GÜLÇİN YAĞMUR AKBULUT' UN KALEMİNDEN "İNSANCA YAŞAMAK"



İNSANCA YAŞAMAK
Yaşam sahnesinde yaratıcının bana yüklediği rol karmaşık bir yapboz oyunu. Yönünü bilmeyen bir hortumun girdabımda yuvarlanıp dursam da güneşe açılan pencerelerim var benim. Sustuklarım kadar umudum var, içimdeki aynalardan sakladığım.
Ben öcü değilim, insanım. Farklılıklarım olsa da ben de ağlarım mutsuz olunca. Diğer insanlar gibi ben de mutlu olurum tatlı bir söz duyunca ya da küçük bir hediye paketi avuçlarıma bırakılınca. Benim de kalbim çarpar hoşlandığım kızı görünce. Belki gelecekte iyi bir öğretmen olur, otizmli insanlara kucak açmasını öğretirim öğrencilerime. Ya da mühendis olur, benim gibilerin hayatını kolaylaştırmak adına yeni aletler icat ederim.
Ben iki kişiyim. Biri kendimdeki Yunus, diğeri sizdeki otizmli Yunus. "Yaşamak" diyor bendeki Yunus. "İnsanca yaşamak." Tıpkı sizin gibi koşup oynamak istiyor. Açan bir çiçeği koklamak, yavru köpeklerin başını okşamak, kayan bir yıldızla dilek tutmak istiyor.
Sizdeki otizmli Yunus’un neler söylediğini duymak istemiyor bendeki hayat dolu Yunus. Acıyan gözlerle bakmanızdan, yardıma muhtaç bir zavallıymış gibi muamele etmenizden hiç hoşlanmıyor. Böyle durumlarda çok katlı bir gökdelenin zirvesinden düşüp yatağa bağımlı hale gelir gibi oluyor sizin görmediğiniz ben deki Yunus.
Mesela sen öğretmenim! Beni ayrı bir sırada oturtmandan, her defasında arkadaşlarıma değil de bana dönüp ısrarla anladın mı, demenden nefret ediyorum. Hiç mi okumadınız bu hastalıkla ilgili bilgiler içeren kitapları. Ben geri zekâlı değilim. Zihinsel gelişimimde herhangi bir sorun yok. Hatta birçoğunuza göre daha zekiyim. Sadece insanlarla kolay iletişim kuramıyor, fazla kalabalık ortamlara giremiyorum. Hayatımda olabilecek değişimlere kolay ayak uyduramıyor olsam da ben de diğer insanlar gibi önemli olduğumu hissetmek istiyorum. Tekrarlayan motor hareketlerim var benim. Bunlar sizi korkutmasın. Belki elektrik düğmelerini birkaç defa açıp kapatıyor, kapı kollarını defalarca büküyorum, ama inanın bunların hiçbirini ilgi çekmek veya sizleri rahatsız etmek için yapmıyorum. Aksine bunları yaparken çok yoruluyorum. Kaldı ki bu benim seçimim değil. Bana yazılan yazgının oyunculuğunu yapıyorum.
Bir sürü üç noktalarım var benim. Annemi çok seviyorum. O benim yaşamımdaki sol yanım. Fakat duymayı istemediğim sözcükler var annemden. Aman üşütürsün, balkona çıkma, düşersin, sokakta oynama, okul gezisine katılma… Oysa ben çocukluğumu yaşamak istiyorum. Diğer çocuklar gibi kızakla kaymak, boğazım ağrıyana kadar dondurma yemek istiyorum. Düşmem gerekirse bırak düşeyim anneciğim! İncineceksem bırak incineyim. Hem sen ablama demez misin, düşe kalka öğrenilir hayat? Beni ablamdan farklı bir fanus içine koymanı istemiyorum. Ablamla aynı fanusun içinde büyümek istiyorum.
Sen parktaki teyze, sokakta yürüyen amca! Elimdeki oyuncağımı defalarca yere düşürüp aldığımda yanındakilere beni işaret etmeni istemiyorum. Hızlı adımlarla babama doğru ilerleyip çocuğunuz engelli mi diye sualler sormandan nefret ediyorum. Beni hastalığın değil de bin bir gayretle sarf ettiğiniz bıçak keskini sözlerinizin öldüreceğini bilmenizi istiyorum. Uçurumun kenarından tutup çekmek yerine aşağıya düşmem için sarf ettiğiniz bu çabanın beni binlerce yerimden dilimlediğini görün istiyorum.
Biliyorum hareketlerim kısıtlı, aktivitelerim biraz yavaş. Oynadığınız oyunlara bir adım geriden iştirak ediyorum. Lütfen beni de alın oyunlarınıza. Bayırlarda misket yuvarlamak, en hızlı topacı ben çevirmek istiyorum. El becerilerim çok yavaş. Ne kaybedersiniz ki üç beş dakika daha beklemekten. Ben de sizinle yüzdürmek istiyorum kâğıt gemileri.
Beni bahtımın ellerine bırakmayın. Mutluluğa kalkan bir tren kaldırın eksikliklerimden. Demirden parmaklıkları olan bir kutunun içine hapsetmeyin mavi düşlerimi. Yalnızlığın gözelerinden çekip de çıkarın fesleğen kokulu umutlarımı. Ben de sizin gibi insanca yaşamak istiyorum.
GÜLÇİN YAĞMUR AKBULUT