BİR FİRDEVS KIRGIN ŞİİRİ: "ÖMÜR OTAĞI"

FİRDEVS KIRGIN

ÖMÜR OTAĞI

Bir şiir bahçesine bıraksınlar yüreğimi;

gözlerim semaya değsin, ruhum ufkun ötesine yükselsin...

Öyle bir sabaha uyansın ki içim;

mahcup bir güneş,

karlı dağların doruklarına altın bir mühür vursun.

Buğulu pencereden uzaklara dalmış bir güvercini görsün gözlerim.

Boynu bükük başaklara,

yamaçların eteklerinde unutulmuş patikalara,

uzak tepelerin ardında güneşe vurulmuş karlı dağlara baktıkça

içimde eski bir türkü uyansın.

Adını unuttuğum,

fakat sesini hiç kaybetmediğim

bir memleket türküsü…

İçime işliyor yine bugün,

Buğulu bir seher vaktinde,

rüzgârın sesi...

Öyle bildik, öyle ipeksi bir dokunuş ki…

Bir esintiyle tozlu yollar düşüyor aklıma,

taş duvarlara sinmiş yılların sessizliği…

Bir avuç toprak,

bir ömür otağı.

Ve ben,

her esintide başka bir hatıra bırakıyorum.

Avuçlarımda birikmiş rengârenk boncukları

saçıyorum yeryüzüne: umut, huzur, vefa, nida,

sonsuza erişecek küçücük bir parça.

Yine yüreğimi konuşturuyor ellerim.

Meftunum;

tazelenen, kendini yeniden var eden

bu eşsiz güzelliğe…

Yeşilin göğe yaslandığı,

mavinin toprağa karıştığı,

sarının güneşten, morun akşamdan nasibini aldığı

bu esrarlı âleme…

Ümidimin içinde kıvranıp duruyorum.

Bir kuşun kanadından,

akşam göğünün morundan

kendime küçük bir dünya kuruyorum.

Mâna,

bir ağacın kollarında,

bir taşın suskunluğunda,

bir yaprağın titreyen damarında...

Kâinat,

görebildiğinden fazlasını söylerdi insana.

Yeter ki gönül,

duymayı bilen bir kulak olsun.

Kalemim anlatıyor yine,

bir cümleye sığmayan ne varsa

parmak uçlarımdan dökülüyor.

Bir şey çağırıyor beni.

Adı güzellik belki,

belki hakikat,

belki de insanın kendi içine yaptığı

uzun, sessiz bir seyahat…

Bir kapı aralanıyor.

Ardında ne var, bilmiyorum.

Bir hatıra, bir dua...

Bir şiirin gölgesine bırakın beni;

Bırakın serinlesin yüreğim.

Bir bardak şiir suyu içirin bana.

İçimde siyaha dönmüş ne varsa

umuda çevirsin.

Dünya yavaşça çekilsin üzerimden.

Geceye dönmüş ne varsa içimde

şafağın rengine bürünsün.

Gönlümün kıyısında kurumuş çiçekler,

yeniden âb-ı hayat bulsun.

Sonra çıkarın beni yeniden yollara.

Öyle yollar olsun ki

her köşe başında yeni bir hikâye yazayım,

bir sokağın sessizliğinde şaşıp kalayım.

Takvimleri de şiirle doldurun.

Günler,

öylece geçip giden zaman olmaktan çıksın.

Dün,

rahmetle baktığım bir hatıra olsun.

Yarın,

henüz aralanmamış bir kapı…

Ardında ne olduğunu bilmediğim,

sadece inanmayı seçtiğim

bir ihtimal.

Bugünde kalayım ben.

Anın içinde,

bir nefes tazeliğinde…

Ne geçene yansın yüreğim,

ne geleceğin yükünü taşısın omuzlarım.

Bu anın içine sığsın bütün ömrüm.

Tek bir şiir yeter insana.

Bir seher serinliği,

uzaktan görünen bir dağ,

ıslak toprağın kokusu,

rüzgârda savrulan birkaç yaprak…

Bırakın beni o sessizliğe.

Bırakın kendime döneyim...

Kâinatın gürültüsünden sıyrılıp

içimde saklı o Firdevs bahçesini bulayım.

O gizli bahçedeki sandıkları tek tek açayım.

El değmemiş hatıraları,

unutuldu sanılan sevinçleri,

kenarda bekleyen umutları usulca çıkarayım.

Ne dünyadan vazgeçmiş,

ne de bütünüyle teslim olmuş olayım.

Bir elimde geçmişin emaneti,

bir elimde yarının duası,

gönlümde ise hâlâ inatçı bir gün rahiyası...

Bir şiir bahçesine bırakın beni,

bir dizede dinleneyim,

bir yağmurda arınayım,

bir seherde yeniden doğayım.

Bırakın yüreğim şiire karışsın,

şiir yeryüzüne...