arkasında bir karartı hissetti. Yanlış görmüyordu, Asuman’ın yanına sokulup usulca diğer elinden tutan, can dostu Bekir’in oğlu Hazar’dı. Utangaç tavırlarla babasına evlendiklerini söyleyip alyansını gösterdi Asuman. Korkulu gözlerle babasının gözlerinin içine baktı. Ne olduğunu anlamaya çalışan Rıfat, “Ağlasam mı, gülsem mi?” diyerek uzunca süzdü damadı. Hareket etmeye başlayan tren, Bekir ve Rıfat’ın bütün anılarını da istasyona bıraktı.
GÜLÇİN YAĞMUR AKBULUT
